Zaza Tarihi Tartışmaları 11 gün önce Alıntı
zaza tarihi
tij Tuesday, Jan. 03, 2006 at 9:53 AM
zazaların türk olduğunu söyleyen türkçülere cevap
Kayitlara Geçmis Bazi Dersim ve Zaza Asiretleri)
Elamitik Halklarla ve Sasanilerle Baglanti
Dersimin Lolan (Zazacada Lolu) asiretinin adi antik Lulu halkinin adiyla tipatip aynidir. Buradan hareketle Lolanlilarin Elamitik gruptan antik Lullu halki ve Lorlarla iliskisi kurulabilir ve adlari da dahil antik Lulu halkinin yasayan temsilcileri olduklari söylenebilir.
Benzer bir iliski Elimlerle Dimililer ve Susilerle Zazalar arasinda da kurulabilir.
Dimililerle Zazalar arasinda modern yazarlarca kurulan iliskinin bir benzerini Elam (Susyana) cografyasinda tarih-öncesi kadar eski bir çagda Elimlerle Susiler arasinda gözlemlemek mümkün.
Strabonun Cograya eserinin çevirmeni W. Falconer, Elimlerin Pers Körfezine ulastiklarini yazan Ptolemynin bu ifadesine göndermede bulunarak kendi dipnotunda söyle bir yorumda bulunur:
Öyle görünüyor ki, Elimler Pers Körfezine ve Delem adi verilen limana kendi adlarini verdiler, buralarda adlarini biraktilar (Bk. The Geography Of Strabo, cilt 3, 15. Kitap, s. 135).
W. Falconer, bu notunda Delem adinin Elim (Elam)lerin adindan geldigini söylüyor.
Enc. Of Islamin Daylam maddesinin yazari V. Minorsky ise Deylemilerin adiyla Dilmun (modern Bahreyn adasi) adi arasinda baglanti kuruyordu.
Susa (Shushan) adi da; Zaza, Sason ve Sasan gibi adlarin en erken görünümü olabilir. Susiana ise antik Zazana veya Zazaiye (Zazaistan) olarak yorumlanabilir.
Bu konuda baska ipuçlari da gösterebilirim.
Bunlardan biri Elam tanrilarinin babasi konumundaki figürdür.
Elam panteonunda 37 kadar tanri vardi.
Bunlardan ikisi Susian ve Humban (Umman, Khumba) adlarini tasirlar.
Zazalarda tanriya Homa denir. Umman adli Elam tanrisini hatirlatir bu sözcük.
Elam panteonunun basi ise, adinin genellikle gizli tutuldugu sanilan Susian (Shushinak, Sus, Susi) adli tanriydi. Bu tanrinin kendi adini Susa kentinden aldigi söyleniyor. Onun adi Maspero, Speiser ve The Cambridge Ancient Historyde verilen bilgilere göre Ba. Sa/Shushinak, In-Shushinak (Susanin Efendisi), Nin-Shushinak sekilleri altinda görünür. Günes tanrisi oldugu tahmin edilmektedir. The Worlds Historyde tanriça Susa olarak sözedilen bu tanri ya da tanriçanin mabedi Susada bulunuyordu.
Nin-Shushinak, tanri Susianin adinin Sümerce seklidir. Bu sekilden hareketle Mari kentindeki ünlü Ninni-Zaza tapinaginin Elam tanrilarinin basi Susian (Susi)la iliskili olabilecegini düsünüyorum.
Simdi de diger kanitlara bakalim:
Ilk Kürt tarihçisi Seref Hanin eserinde Zaza adina rastlanmaz.
Serefname Zazalardan Azzaniler diye sözeder. Sasondan eski bir eyalet ve krallik olarak bahseden Serefhan, Sasonun eski asiretleri arasinda Susani ve Azizan asiretlerini de anar. Susani adi Serefnamede hem asiret hem de yer adi olarak ve Sason adinin bir sekli olarak geçer.
Antik Susa ve Susiana adlari ile Serefnamedeki Sason veya Susani adlarinin birbirinin tipkisi oldugu çarpici bir gerçeklik olarak orta yerdedir.
Bu nedenledir ki, antik Susa adinin Zaza, Sason ve Sasani adlarinin en erken görünümü oldugu söylenebilir.
Elamlilarin Anzan ve Susi (Sus, Susan) seklindeki alternatif adlari, Azzi, Azzani ve Zaza adlarinin kayitlara geçmis ilk biçimleri olabilirler.
Hititler çaginda Hayasa ile birlikte adlari sikça anilan ve Hitit yazitlarinda kayda geçirilmis olan Azziler de adlarina bakilirsa Zazalarla ayni halk olmalidirlar.
Serefhan, Sasona sonralari Hazzo dendigini yazmaktadir ki, bu ad da, Elamin geç Fars kaynaklarindaki adi olan Uvaja (Hvaja) ve bu adin Arapça sekli Hozi (Hussi, Uxi) ile ayni görünüyor. Uvaja ve Hozi sekillerinin Elamin diger adi olan Anzanla iliskilendirildigine az evvel isaret etmistik.
J. Shielin Notes On A Journey From Tabriz, Through Kurdistan, via Van, Bitlis, Seert and Erbil, To Suleimaniyeh, In July and August, 1836 basligiyla Journal Of The Royal Geographical Society (JRGS) adli periyodikte yayinlanan gezi notlarinda Hazzo adi Hhazan seklinde verilmektedir. Ayni yazida Van civarindaki Khavasur vadisi güneyinde Su-Suzan-Dagi (Türkçede Susuz Dag) adinda yüksek bir dag zincirinden sözedilir ve bu adin Türkçe Susuz sözcügüne Farsça an eki ilavesinden olusugu söylenir (Bk. JRGS, cilt 8, 1838, London).
Bence bu ad da daha büyük ihtimalle Susa (Sus, Suzi) ve Sason adlariyla iliskilidir.
Hazzo adi bana Anadolunun en eski halklarindan olan ve Hititlere adlarini veren Hattilerin adini hatirlatiyor. Bu adin gerçekte asiret ve cografya adi olarak bölgede sikça karsilasilan Hassan (veya Hassin) olmasi veya bu sekillere girmesi olanaksiz degil.
Sonuç olarak dogudan batiya veya güneybati Irandan kuzeydogu Anadoluya dogru ilerlersek, Susiana (Elam), Sason (Susani) ve Azzi-Hayasa konaklari Zazalarin yaklasik bu ayni ad altinda tarih sahnesinde en belirgin sekilde göründükleri hattir denebilir.
Bu muhakeme dogru varsayilirsa, kronolojik açidan Zaza tarihinin baslangiç evresi uygarliga ilk geçtikleri yer olan Susiana (Elam) eksenli tarihleridir. Mevcut kayitlardan hareketle ve simdilik Babillileri disarda birakarak söylersem Hititler çagindaki Azzilar sayfasi Zaza tarihinin ikinci evresidir. Ama Azzilarin ve kralliklarinin tarihi hakkinda tüm bildiklerimiz Hitit yazitlarindaki referanslarla sinirlidir. Sasaniler peryodu ve kayitlarda daha geç görünen Sason evresi ise Zaza tarihinin üçüncü evresidir. Zazalarin Zaza adi altindaki antik çag tarihleri kabaca bu sekilde asamalara ayrilabilir. Yani Susiana ve Sasani imparatorluklari arasindaki uzun aralik yukaridaki gibi doldurulabilir. Zazalarin baska adlar altindaki tarihlerine ise ilerleyen sayfalarda deginecegim.
Yezidi terimi de Serefnamede yer yer Zazalarin ve Dinbililerin alternatif adlarindan biri gibi görünür.
Serefnameye bakilirsa Yezidi adi Izdinle iliskili.
Seref Han, Sason hükümdarlarinin Iran Sasani sahlarinin soyundan geldiklerini söyleyen bir rivayet aktarir. Belki de Elamin Susa krallarina referanstir bu. Onun anlatimina göre eski Sason hükümdarlarindan biri Izzeddin adini tasiyordu ve onun adindan hareketle Sason hükümdarlari Azzani adiyla ünlenmislerdir. Seref Hanin kendisi de Sason krallarindan ve Sasonlulardan Azzanlar (Azzaniler) diye sözetmektedir.
Böylece Seref Han, hem Azzan hem de Yezidi adlarinin bir ve ayni kökten (Izdin, Izzeddin) geldigini, bir ve ayni halkin adlari oldugunu söylemis oluyor. Tam burada Dersimlilerin Okçu Izzedinli olduklarini söyleyen Osmanli arsivlerindeki kaydi hatirlatmak istiyoruz. Okçu Izzedinli tanimlamasi, bence, Dersimlilerin Yezidiler ve Zazalarla akrabaligina isaret etmektedir.
Yezidi sözcügü, kendine özgü bir inancin, bir asiretler grubu ve halkin adidir. Bu sözcügün orijini ve anlami henüz kesin olarak bilinmiyorsa da, onu Muaviyenin oglu ve Emevi halifesi Yezitin adiyla iliskilendiren görüsün ciddiye alinacak bir yani olamaz. Enc. Of Islamin Yezidilik maddesinin yazari Th. Menzel, Yezidi ve Yezit adlari arasindaki benzerligi talihsiz bir tesadüf olarak nitelerken oldukça haklidir.
Menzele göre Yezidi adi büyük olasilikla tanri ya da melek anlamli Azidi, Izidi, Izedi veya Izdi sözcügünden gelmedir. Ized veya Yazata, antik Iran panteonunda önde gelen bir tanriydi.
Bu açiklama sözcügün kökeni noktasinda Serefhanin söyledikleriyle bagdasmaktadir.
Bu bilgilere Iran panteonunun basi Ahura Mazdanin da Yezdan (Izad) adiyla bilindigini ilave etmeliyim. Yezidi adinin onunla iliskili olmasi daha büyük olasiliktir. Sasani sahlarinin bir bölümünün adlari bu tanrinin adindan alinmadir.
Serefhanin aktardigi Sasonlularin kökenine iliskin rivayet eski Ermeni kaynaklarda rastladigimiz Sasan Evi tanimlamasiyla örtüsüyor. Bence Ermeni kaynakalarin Sasan Evi olarak referans verdikleri Zazalarin (ve Sasanilerin) ta kendileridir.
Bu çalismanin vardigi sonuç Zazalarla Sasanilerin bir ve ayni halk olduklaridir. Zaza ve Sasan adlari da kesinlikle ayni adin sekilleridir.
Sason adi Arapça kaynaklarda al-Sanasana olarak geçer (Bk. E. Honigmann, Enc. Of Islam, Malatya maddesi). Bu adla Sanasin (Senasine) ve Sanasun sekilleri altinda da karsilasilir. Sason halkindan ise Senasineler diye sözedilmektedir.
Barbro Karabuda adli bir Isveçli arastirmacinin Dogu Anadolu için verdigi bir asiretler haritasinda da enteresan verilerle karsilasiyoruz.
Bu haritada Sasonda Sas ve Sinson adli asiretler, Silopide Semsan asireti, Mus merkezde Sason adli bir asiret, Siirt Baykanda Sosi ve Hassin adinda asiretler, Diyarbakir bölgesinde, Kulpta ve Malazgirtte Zaza (Zazalar) adli asiret, Mutki ve çevresinde Azdo ve Sin asiretleri, Kiziltepede Azizan, Midyatta Semikan, Hakkari bölgesinde (sinir boyunda ve sinirin Irak tarafinda) ve Mardinde (Suriye sinirinda) Sindi asireti, Mardinde (Suriye siniri üzerinde ve sinirin Suriye tarafinda) Sinika, Van bölgesinde Sinkanli, Semsiki ve Semsikan, Siirt Besiride Sinikan, Siirt Kozlukta Semdin, Kiziltepede Simila adinda asiretler gösterilir.
Bunlara Iç Dersimdeki Sisanli asireti ile Kigidaki Sis adli yeri ve asireti de biz ekleyelim.
Bu veriler de antik Susalilar (Suslar, Suziler) ile Sasonlular (Azzanlar)i iliskilendiren ipuçlari içerirler.
Sin, Susa, Sason, Sinson, Semsan, Sasan ve Sanasin gibi adlar, bana bir ve ayni adin degisik varyantlari gibi görünüyorlar. Hepsinde ortak olan ve sik sik ikilenen bir Sin (San) ögesi var gibi. Kaldi ki bazi kaynaklarda, sözgelimi Ermeni tarihçisi Moses Khorenatside Sason Dagina Sin Dagi dendigine, bu iki adin birbiri yerine kullanildigina tanik oluyoruz. El Birunide de ayni bölgede buna benzer adlarla karsilasiyoruz. Bu adlarin Sakalar (Iskitler)da sikça rastlanan Si ve Su gibi tanimlamalarla iliskilerinin ne oldugu üzerinde durulmaya deger bir konudur.
Akamenid krali Dariusun Behistun (Yakutta Sasaniyan Köyü) yazitlarinin baslangiçta Medce sanilan, ama sonralari Elamitçe oldugu anlasilan versiyonuna dayanarak Susalilarin Mardiler (Amardiler) olarak da bilindiklerine inaniyorum.
Iste Dariusun dedikleri:
Ve kral Darius der ki, asagidakiler kendilerini bana ait gören ülkeler olup, onlarin kralliklarini Ormazdin inayetiyle elimde tutuyorum: Pers ülkesi, Amardeler (Susalilar), Babilliler, Assuriler, Araplar, Misirlilar, (...), Sapardeler, Iyonlar, Medler, Ermeniler, Kapadokyalilar, Partlar, Sarangiler, Ariler, (...); toplam olarak 23 eyalettir
(Bk. Records Of The Past, cilt VII, s. 88, Ingilizceye çeviren: Dr. Julius Oppert, 1876).
Yukaridaki yazitta bir parantez açilarak Amardelerin Susalilar oldugu kaydediliyor. Bu parantez içinin çevirene ait olabilecegini düsündümse de buna iliskin bir açiklamaya rastlamadim. Dolayisiyla, bir yanlislik sözkonusu degilse, yazitin kendisinden Susalilarin alternatif adlarindan birinin de Amardiler oldugunu ögreniyoruz.
Amardiler, sik sik Mardi olarak da anilirlar. Van gölü çevresindeki Mardastan adli eski eyaletin adiyla Mardinin adi onlardan kalmadir. Ermeni kaynaklarinda Mardalik adiyla geçen modern Dersimin bir bölgesi de onlarin adini tasimaktadir. Arap olarak bilinen Mirdasilerin bu adi da belki Mardilerle iliskilidir.
Benim vardigim sonuç odur ki, M.Ö. 2007/6 yilinda Elamitlerle birlikte Sümeri istila eden ve ardindan ünlü Babil kentini ve imparatorlugunu kuran Martular (Amoritler), tüm kaynaklarin iddiasinin aksine, Semitler degil, Akadcayi devlet dili olarak benimsedikleri ve bir ölçüde Semitize olduklari için Sami zannedilen Mardiler (Susalilar)di. Arastirmacilarin büyük bir bölümü Sümer yazitlarinda Martular olarak geçen bu adi Amoritlerin adiyla iliskilendirdiler ve daha çok Amorit tanimlamasini kullandilar.
Sümerlerle Baglanti
Sümerli Ludingirranin aktardigi bir Sümer rivayetine göre, Sümerlerin bir bölümü Dilmun orijinlidir.
Dilmun adi baska Sümer kayitlarinda da geçer.
Örnegin bir Sümer efsanesinde cennete Dilmun olarak referans verilir ve Su tanrisi Enki ile tanriça Ninhursag (Ki, Toprak Ana)in orada yasadiklari söylenir. Ünlü Sümerolog Samuel Noah Kramerin 1950de yayinlanan Sümer Dini baslikli bir yazisinda Enki ve Ninhursag olarak adlandirdigi bu efsane, Dilmun ülkesini yücelten övgülerle baslar ki, ona Dilmun adini vermek daha dogru olurdu.
Tevrattaki cennet fikri ve tasvirinin kaynagi olan bu Sümer rivayeti Dilmunu hastalik, yaslilik ve ölümün olmadigi bir memleket olarak tanimlar. Dilmunun tek eksigi Sümerlerin Abzu dedigi yeralti suyudur ki, onu da tanri Enkinin buyruguyla yerden tatli su çikartan günes tanrisi Utu tamamlar. Böylece Dilmun, her çesit meyveyle dolu parlak bir bahçeye/cennete dönüsür. Kendi arkadaslarindan birinin adini Zazua olarak veren Ludingirra, annesi için yazdigi bir siirde Dilmun hurmasindan sözeder.
Tevratta anlatilan Eden bahçesi ve Adem ile ilgili hikayelerin orijininin Sümer efsanesindeki Dilmun tarifi ve Sümerlerde ilk insan kabul edilen Eridu kentinin krali Adapa oldugu yaygin bir kanidir.
Peki, rivayete göre Sümerlerin bir bölümünün anavatani olan ve belki de bu nedenle yüceltilen Sümer cenneti Dilmun neresidir?
Bu konuda bir fikir birligi olusmus degil.
Bir görüse göre Dilmun Pers Körfezindeki modern Bahreyndir.
S. N. Kramer ise, History Begins At Sumer adli eserinde Dilmunun Iranin güneybatisi veya güneybati Iranda bir yer olabilecegini tahmin eder ve Sami Babillilerin kendi ölümsüzlerini Yasayanlar Ülkesi Dilmuna yerlestirdiklerini yazar.
Firat ve Diclenin cennetten çiktiklarini söyleyen gelenekle birlikte ele alinirsa Dilmunun Firat ve Dicle kaynaklarina referans olmasi olanaksiz degil. Nitekim Bundahishin bu bölgeye Dilman demektedir.
Dilmun adinin Elim (Elam) ve Dimili adlariyla iliskili olmasi büyük olasiliktir. O taktirde Sümerlerin, daha dogrusu onlarin bir bölümünün Dimili olduklarini veya en azindan Dimili bir unsur içerdiklerini düsünmek gerekir.
Ama salt ad benzerligi yaniltici da olabilecegi için kesin konusulamaz.
The Cambridge Ancient History (II, Part 2)de Sümercede ogul/soy anlamina gelen Dumu sözcügünden sözedilir. Bu sözcügü Sümer krali ve tanrisi Dumuzi (Tammuz)nin adinda da görüyoruz. H. Zimmern, Enc. Of Religions And Ethics adli ansiklopedide Dumuzi kelimesinin anlamini gerçek ogul olarak açiklamaktadir. Modern Zazacada Za ve Az sözcükleri de Dumu ile ayni anlama gelirler ve bu adlar adeta ayni sözcügün farkli dillerdeki karsiliklari gibi görünürler.
Özetle Sümerlerin bir bölümünün Dilmunlu oldugunu söyleyen Sümerlerin kendilerine ait gelenek, Sümer mitolojisinde Dilmunun cennet olarak tasviri, Sümer krali ve tanrisi Dumuzinin adi ve ogul/soy anlamli Dumu sözcügü Sümer-Dimli iliskilerinin ipuçlari olabilirler.
Dersimde Sin adina sikça rastlanir. Daha dogrusu, Sin, ileriki sayfalarda açiklanacagi gibi, Dersim (Dersimliler) adinin aslidir.
Sümerlerde de Sin sikça karsilasilan bir addir. Belki Sümer (Tevratta Sinar) adinda da Sin ögesi vardir.
The Cambridge Ancient History (I, Part 2, s. 227-228, 241, 246)de verilen bilgilere göre, Diyala Vadisinde Khafaji denen mevkide Sin Tapinaklari adini tasiyan on kadar tapinak kesfedilmistir. Sin 1 olarak adlandirilan bu tapinaklarin ilki M.Ö. 3000 yili dolaylarina aittir. Yani Irak tarih-öncesinin (3500-2800 M.Ö) arkeologlar tarafindan Cemdet-Nasr (Kis) adi verilen son asamasinda insa edilmistir. Irakta kentlerin kuruldugu evredir bu. Bu tapinaklarin Sin 10 olarak adlandirilan sonuncusu ise Akad peryodunun hemen öncesine M.Ö. 2400 yili dolaylarina aittir. Sümer ülkesinin ekonomik ve dinsel yasaminda önde gelen bir rol oynayan bu tapinaklarin insaasi ile yazinin kesfi örtüsmektedir. Baska deyisle bu tapinaklar yazili tarihin basinda insa edilmislerdir.
Sin terimi Sümercedir. Ama bazen Sümerce Nanna(r)nin Semitik dildeki karsiligi (çevirisi) olarak yorumlanir, yani Semitik bir sözcük oldugu da söylenir. Nanna, Sümerlerin ay tanrisiydi, Ur kentinin tanrisiydi.
S. N. Kramer, eski Sümer kaynaklarinda ay tanrisinin Nanna ve Sin olmak üzere çift isimli olduguna isaret eder.
Sin adinin en ilk sekli, The Cambridge Ancient History (I, Part 1, s. 147) adli kaynaga göre, Zuen veya Zuindir. M.Ö. 19. Yüzyildan itibaren eski Asur yazitlarinda görünen bu terim fonetik gelismenin normal kurallarini izleyerek sonralari Sin biçimini alir. Ayni kaynaga göre Sümerce olan En.Zu sözcügü Zuen olarak okunmalidir. Sin veya Zuen sözcügünün asil orijininin Sümerce oldugunu söyleyen adini verdigimiz eserde, bu sözcügün tüm diger biçimlerinin onun en erken sekli olan Zuenden türedikleri kaydedilir.
Sin adinin orijinin Zuen (Zuin) oldugunu söyleyen bu açiklama bana yine Sümer orijinli olup Babil ve Asur destanlarina da giren Zu mitini hatirlatiyor.
Zu, Babil ve Asurun firtina tanrisidir. Bazen firtina kusu veya seytani bir kus olarak tanitilir. Efsaneye göre Zu adli bu firtina kusu bir keresinde kimin elindeyse ona süper güç veren kader tabletlerini Sümer tanrilarinin basi olan Enlilden çalmistir. Zu, Kapadokyada da önde gelen bir tanriydi. Sümerli Ludingirrada Anzu kusu ifadesi geçer.
Huma kusu tabiri Zu adli firtina tanrisina isaret edebilir.
Kaynaklara göre Asur yazisinin bir özelligi bir hecenin veya son hecenin iki kez tekrarlanmasiydi. Acaba Zaza adi Zu sözcügünün iki kez tekrarindan türemis olamaz mi ve/veya ilk biçimi Zuen (Zuin) olan Sin adinin bir sekli olamaz mi? Zuen (Sin, Enzu), Anzu, Zu ve Zaza sözcüklerinin tümü bir sekilde iliskili olabilirler.
Sin kültünün ilk iki merkezi Ur ve Harran idiler. Her iki kentte de Ay tanrisi Sine adanmis tapinaklar vardi. Akad kralliginda da Sin kültü popülerdi. Bunun bir kaniti Akad krallarindan Naram-Sinin adindaki Sindir. Naram-Sin adi, The Cambridge Ancient Historyde Sinin Sevdigi Adam olarak açiklaniyor (Bk. a.g.e., I, Part 2, s. 737).
Sin kültüne Babil ve Asur panteonunda da rastlariz.
Asur panteonunda Sin (Ay) kültü bir dönem için tanrilarin krali olarak görünür ve Asur tarihi boyunca önemli rol oynar. Rawlinson, Jornal Of The Royal Asiatic Society (JRAS) adli periyodikte yayinlanan Outline Of The History Of Assyria (London, 1852) adli eski bir yazisinda Asur krallarindan Sennacherib ve Sanballatin adlarinin tanri San (Sin)in adindan türetildiklerini yazmaktadir. Suriye ve Fenikede de Sin kültü vardi.
Özcesi, ay tanrisi Sine evrensel bir tanri rolü yüklenmisti.
S. N. Kramer, ay tanrisi Sin (Nanna)in Sümer mitolojisinde Enlil (Ellil)in oglu oldugunu yazar. Ellil, Sümer tanrilarinin babasiydi. Bel (Senyör, Efendi) ünvani tasirdi. Bir yoruma göre ünlü Tufanin yapicisi oydu.
Halen çok tanrili bir toplum olan Dersimlilerde basta gelen tanrilardan biri, hatta panteonun basi Eli adini tasir. Eli adi Ellil (Enlil) adinin bir sekli olabilir.
Sin, In ve Eli adlari Sümerlilerle Dersimliler arasinda bir akrabalik bulunduguna isaret edebilecegi gibi, Dersimde Sümer, Babil ve Asur kültür geleneginin güçlü etkisine de yorumlanabilir.
Dokuz yil Pülümür Kaymakamligi ve iki yil da Dersim valiligi yapmis olan Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri (Ankara, 1968) adli kitabinda Sümerliligin alameti olarak gördügü Sin adindan hareketle Dersimlilerle Sümerler arasinda bir baglanti bulunduguna inanir. 1937-38 Dersim direnisini ezmek için savasan Türk subaylarindan Nazmi Sevgenin yazdigi Zazalar adli kitabin tezlerinden biri de Dersimlilerin Sümer olduklaridir. Tarihsel Degisim Sürecinde Tunceli (1985, s. 14-15) adli çalismasinda Dersimli arastirmacilardan Bilal Aksoyun öne sürdügü temel tez de Dersim-Sümer baglantisidir. Aksoy, kendi tezini daha çok Dersim dini ve dilindeki Baba, Ana, Kal (Kalan), Kalu, Bar, Er (Eri), Sepu, Lu, Sin ve Kauta gibi kavramlarin tümünün veya büyük bölümünün Sümer orijinli olduklari görüsüne dayandirir. Ek olarak yilan kültünden sözeder. Onun kendi görüsünü desteklemek için gösterdigi bütün kanitlar bunlardan ibaret. Ama birkaç sözcük ikna edici bir argüman olmaktan uzaktir. Çünkü sinirli sayidaki bu sözcüklerin Sümerceye baska bir dilden, sözgelimi Elamitçeden geçmis olmasi ihtimalini gözardi etmemek gerekir.
Ama yukardan beri saydigimiz tüm ipuçlari toplam olarak ele alindiginda Dersimlilerle Sümerler arasinda bir iliskinin bulundugu düsünülebilir. Bu iliskinin tabiati ise ancak konu üzerinde daha derinlemesine çalismalarla saptanir.
Fenikeliler ve Eski Babillilerle Baglanti
Az yukarida Elamlilarla birlikte Sümeri istila ederek bu ülkede yönetimi ele geçiren ve daha sonra ünlü Babil kentini ve imparatorlugunu kurarak Babilliler adiyla ünlenen Martularin Mardlar (Mardiler, Amardiler) olabilecegine ve Mardlarin da Susalilarla ayni gibi göründüklerine isaret ettim. Mardlar (Susalilar)in Dilmun ve çevresinden basladigi sanilan Fenike göçünde veya Ibrani göçü sirasinda Amurru adiyla da bilinen Dogu Akdeniz kiyisindaki antik Fenikeye gelmis olmalari ve zamanla Fenikeli adiyla ünlenmeleri mümkündür.
Bizanslilar döneminde bu ayni bölgede adlarini duydugumuz Mardaitelerin ve daha sonraki bir tarihte civar kesimlerde anilan Mirdasiler (Merdisiler)in etnik adlari da bu olasiliga imkan tanimaktadir.
Eski Misir yazitlari Fenikeye Khal (Khar), halkina Khalu (Kharu) olarak referans verirler. Fenikelilerin en eski Fenike kenti oldugu söylenen Seyda (Sidon)nin adiyla Seydalilar olarak bilindigi de oldu. Bal adindaki Fenike tanrisi da hesaba katildiginda Fenikelilerde Kal, Bal, Seyda ve Sur (Tyre) gibi Dersimdeki asiret adlariyla karsilasmaktayiz.
Gaston Masperonun The Struggle Of The Nations adli kitabinin ikinci Ingilizce baskisina (1910) yazdigi önsözde A. H. Sayce, Babil (Babylonia) adinin Bal (Bel)dan türeme olup Balin Ülkesi anlamina geldigini söylemektedir.
Baslangiçta Sümer tanrisi Enlilin ünvani olan Bal (Bel, Baal, Belu) sözcügü Babil üstünlügü döneminde Babil tanrilarinin babasi konumundaki Marduk (Mard-Mardi etnik adiyla iliskili olabilir) tarafindan devralinmis ve zamanla Marduk adinin yerini almistir. Böylece Bal, Mezopotamyanin ortak ve evrensel bir ilahi olmanin yanisira daha çok Babil kentinin özel tanrisi Marduku tanimlamistir. Birçok Babil ve Kalde (Yeni Babil) hükümdari adlarini ondan alirlar. Bal adli tanri, Hurri, Asur, Hitit, Suriye ve Fenike panteonlarinda da görünür.
Bal (Bel); sözcük olarak senyör (efendi, soylu), ulu, yüce ve bas gibi anlamlara gelmektedir. Nuri Dersiminin açiklamalarindan hareketle Bal, Seyit ve Seydan adlarinin Dersimde es-anlamli gibi kullanildigini söyleyebiliriz.
Yani Bal adi hem de Babildeki orijinal anlamiyla Dersimde yaygin bir asiretin ve asiretler grubunun adi olarak mevcuttur.
Bu durum bir Babil-Dersim iliskisine isaret eder gibidir.
Munzur ve Harçik irmaklari arasinda yeralan Eski Dersimin neredeyse tüm çevresinin, yani bugünkü Dersim topraklarinin büyükçe bir bölümünün Hititler çagindan itibaren uzun bir dönem boyunca Balahovid (Palahovid) adini tasidigi söylenebilir. Bu adi Palu Vadisi olarak yorumlayan yazarlar var. Toumanoffun da açikladigi gibi bu adin orijini Hitit kayitlarinda anilan Bala (Pala, Balu, Palu) halkinin etnik adidir. Paluni (Baluni) Prensligini kuranlar onlardi.
Konunun ayrintilarina ileriki sayfalarda ilgili yerde deginecegiz. Burada dikkati çekmeye çalistigimiz Bal ve Pal (Palu) adlarinin bir ve ayni olduklaridir. Palu ve Balan adlari ayni etnik adin degisik biçimleridir.
Hititler çaginin Bala halkinin Babillilerle baglantili olmasi büyük bir olasiliktir. 19. Yüzyil sonunda Dersimi gezen Ermeni Antranik, Dersim baslikli eserinde Hiran, Izol ve Bal adli topluluklari Esas Dersimin çevresinde yasayan en eski irklar olarak tanimlar ve Dersimlileri tarife çalisirken Ermenistanda yasayan ve hâlâ hatirlanmakta olan Babillilere isaret eder. Onun Babilliler derken Bal adli toplulugu kastettigini düsünüyorum. Hiran adi ise benim düsünceme göre kesinlikle ünlü Harran adinin bir seklidir. Dersimin Hiran adini tasiyan bölgesinin ve asiretinin asil adi Harrandir. Ünlü Harran, Eski Babil uygarliginin bir ileri karakolu gibiydi.
Kisacasi Bal adi altinda Dersimde bugün de mevcut bulunan topluluklarin bir kesimi daha sonraki göç dalgalarinda gelmis olsa bile, onlarin önemlice bir bölümünün daha eski Dersim sakinleri olup Eski Babillilerle ve Hititler çaginin Bala (Pala) halkiyla iliskili olduklarini saniyorum.
Bal veya Palu adini tasiyan topluluklarin ise, Zazalarla ayni veya akraba olduklarina inaniyorum. Bu inancimin en güçlü kaniti her iki kesimin de bugün Zaza olarak bilinmelerinin ve Zazaca konusmalarinin yanisira, Tevratin ünlü uluslar seceresinde Palunun Zazanin kardesi olarak gösterilmesidir.
Eski Babil kayitlari ve kroniklerinden yararlandiklari kesin olan Tevrat yazarlarinin aktardigi bu bilgi, Zazalarin uzak geçmiste Balan (Palu) adi altinda da bilindiklerine isik tuttugu için oldukça önem tasiyor ve üzerinde durulmayi hakediyor.
Tevratta Zazalar
Asagidaki analizde Tevrat ve Incilin Kitabi Mukaddes (Eski ve Yeni Ahit) baslikli Türkçe çevirilerini (Istanbul, 1976) esas aldim, ama birkaç Ingilizce çeviriyle karsilastirarak degerlendirdim.
Ilkin Tevratin ünlü Uluslar Seceresi ve bu secerenin anlami üzerine kisa bir açiklama yapmaliyim.
Bilim adamlari Tevratin secere tablosundaki kisi adlarinin asiretleri ve uluslari temsil ettigini, bunun bir uluslar seceresi ve tasnifi oldugunu düsünüyorlar. Kimisi bu secerede dünyanin en erken etnik tablosunu görüyor.
Sözgelimi Sir Charles Wilsona göre (bk. Geog. Soc. Proceedings), Yafetin uluslari temsil eden yedi oglu M.Ö. 8. Yüzyil Anadolusunun tam bir etnolojik tablosunu sunmaktadir. Yafetin oglu Gomerin adi istilalari Asur yazitlarinda kayda geçirilmis olan Kimmerlere, Magogun adi ise Iskitlere referanstir.
Kimisi, Asur yazisinin bir özelligi olan son hecenin iki kez söylenisinden hareketle Magog adini Medlerin ana bölümü olan Magilere (kimine göre Magi adi etnik bir ad olmayip Medlerin din adamlari sinifini tarif eder) referans olarak yorumladi. Ama sonralari Magog denenlerin Iskitler oldugu fikri egemen oldu.
Ukraine-A Concise Encyclopaedia (Cilt I, 1963) adli kaynakta M.Ö. 950 yilindan kalma bir Fenike dünya haritasinda Ukranya topraklarina Magog ve Gomer adlari verildigi yazilmaktadir.
Buna göre Gog ve Magog denenlerin Kimmerler ve Iskitler olmasi mümkündür.
Yafetin oglu Madayin Medleri, Mesekin Moschileri, Tirasin büyük ihtimal Turushalar (Tyrseniler) veya ilk/ilkel Kimmerleri, Tubalin Tibarenileri, Yavan (Javan)in Iyonlar (Yunanlilar)i temsil ettikleri, yani M.Ö. 8. yüzyilda bu yedi ulusun Anadoluda oturduklari öne sürülmektedir. W. F. Albright, bir keresinde Tevrattaki Tubal-cain ile Moschian daglarindaki Chalybeler arasinda baglanti kurdu. Chalybe adi Haldi olarak anlasilmalidir.
Gomerin oglu Togarmanin adi, yazitlarda sik geçen ve Gürünün eski adi olduguna inanilan sözcügün aynisidir. Bir kaynaga göre, Hititler zamaninda Dersimdeki Munzura Muzri-Togarma denirdi (akt. Bilal Aksoy, a.g.e).
Bu kombinasyon, Munzur ve Tagar irmaklarinin adlarini hatirlatiyor ve olasidir ki, bu iki irmak arasindaki topraklari (eyaleti) tanimliyor olsun.
Gomerin diger oglu ve Togarmanin kardesi Askenaz ise, Iskitlere referans olarak görülüyor. Asur-Babil kaynaklari Iskitlere Asguzai (Ash-gu-za-a-a, Ashkuz, Iskuzai, Ish-ku-za) derler.
Tevratta Ermenistan adi geçmez. Ama Tevrattaki Togarmah, Ararat (Ararat, Tevratta Minni/Minyas ve Askenazin yanisira adi anilan bir kralliktir da) ve Maday (Media, Media Atropatene) sözcükleri Ermenistana veya en azindan Ermenistanin bir bölümüne referans olarak yorumlaniyorlar.
Tevratta geçen Horiler (Seirde oturduklari söylenir) Hurrilere, Hetumiler (veya Het-ogullari, Hittiler, Etham) Hititlere referanstir.
Hititler, secere tablosunda Kenanin oglu Hetinin sahsinda temsil edilir.
Burada sadece bazi örneklere deginmekle yetiniyorum.
Zazalara gelince...
Tevratta kayda geçmis olan efsaneye göre, Israil (Yakup)in 12 oglu 12 asirete dönüsmüstür.
Tevrattaki secere tablosunda, Israil (Yakup)in 12 oglundan Yahudanin soyagacinda Zaza ve Palu adlari da geçmektedir:
Israil (Yakup)-Yahuda-Peretsi/Peres (Incil, Peretsinin Zara/Zerah adinda bir kardesini anar, ama soyunu yürütmez. Incilde Ibrani soyundan Zara adli bir asiretten de sözedilir)-Hetsron (Incilde Hesron)-Yerahmeel (Jerahmeel)-Onam-Yada-Yonatan-Zaza (ve Zazanin kardesi Pelet).
James Hastingsin edite ettigi 1900 yilinda yayinlanmis A Dictionary Of The Bible adli sözlüge göre Zazanin kardesi olarak geçen burdaki Pelet adinin dogrusu büyük ihtimalle Pallu olmalidir ve Pallu da gerçekte Rubenitlerdendir, yani Rubenin soyundandir.
Iki Pelet var.
Biri Peleth diye yazilir.
Bunlardan Pelet, bir Benjamit reisi olup, Jahdainin ogludur. Ziklagda Davuta katilmistir.
Peleth ise, On ve Nunun babasi olup, bir Rubenittir. Adini verdigimiz sözlükte bu Pelethin adinin büyük ihtimal Pallu okunmasi gerektigi söylenir.
Peleth, bir Jerahmeelite kisinin de adidir. Jerahmeel adinin ilk kismi Jer, bir Süryani kaynaginin Jerusalem adinin etimolojisi konusunda dediklerine bakilirsa, kent (Ur) anlamina gelebilir ve Jerahmeel adi da Ahmeelin Kenti manasini tasiyabilir.
Jewish Encylopaedianin Pelethi maddesine göre, Pelethi adi, bugün genel olarak Pelishti, yani Filistin adinin kisaltilmis biçimi olarak yorumlanmaktadir.
Zazanin soyagaci kendisinde birakilir, ileriye dogru götürülmez. Onun kardesi olarak anilan Pallu (Pelet)nun ise On ve Nu adlarinda iki oglunun adlari verilir.
Brugsch Bey, Tevratta Annu adinin On olarak geçtigine isaret eder ve Annunun Misirda Piramidler demek oldugunu, ayni zamanda bir Misir kentine de ad olarak verildigini yazar. Annu/On adini tasiyan bu kent, Yunancada günes kenti demek olan Heliopolis olarak adlandirilmistir.
Tevrattaki secerede Pallu, Yahudanin kardesi Rubenin dört oglundan biri olarak geçer: Hetsron, Karmi, Hanok ve Pallu.
Ruben, Israil (Yakup)in en büyük, yani ilk ogludur.
Incil (New Testament)de Hetsrondan sonraki adlar Tevratta verilenden tamamen farklidir ve Zaza adi anilmamaktadir.
Incilde Isanin soyagaci olarak verilen secere tablosunda Israilin oglu Yahudanin Perets (Peres) ve Zara/Zerah adinda iki oglunun adlari verilir ki, bu iki ad ile Tevrattaki secerede geçen Yonatanin iki oglu Pelet (Pallu) ve Zaza arasindaki paralellik dikkat çekmekte ve bir karisiklik olabilecegi izlenimi yaratmaktadir.
Yerahmeel (Jerahmeel), The Worlds History yazarlarina göre, gerçekte Judah (Yahudi) bir asiret degildi, ama Judah krali Davutun fetihleri sonucunda bagimli kilinan bu asiret, bu nedenle giderek bir Judah asireti gibi görüldü. Bu noktada Dersimde Rutan ve diger bazi asiretlerde rastlanan Ya Davut Peygamber (özellikle yagmur yagdiginda söylenir) ifadesi bir anlam kazanabilir.
Tevratin secere tablosunda Zazanin babasi olarak gösterilen Yonatanin ise, yine The Worlds Historynin aktardigina göre, gerçekte Saulun soyundan oldugu söylenmektedir. Saul ise, Benjamin asiretinin reisiydi. Zaten Tevratta da (Birinci Samuelde) Sauldan Benyamin Diyarindan biri olarak sözedilir. Yonatan, Tevratin Birinci Samuel adli kitabindaki bilgilere göre, Saulun ogludur. Ayni yerde Yonatanin Isvi, Is-Boseti ve Malkisa adindaki kardeslerinin, Merab ile Mikal adlarinda iki bacisinin adlari verilmektedir.
Kisacasi, Tevratta geçen Zaza adinin Zazalara referans oldugu kesindir. Palu adi ve Palu ile Zaza arasinda kurulan akrabalik da kanitlar bunu.
Tevratin en eski bölümlerini olusturan ilk bes kitabin M.Ö. 6. Yüzyil öncesinde ve Babil sürgünü peryodunda yazildigi saniliyor. Geri kalan kitaplar ise bu tarihten sonrasina aittirler. Tevrat yazarlarinin Babil kayitlarindan yararlandiklari kesin olduguna göre, Zaza ve Palu (Balan) etnik adlari bu kayitlarda ve o tarihlerde varlardi.
Zazalarin secere tablosunda daha gerilerde degil de ilerilerde gösterilmesi Tevrat yazarlarinin keyfiligine yorumlanabilir. Çünkü Ibranilerin geldikleri söylenen topraklar ve onlarin Peleg ve Seruk gibi erken reislerinin adlari beni farkli düsünmeye zorluyor.
Zazalar, Tevratin verdigi secere tablosuna bakilirsa Semitik (Semin soyundan) bir halktirlar, Ibranidirler. Baska deyisle Israil-ogullarindandirlar. Seruk, Palu ve Hetsron da ayni çizgiye dahil ediliyor.
Bu durum Zazalarin ve Balanlar (Palulular)in bir kesiminin o tarihlerde Semitlerle karistiklarina ve bir ölçüde Samilestiklerine yorumlanabilir.
Tevrata göre Palludan Palluiler Asireti, Karmiden Karmiler Asireti, Peretsden Peretsiler, ve Onun oglu Hetsrondan da Hetsroniler asireti çikmistir. Hetsroniler asireti Yahuda asiretleri arasinda sayiliyor.
Tevratin Palluiler dedigi asiret benim görüsüme göre bugün Palu yer adi ve Balan (Belikan, Balaban) asiret adlarinda temsil edilmektedir. A Journey In Dersim adli seyahat notlarinda M. Seel Pülümürden Palumor, Ovaciktan Pellur olarak sözetmektedir. Bu adlarin orijini Bal (Palu) adi olabilir. M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim (Halep, 1952, s. 6, 48) adli kitabinda Ovacikin güney kesiminin Belkis adiyla bilindigini kaydeder ve Bilges daglarindan sözeder. M. Seel ise Tagar Suyu civarindaki Bilgeç Daginin adini verir. Bu adlar da Bal (Bel) etnik adiyla iliskili görünmektedirler. Bal adina zaman zaman Bel ve Bil sekilleri altinda rastlariz.
Tevrattaki Hetsron adi ile Dersimin Hitsor asiretinin adi ve bu ikisiyle Het (Hitit) adi arasindaki benzerlik dikkat çekmektedir.
Ibrahimin kardesi Nahorun ogullarindan birinin adi Hazo olarak verilir ki, bu da tanidik bir addir.
Zaza Adi ve Hurrilerle Baglanti
Turukku adli Hurri asireti ile bu asiretin lideri kral Zaziyanin adlarini sik duyariz. The Cambridge Ancient History (II, Part I)de verilen bilgilere göre Zaziya adli bu Hurri krali ünlü Babil krali Hammurabinin çagdasiydi. Turukkularla anlasmazligi çözmek için Hammurabi bile onunla ittifak kurmaya çabalar ve Shamsi-Adad Iin oglu Asur krali Isme-Dagan I, kendisiyle savas halindeki kral Zaziya ile baris yapmak zorunda kalarak oglu Mut-Askuru Zaziyanin kiziyla evlendirir.
Adi geçen kaynaga göre Zaziya adi Hurrice bir sözcük olarak görünmektedir. Bu sözcügün Zaza adiyla ayniyeti ise yeterince açiktir.
Zuzu adinda bir Opis kralinin da adi geçer kaynaklarda (Bk. L. W. King, A History Of Sumer And Akad, 1968). Behistun yazitlarinda bu ayni sözcük Ermenistanda bir kentin adi olarak geçer. Asurbanibalin yazitinda Billatenin reisi Zazazin adina rastlamaktayiz. El Biruni, Eba Müslim zamaninda Nisabur civarinda Zuzan adinda bir yerlesmeden bahseder. Horasan, Kuhistan ve Kirman dolaylarinda Zaza adini çagristiran çok sayida yer adiyla karsilasiyoruz.
Mark Sykes, 1906-13 yillari arasindaki gezi notlarina dayanarak hazirladigi The Caliphs Last Heritage (London, 1915) adli kitabinda Dicle ile Palu arasindaki Zaza-yogun bölgede karsilastigi Tiriki Asiretinden sözeder (Sykes, a.g.y., s. 360-61). Bu asiretin adi kral Zaziyanin asireti Turukkunun adiyla aynidir. Iç-Dersimdeki Tülük adi da Turukku ile benzerlik gösterir.
The Cambridge Ancient History (I, Part 2, s. 329), mimarisi kendine özgü yönler tasiyan Mari tapinaklarinin en ünlüsünün Ninni-Zaza tapinagi olduguna dikkat çekmektedir. Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarliklari (III. baski, 1990, s. 119) adli kitabinda Mari kentini M.Ö. II. Milenyumun baslica Hurri yerlesmeleri arasinda sayar ve bu kentte bulunan Hammurabinin çagdasi Mari krali Zimrilimin sarayinin bir Hurri eseri olabilecegine isaret eder. Bu veriler Ninni-Zaza adi ve tapinagi ile Hurriler arasinda bir iliski olabilecegini akla getirmektedir.
Zaza adi Zazalarin etnik adiyla aynidir ve bir açiklama gerektirmiyor. Ama Ninni-Zaza kombinasyonu konusunda net degilim. Bu adin Nin-Shushinak sekli altinda da görünen Elam panteonunun basi ile ayni olmasi ihtimaline daha önce zaten deginmistim.
Brugsch Bey, Misir panteonunun basi Patahin tapinaginin Za-Patah (Patahin Tapinagi) adini tasidigini söylüyor. Onun tercümesine göre burdaki Za sözcügü tapinak anlamlidir. Bu ayni tapinaga ayni anlamda Pi-Patah (Patah Tapinagi) da denmektedir ki, bu kombinasyonlarda Pi sözcügü de Za gibi tapinak demek oluyor.
Za ve Zaza sözcüklerini sik sik benzer manada tapinaklarla ilgili adlarda görüyoruz. Sin tapinaklari örnegine bakilirsa Sin (Zuen) adi da bazen tapinak anlami tasiyor. Kisacasi, Za (Zaza) ve Sin adlari birbirinin yerini alan ve tanri, tapinak, ululuk, tanri adami, yücelik gibi anlamlar tasiyan sözcükler olabilirler.
E. Norrisin Assyrian Dictionary (1872) adli eserinde de benzer bazi örneklere rastliyoruz. Bu sözlükte Asur yazitlarinda geçen Zazai, Zazati, Zazate gibi sözcüklerin putlar, heykeller, figürler anlamina geldikleri, tahtadan veya tastan put yapimi konu oldugunda sik geçtikleri söylenir. Ama anlamlari açik olan bu sözcüklerin hangi kökten türediklerinin o kadar açik olmadigina isaret edilerek, bu kök sözcügün Ibranicedeki sal veya dikmek anlamli nazaz ya da bir kisiye veya yeteneklerine yüksek deger biçme anlamli baska bir sözcük olabilecegi söylenmektedir. Ayni sözlükte Asur krallari Neb. ve Sennacheribin yazitlarinda geçen Sallat-Zazate kombinasyonunun Asurcada dikilmis figürler veya putlar galerisi anlamina geldigi kaydedilmektedir.
Babil, Asur ve Kalde yazitlarindan bazi seçmeleri içeren ve H. C. Rawlinson, Edwin Norris ve George Smith tarafindan 1870 yilinda The Cuneiform Inscriptions Of Western Asia basligi altinda yayinlanan eserde M.Ö. 692 tarihi tasiyan iki tablette Zazai terimi geçmektedir. Bunlardan biri Zazai adli bir sahisin/karakterin denetiminde yapilan ve onun imzasini tasiyan bazi kölelerin satisina iliskin bir anlasma ya da tutanaktir. Digeri ise yine Zazainin imzasini tasiyan mülk satisina dair bir resmi tutanaktir. Burdaki anlamiyla bu sözcük devlet saymani konumundaki birinin veya makaminin adi gibi görünüyor.
Zaza adini çagristiran bir çok diger sözcükten bu çalismanin ilgili yerlerinde zaten sözedildiginden hepsini bir bir ele almak gerekmez. Bu tür sözcükler kendi basina bir sözlük olusturacak kadar çokturlar.
Hurrilerde karsilastigimiz benzer sözcükler ve bu sözcüklerin Hurrice olduklari veya olabilecekleri görüsü ister istemez bir Hurri-Zaza baglantisini akla getirmektedir.
Tevratta adlari geçen Seirler, Sasu adinda bir halkin koludurlar. Eski Misirlilarin yazitlarinda Rutenler (Dersimin Rutan asiret adiyla iliskili olabilir), Khalular (Fenikeliler) ve bir çok diger istilaci Asya halklarinin yaninda Sasular da anilir ve Sasu asiretlerinin Misir ile Kenan arasinda oturduklarina isaret edilir. Sasularin kollarindan biri Adumalardir ve bunlar Tevratta Edomitler adiyla anilan Edom sakinleridirler. Edomitler Hurri idiler. Misir yazitlari Sasular derken daha çok Edom Sasularina, yani Hurrilere referans vermekteler. Sasu yerine Hyksos (Hiksos) veya Hiq Sasu dendigi de görülür. Brugsch Beye göre Sasu adi eski Misirlilarin genelde bedevilere ve soygunculara karsilik kullandigi bir ad veya ünvan olup soyguncular (yagmacilar) anlamlidir.
Bu konudaki görüsler öylesine çesitli ki tümünü buraya sigdiramayiz. Dikkat çekmeye çalistigimiz Sasu adiyla Hurriler arasinda kurulan iliskidir.
Hurrilerde Zaziya, Ninni-Zaza ve Sasu gibi adlarla benzer türden baska adlar da sayilabilir. Ama salt adlar elbette yeterli fikir vermezler. Bu nedenle bu iliskinin tarihi, cografi ve diger boyutlarini ele almayi ileriki sayfalara birakiyoruz.
Hitit Yazitlarinda Tamalkiya (Timilkia)
Labarnas II olarak da bilinen Ikinci Hitit krali Hattusilis I (1650-1620 M.Ö), oglu Mursilis I (1620-1590)i kendi halefi olarak ilan ettigi ve taninmasini istedigi Pankus adi verilen Hitit Soylular Meclisinde kendi ogluna hitaben söyle demektedir:
Hatti yaslilari seninle konusmayacaklar, ne..., ne Hemmuvali biri, ne de Tamalkiyalilar, ne de gerçekte ülkenin halki konusacaktir seninle (Hitit yazitindan akt. O. R. Gurney, The Hittites, 1954, s. 68).
Bu konusma M.Ö. 1620 yilinda yapilmistir.
Gurneyin yorumuna göre bu sözler Hitit devletinin ülkenin yerli nüfusuna yukaridan dayatilmis genis bir kastin yaratmasi olduguna ve Hitit kralliginda nüfusun büyük bölümünün Hititlerde Pankus adi verilen devletin yönetici sinifi veya Soylular Meclisi disinda görüldügüne isaret etmektedir.
Konusmada tümünü saymadigimiz adi geçen kentlerin yöneticilerinin (o kentlerdeki kent meclislerini olusturan yaslilarin) yeni krali tanimayacaklari ifade edilmektedir.
The Cambridge Ancient History (I, Part II, s. 727)de yukaridaki yazitta geçen Tamalkiya adi Timilkia olarak verilir ve Malatyaya bagli bugünkü Darandenin Eski Asur Peryodu (M.Ö. 13. yüzyila kadarki dönem)ndaki adi oldugu söylenir.
Yani Tamalkiya (Timilkia), modern Darendenin antik adidir.
Dictionary Of Greek & Roman Geography (cilt I, 1938)de Darendenin eski adlarindan birinin de Dalanda oldugu söylenmektedir.
Yazitta geçen Tamalkiya/Timilkia, bence Dimili adiyla iliskili olup Dimilkiye anlami verebilir. Belki Tabal adiyla da iliskilidir.
Bu kavramin Dimili sözcügüyle iliskili oldugu varsayilirsa, Dimililerin Anadoluda en azindan M.Ö. 17. Yüzyildan beri varolduklarina ve Darende adinin da onlardan miras kaldigina inanmak gerekir.
Bu durum ister istemez Dimililerle Melitenler ve Milliler arasinda bir iliski ve akrabalik olabilecegini akla getirmekte, Dimili adini Milli sözcügünden türeten halk geleneginde (Bk. Kemal Badillinin Kürtçe Grameri) bir gerçeklik olabilecegini, hatta Milan-Zilan gelenegindeki Zilan adinin Gelilere, Milan adinin ise Dimililere referans olabilecegini düsündürtmektedir.
Hitit Kayitlarinda Geliler ve Ermenistanin Önde Gelen Bazi Evleri ve Hanedanliklarinin Etnik Orijini
Geliler de bu çalismanin görüsüne göre Hititler çaginda Anadoluda varlardi. Çünkü modern Egilin eski adi Angl, büyük olasilikla Gelilerin adiyla iliskilidir. Toumanoffun aktardigi bilgilere göre Angl kalesi ve kenti M.Ö. 14. Yüzyila ait Hitit kayitlarinda Ingalawa adi altinda görünür. Bu ad Misir yazitlarinda da geçer. Grek ve Roma dünyasi Angl Evini Ingilene adi altinda bilirdi. Bu evin ve devletin adi Angel-tun olarak da geçer. Angel-tun adi, Toumanofftaki bilgilere göre, bu devletin merkezi olan Angl Kalesi (modern Egil)nin adindan gelmedir. Çok eski bir kale olan Angl, bir aralik Sophene olarak bilinen topraklarda, Sophene kralliginin baskenti Carcathio-Certanin bulundugu ayni yerdeydi.
Toumanoff, M.Ö. 6. Yüzyila ait bir Süryanice kaynaktan Angl kalesi ve kentinin Asuryali Sennacheribin Kenti olarak da bilindigini aktarir ve bu kentte bulunan Asur krallarindan birine ait yazitin Tevrat dolayimiyla adi iyi bilinen Sennacheribe atfedildigini söyler. Angl prensliginin Asuri (Süryani) olarak taninmasinda, Toumanoffa göre, Asurya sinirlarina yakinligi nedeniyle bu prensligin cografi konumunun da katkisi olmus, bu cografi yakinlik ve orda bir Asur yazitinin bulunmus olmasi Angl Evi ile Sennacherib Evinin orijin olarak da bir ve ayni sayilmalarina neden olmustur. Nitekim Primary Historyde ve M. Khorenede kayda geçirilmis bulunan Ermeni tarih geleneginde de Angl Evinin orijini Asur krali Sennacheribe dayandirilir, ayrica Artsruni ve Gnunilerin de Sennacheribin oglu Sarasarin soyundan geldikleri öne sürülür (Toumanoff, a.g.e., s. 222, 297-98).
Ermenistan evleri ve prenslikleri arasinda anilan Gnuniler, bu çalismanin vardiga sonuca göre, Dersimin Gini asiretinin geçmisini temsil ederler. Moses Khorenede Gnunilerin adinin Gin sözcügünden geldiginin söylenmesi de bu düsüncemi dogrulamaktadir.
Angl adi, Ermenistanin pagan dönem tanrilarindan biri ve Sümer-Akad tanrisi Nergalin Ermenistandaki karsiligi olarak da görünür. Lapancyan, Toumanoffun aktardigina göre, Angl adini Babilce Ekall-u ve Sümerce Egal sözcüklerinden çikartmaktadir. O halde Angl (Gel) ve Kal (Kalu) sözcükleri iliskilidirler. Kal (Kalu) ve Asur adlarina daima birlikte rastlanmasi da anlamlidir.
Orontidler, Angl adli tanrinin soyundan geldiklerini söylemislerdir. Tüm Orontidlerin ve onlarin kurdugu hanedanliklarin ortak gelenegi Angl-soylu olduklariydi. Orontid hanedanliginin bütün kollarinda Angl (Tork, Tarhu, Tarku) kültü mevcuttu. Angl, pagan dönemin günes tanrisiydi.
Buradan hareketle Toumanoff, Angl sözcügünün bütün Orontidleri tanimlayan ortak-genel bir etnik ad olabilecegini söylemektedir ki, bu görüse ben de katiliyorum.
Ama ben, Toumanoff da dahil inceledigim hiç bir Ermeni kaynakta rastlayamadigim bir Angl-Geli iliskisi kuruyorum ve Ermeni kaynaklarin bu iliskiyi neden bir türlü yakalayamadiklarini hayretle karsiliyorum.
Ermenistan Hiristiyanligi benimsedikten sonra eski gelenekler (pagan döneme ait sözlü rivayetler), Toumanoffun kanitladigi gibi, Hristiyan Ermeni tarihçileri tarafindan yeni dinin bakis açisina uydurularak, yani revize edilerek kayda geçirildiler. Çünkü temsil ettigi inanç biçimi nedeniyle Anglin ced gibi sunulmasi bu Hristiyan dönmeleri rahatsiz ediyordu. Böylece pagan dönem geleneklerinde ata/ced olarak geçen Angl, Ermenicenin yazi dili haline geldigi dönemde bu gelenekleri kayda geçen Hristiyan tarihçiler tarafindan secere basasagi edilip Orontidlerin soyundan biri gibi tanitildi.
Gelenekte Angl-soylu olduklari söylenen Arzanene, Artsruni ve Gnuni evleri de Tevratla ve Hristiyanlikla tanistiktan sonra ayni nedenlerle eski geleneklerini artik korunamaz ve savunulamaz bir sey gibi görerek Hristiyan prenslere daha uygun düsen Sennacherib (Senekerim) soyundan olduklari iddiasini ortaya attilar, böylece gelenegi ve secereyi degistirdiler. Angl ve Sennacherib evleri arasinda ayniyet kurulmasina neden olan az önce isaret ettigimiz durum onlarin isini kolaylastiran bir etken oldu. Buna ragmen, Toumanoffun da isaret ettigi gibi, orijinal gelenegi ve bu gelenekteki Anglin anisini hepten silemediler, Angl adinin ve anisinin Sennacheribin yanisira dolanip durmasini önleyemediler.
Gelenekte ve daha eski kaynaklarda Orontid orijinli olduklari vurgulanan, tanrilari Orontid tanrisi Angl olan, hatta Primary History Of Armeniada diger adlari bile Angl olarak verilen Bagrat Evi (Ermenistan ve Gürcistan Bagratlari) ise, Hristiyanligi benimsedikten sonra ayni sebeplerle Ibrani orijinli ve Davut Evinden oldugunu söylemistir ki, Moses Khorene (M.S. 8. yüzyil)den önce rastlanmayan bir rivayettir bu. Secere de buna uygun olarak degistirilir. Bagratlar, Angl adinin yanisira Biurat ve Aspat gibi adlarla da bilinirler (Bk. Toumanoff, a.g.e., s. 303, 329).
Ermenistanda Arsakiler-öncesi dönemin Orontid ve Artaxiad adlarini tasiyan her iki monarsisi de Angl-soylu idiler. Arsakiler sonrasi dönemde Ermenistanda adlarini sikça duydugumuz Arzanene, Artsruni ve Gnuni evleri ve prenslikleri ile ünlü bir hanedanlik olan Bagratlar da eski gelenekleri ve diger adlarindan da anlasildigi gibi gerçekte Angl-soylu, yani bu çalismanin görüsüne göre, Gel (Geli) orijinli idiler.
Heredotun isim babalarinin Cilix oldugunu söyledigi Cilic (Kilik)ler, yani Klikyalilar da adlarina bakilirsa Gelilerle iliskili olabilirler. Cilix sekli, modern Kilis adinda yasiyor gibi.
Bor, gelenekte sözü edilen Klikya imparatorlugunun baskentiydi. Bor (Dana) adiyla Dersimde bir kabilenin ve köyün adi olarak da karsilasiyoruz. Modern Hataya veya Adanaya tekabül ettigi söylenen Hititler çaginin antik Danuna kralliginin adi ise Demenan asiret adini hatirlatmaktadir. Adana adi için de ayni seyi söyleyebilirim.
Lidyalilar ve Tyrseniler (Etrüskler)le Baglanti
Heredot, Lidyadan Italyaya yapilan bir göçten sözeder. Onun aktardigi Lidya rivayeti söyledir:
Manesin oglu Atysin yönetimi döneminde bütün Lidyada büyük bir kitlik oldu. Lidler buna dayanabilecekleri kadar katlandilar. Ama kitlik bir türlü son bulmayinca bir çare aradilar buna.
Çesitli kisiler farkli planlar önerdiler.
Iste; zar, asik-kemigi ve top oyunlarini, (...) bu kitlik sirasinda Lidyalilar icad ettiler. Bu icatlar araciligiyla kitligin etkisini hafifletmeye çalistilar. Söyle ki, açligi unutmak için bir gün gün-boyu bu oyunlari oynadilar, diger gün ise oyunu birakip yediler. 18 yil boyunca Lidyalilar bu sekilde yasadilar. Ama kitlik hafiflemek bir yana, daha da agirlasti.
En sonunda Lidya krali Atys, halki iki kisma böldü ve onlara kura çektirdi. Bir bölümü Lidyada kalacak, geri kalani ülkeyi terk edecekti. Kendisi Lidyada kalacaklarin basinda duracak, Tyrsen (Tyrrhenus, Tirhen) adindaki oglu ise göç edeceklere liderlik edecekti.
Kuralar çekildikten sonra, bir bölümü ülkeyi terk etti. Bunlar Izmire gidip gemiler insa ettiler. Tasinabilecek kadariyla neleri varsa aldilar ve bir geçim yolu ve bir yurt aramak üzere denize açildilar. Pek çok ulusla sirasiyla bir zaman birlikte yasadiktan sonra, en sonunda Ombriciye (Roma çaginda Umbria diye bilinen Kuzey ve Orta Italyada bir yer. Heredotu çevirenin dipnotu) varip orada yerlestiler. Burada kentler kurdular ve o tarihten bu yana hep burada yasadilar. Bunlar, kendilerini artik Lidyalilar diye degil, bu göç sirasinda kendilerine öncülük eden Lidya krali Atysin oglunun adiyla Tyrseniler olarak adlandirdilar
(Heredotus, I. Cilt, I. Kitap, s. 123-125).
Heredotun Tyrseniler derken kastettigi Tusci ve Raseni adlariyla da bilinen Italyadaki ünlü Etrüsklerdir. Yukarida Etrüskler diye bilinen halkin Italyaya Lidyadan geldigini, Lidya orijinli oldugunu anlatiyor. Italyada Etrüsklerin yasadigi ülke kuzey-batida Etruria veya Tuscany adiyla bilinen eyalettir. Etrüsklere Italyancada Tusci (Etrusci) denilir. Tyrrhen Denizi de adini onlardan aliyor.
Tyrrhen (Tyrsen) sözcügünün kule veya bir kule anlamli Tyrrha (Latincede Turris) kökünden türedigi görüsü var. Bir yüksek yapiya isaret ediyor bu sözcük. Buna göre Tyrsen (Tyrseni) adi, halk adi olarak pek açiklayici olmasa da, sözcük anlamiyla Kule Adamlari (Kale Adamlari), Yüksek Kentliler (Yüksek Kentin Halki), Kule Yapici veya Tapinak Yapici gibi anlamlara gelmektedir. Etrüsklerde tarch kökünün büyük önem tasidigi belirtiliyor. Yine R. Blochun yazdigina göre, 12 Etrüsk kentinin konfederasyonu olan Tarquinianin kurucusu Tarchon, Tyrsenin kardesi veya ogludur. Tarquinia adi ile kutsal Tuscany kentinin adi da iliskili görülüyor.
Etrüsklerin kendileri ulusal adlari olarak Raseni (Rasena, Rasenna, Rasna) sözcügünü kullanmislar. Bu adi bir Alpin asireti olan Raeti ile iiskilendiren yazarlar da var.
The Armenian Origin Of The Etruscans (London, 1861) adli kitabinda Robert Ellis, basliktan da anlasildigi gibi Etrüsklerin Ermeni orijinli oldugunu öne sürerse de, bu tezine Ermenistandan Italyaya kadar rastlandigini söyledigi sen veya shen (yükseltmek, insa etmek, yerlesme, kent gibi anlamlar tasiyor) ögesi disinda kanitlar bulmakta zorlanir. Etrüsklerin kendilerine verdigi Yüksek anlamina gelen Rasen (Rasena) adinin kökünün Ra sözcügü olduguna isaret eden Ellis, Ermenicede R harfi ile baslayan tek bir sözcük dahi bulunmadigini kabul eder. Ellisin Ermenistan baglantisi kurarak çok yaklastigi ama göremedigi sey, Dersim ve Tuzik adlari ile Dersim dili Zazacadir. Örnegin Sen veya Sin unsurunun yanisira, onun çok agirlik tanidigi Ra kökü de Dersim dilinde oldukça önemli yer tutan bir sözcük olup Yüksek anlamini da içermektedir. R harfiyle baslayan çok sözcügün bulundugu Dersim dilinde Ra sözcügü çok islevli bagimsiz bir edat ve önemli bir kök olarak mevcuttur. O halde yapilmasi gereken Rasena adini bu dildeki Ra kökü ve edatinin yardimiyla açiklamaktir. Böyle bir açiklama eger ayni anlama geliyorsa, Tyrseni adina da açiklik getirecektir.
Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri adli kitabinda Heredotun aktardigi yukardaki gelenege deginir, ama, belki de Tyrsen ve Tusci söylenislerinden habersiz göründügü için Etrüsklerin adlariyla Dersim ve Tujik (Tuzik) arasinda bir baglanti kuramaz. Tam tersine Tirhenli adi Tirhanli Türk adina benzemektedir diye yazar (a.g.e., s: 77). Zaten kendi kitabini yazmaktaki amaci da Dersimlilerin ve Kürtlerin Türklügünü kanitlamaktir.
Etrüsk Tarihi
The Etruscans (1958) adli çalismasinda Raymond Bloch, Heredotun aktardigi rivayette sözü edilen Lidyadan Italyaya göçün M.Ö. 13. Yüzyil sonlarinda yeraldigini tahmin eder. Bir diger görüse göre de bu göç M.Ö. 2000 yilindan itibaren birbirini izleyen istilalar sirasinda yapilmistir. Blochun kendisi de bir yerde Etrüsklerin Tuscanide M.Ö. 2000 (veya 1500) ila 1000 yillari arasinda göründüklerine isaret etmektedir.
Blocha göre Etrüsklerin Italyadaki hakiki tarihleri Tuscanide M.Ö. 7. Yüzyilda Etrüsk uygarliginin yükselsi ile birlikte baslar. Yaklasik ayni siralarda Sicilyada ve Italyanin güney kiyilarinda Yunan kolonileri (yerlesmeleri) belirir. Yani Italyada uygarlik, Etrüskler ve Yunan kolonileriyle baslar. Yunan kolonileri kiyilarla sinirli kalirken, ana-karada egemen olan Etrüsk uygarligidir. Bir deniz gücü de olan Etrüsklerin Sardina adasi ile ticari iliskileri, Korsika adasi üzerinde ise Yunanlilarla keskin bir rekabetleri vardi. Fenikeli Kartacalilarla ittifak halinde Yunanlilara karsi hakimiyet için savastilar. Afrika ve Yunanistan kiyilarina, Ispanya ve Katalonyaya dek deniz seferleri yaptilar. Adriyatikte ticari koloniler kurdular. Antik dünyanin gözünde onlar cesur denizciler olarak ünlendiler. Fenikelilerle Yunanlilarin yanisira, Bati Akdenizde rekebet halindeki üç büyük deniz gücünden biri onlardi.
M.Ö. 7. ve 6. Yüzyillar bütün Italyada Etrüsk hakimiyeti dönemidir. Etrüskler, bu dönemde neredeyse tüm Italyayi kendi hakimiyetleri altinda birlestirebilecek bir güce ulasirlar.
Bazi kaynaklar Roma adinin Etrüsk kökenli oldugunu ve bu kentin Etrüskler tarafindan kuruldugunu yazmaktadirlar. Romanin kurulusuna iliskin efsanede geçen ve Roma adinin isim babalari gibi görülen Romulus ve Romus (Remus) adlari da Etrüsklerle iliskili görünüyor ki, bu adlar Urmiye/Rumiye Gölü bölgesi ve Mannalarla iliskili olabilirler. O taktirde Rum adinin Anadoluya Roma hakimiyetiyle tasinmis olmadigini düsünmek gerekecektir.
Hristiyanlik Çaginin az öncesinde Italyada Etrüsk üstünlügü dönemi kapanir. Etrüsk ülkesi ve halki uzun ve çetin savaslardan sonra M.Ö. 3. Yüzyil ortalarina dogru Roma ordularinca zaptedilir. Buna karsin Italyada Etrüsklerin kültürel nüfuzu Bati Roma Imparatorlugunun yikildigi M.S. 5. Yüzyila dek hissedilir. Bu tarihe kadar Tuscanide halen Etrüsk dili kullanilmaktaydi. Etrüsk dininin etkileri ise Hristiyanlik egemen olana kadar yasadi.
Etrüsk Dini
Etrüsklerin Yunanlilarla Romalilarin aksine pek çok Dogulu ulus gibi ifsa edilmis (semavi) bir dine inandiklari belirtiliyor. Kurallardan ve tabulardan olusan karmasik bir sistem bu. Onlarin bas tanrilari Romalilarin Jüpiter, Juno ve Minerva adlari altinda benimsedikleri Tinia, Uni ve Menrva üçlüsüydü. Bu göksel üçlüye bir üçlü tapinakta ibadet ederlerdi. Antik çaglarda Etrüskler kadar ibadete zaman ayiran baska bir halk olmadigi kaydediliyor. Kaynaklar bu üçlü kültün Girit ve Miken uygarliklarinda mevcut olduguna isaret ederler. Asur ve Babilde benzerlerini gördügümüz gibi Baruspice (Baru Spex) adiyla bilinen Etrüsk rahipleri de simsekleri yorumlarlardi. Tanrilarina kurban olarak sunduklari hayvanin cigerini okur, gelecegi görmeye, o andaki dünya durumunu yorumlamaya çalisirlardi. Tuscan papazlari için kullanilan Baruspice sözcügünün ilk kismi Barin Asurcada ciger anlamina geldigini söyleyenler var. Ama bu sözcük Zazaca Burisipe (Beyaz Kasli, belki Ak Sakalli?) ile de iliskili olabilir. Roma Cumhuriyeti döneminde Roma Senatosu önemli konularda bu Etrüsk rahiplerine danismistir hep.
Kaynaklara göre Etrüsk dininde agaçlar ve hayvanlar iyi ve kötü diye ikiye ayirt edilirdi.
Etrüsk Dili ve Yazitlari
Rivayette Etrüsklerin Lidyadan Italyaya göçünün deniz yoluyla yapildigina isaret ediliyor. Bu göçün yillari aldigi ve kesiksiz yapilmadigi 1885te Lemnos Adasinda Etrüsk yazitlarinin tespiti ile ortaya çikti. Simdi Atina Ulusal Müzesinde korunan Yunan alfabesiyle yazilmis bu Etrüskçe yazitin M.Ö. 7. Yüzyila ait oldugu anlasildi. Böylece, Lemnos Adasinda M.Ö. 7. Yüzyilda Etrüskçe konusuldugu saptandi.
Baska yerlerde de çok sayida Etrüskçe yazitlar bulundu. Sadece Tuscanide bulunan Etrüsk yazitlari onbin civarinda. Ama hepsi çok kisa. Çok az sözcük içeriyor. Etrüskolojinin temelini olusturan birkaç metinden biri 1950lerin sonlarinda Zagrepte bulunan ve Zagrep Müzesinde korunmakta olan el-yazmasi dini dökümanlar (dinsel takvim) oldu. 1500 sözcükten olusan bu metinde tekrarlardan ötürü ancak 500 farkli sözcük kullanilmaktadir.
Italya yarimadasina ve halklarina alfabeyi tanitanlar Etrüsklerdir. Bu alfabeyi Yunanlilardan ödünç aldiklari saniliyor. Etrüsk alfabesinin M.Ö. 7. Yüzyil civarinda kullanima girdigi ve Etrüsk dilinin de bu tarihten itibaren yaziya geçtigi düsünülüyor.
Bir Etrüsk dili grameri yazildi. Bazi fonetik kurallari ile morfolojisi kismen biliniyor. Belirli sahis zamirleri (birinci sahis zamiri mi, mini gibi) ile bazi isaret zamirleri de saptanmis bulunuyor. Dilin toplam yüz kadar kök sözcügü anlasilmis durumda. Sayilari ve çok zor oldugu belirtilen fiilleri yeterince bilinmiyor henüz. Bu dildeki cümle kurma modeli Hint-Avrupa dillerinkine benzemiyor. Fiil sistemi, baglaçlari da farkli. Etrüsklerin dilinde aktif ve pasif ayirt edilemiyor.
Sonuç olarak Etrüsk dili henüz yeterince anlasilmis degil. Karanlik noktalar var hala ve bu karanligi dagitacak baska Etrüsk yazitlarinin bulunmasi bekleniyor. Bilinebildigi kadariyla bilinen dil ailelerinden hiç birine ait olmadigi, uzak bir kuzeni veya ikizinin bulunamadigi öne sürülüyor.
Uzmanlarin, otoritelerin acelesi yok. Onlar topragin altindan sans eseri çikacak yeni yazitlari bekliyor. Onlar tüm antik irklara ölü gözüyle bakiyor ve geçmise ilgileri günümüzü anlamaya dönük degil. Motifleri farkli onlarin.
Yeni bir Etrüsk yaziti bulunur mu, bulunursa ne zaman bulunacak, o da belli degil. Kendi adima ben, Etrüsk dili konusunda uzmanlasanlarin Anadolunun dogusunda konusulan dillere asina olduklarina inanmiyorum ve dil bilimcilerimizi Etrüsk dili konusunda su anda bilinebilen ne varsa toplayip incelemeye davet ediyorum.
Etrüskçe ile Arnavutçanin ayni dil olduklari tezi var. Arnavutlukta ise iki ana dil grubu mevcut: Kuzeydeki Geglerin ve güneydeki Tosklarin dili. Modern Arnavutça, Raymond Hutchingsin kaleme aldigi Historical Dictionary Of Albania (1996) adli kitaba göre, bu iki diyalektin bir sentezidir, ama bu senteze egemen olan Tosklarin konustugudur. Tosklarin adi (oturduklari bölgeye de Toskeria deniyor) ile Tusci ve Tujik benzerligi hemen farkedilecek türden. Zaten Etrüsk dili ile ayni oldugu söylenen de daha çok Tosklarin konustugu dil veya diyalekttir.
Bir kaynaktan Etrüskçe ile Arnavutça ayniyeti kuran bir görüsün varligini ögrenir ögrenmez, Etrüsk-Dersim baglantisi konusundaki görüsümü dilsel yönden sinamak için hemen bir Arnavutça sözlük aramaya koyuldum. En yakin kütüphanede bulabildigim küçük-boy bir Arnavutça sözlügü (Nelo Drizari, Albanian-English And English-Albanian Dictionary, 1979) hizla taramaya koyuldum.
Ilk bakista Arnavut dilinde çok sayida Türkçe sözcügün varligi dikkat çekiyor. Bunun nedenleri Osmanli peryoduyla iliskili açik ki.
Bu küçük-boy Arnavutça sözlükte hizli bir taramayla Dersim dilinde de mevcut veya benzer su 27 sözcügü tespit etmek hiç de zor olmadi (parentez içindeki karsiliklar Arnavutçadaki anlamlaridir):
Arké (hazine, cüzdan), arkétar (haznedar, toplayici), ça (ne), dru (agaç, odun, sopa), ere (genç kadin, gelin), gjah (oyun), mé (ben, beni, bana), im (benim, benimki), keçe (küçük kiz), ké (kime, hangisi), ku (nerede, nereye), pastér veya pastéroj (temiz), pastaj (sonra), pér (için, -ye, ya karsiligi bir edat), pérsé (neden, ne için), rréjé (kök), racé (irk), rast veya rasti (sans, firsat), ra (o düstü), sa (ne kadar, kaç tane), sonde (bu gece), shukurt (kisa), té (-ye, -ya, -den anlamli bir artikel), tre (üç), vér (yer, koymak), veri (kuzey), zakon (töre, aliskanlik).
Bu veriler, daha gerideki sayfalarda söylediklerimle birlestirilerek ele alindiginda Dersim (Tujik)-Lidya (Tyrsen)-Tosk (Arnavutluk)-Etrüsk (Tusci) baglantisi ciddi ve güçlü bir olasilik olarak beliriyor. Bugün dahi Kosova ve Arnavutlukta kendisine Goran diyen bir azinligin varligini (kisi adi olarak da ayni yerlerde sikça karsilasilan), ayrica Dimili adiyla iliskili oldugunu düsündügüm Dalmatya (Dalmatae) adli Illiryan asiretini ve onun adini tasiyan bir cografyanin varligini da ek olarak hatirlatmam gerekir.
Bütün bunlar dilbilimci arkadaslarimizin Etrüskçeyi ve Arnavutlukta konusulan Tosk dilini takibe almalari için yeterlidir inancindayim. Böyle bir çalismanin dilimizin evrimini tanimak ve tarihini yazabilmek için de gerekli oldugunu düsünüyorum.
Heredotu ilk okudugumda kendi kendime Tarihin babasi bizden sözetmiyor diye düsündügümü, ama yukaridaki baglantilari yakaladiktan sonra Tarihin babasi kendi tarihine bizimle basliyor galiba dedigimi not etmek isterim.
Son olarak Anadoludan Italyaya sadece Etrüsklerin degil, büyük ihtimal onlarla ayni göç dalgasinda Truvalilarin ve baskalarinin da geldigine isaret etmeliyim. Italyadaki eski yer, nehir ve göl adlari (Trasimeno, Cortona, Telamone, Sienna, Arezzo, Bolsena, Orte, Terni, Milan-Milano, Lazio vd gibi) da bu düsüncemi destekliyor. Laz adi ile Lazio ve Latium, Milan (Milli) asiret adiyla Italyadaki Milan ve Milano, Italya kent devleti Genoa (Ceneviz)nin adiyla Gini asiret adi, ayrica Kürt ve Cortona adlari arasindaki çarpici benzerlikler atlanacak türden degiller
dersimliler gönderen: dersimliyim ezeleden Tuesday, Jan. 03, 2006 at 1:23 PM
kısacası türk deiliz ermeniyiz biz. bu böyle biline
zazayız gönderen: doctor Sunday, Jan. 15, 2006 at 4:48 AM doktorpala@yahoo.com
biz türk değiliz doğru ama ermenide değiliz kardeş biz has ve has zazayız başka tabiri yok bunun
tinc gönderen: tinc Wednesday, Jan. 18, 2006 at 12:19 AM
yaşasın republic of palu
siz ne kadar zazasınız gönderen: BİZ ZAZAYIZ sizi bilmem Saturday, Mar. 04, 2006 at 7:49 AM aslanah@hotmail.com
şimdi bu kadar uydurma sözlerle acaba ne kadar gerçegi çocuklarınıza veya insanınıza anlatıyor yalan yanlış hikayeleri nereye kadar aktarıyorsunuz. şimdi tarihte sivas dersim koçgirilerin zazalığı nerde başlıyor ona bakın . yüce han yavuz sultan selim çaldıran seferine çıkarken sizin şu alevi şahınız anadolunun alevi bölgelerinde pirler göndererek saz çalıp semahlar yaptırmış ve osmanlı benim üzerime gelmez sanıyordu sultan yavuz han ÇALDIRANA giderken anlamış bu kürtlerin ve alevilerin kalleşlik ypacagını alevileri ve kürtleri kırmış taş taş üstünde bırakmamış bazıları can havli ile daglara kaçtı (kiminiz tahtacı kiminiz rafazi kiminiz kızılbaş kiminiz neyi belirsiz ) yavuz sultan selim çaldırandan dönerken anadoluyu düşünmek ve gözü arkada kalmaması için MEVERAÜN NEHİR bölgesinden zaza uç beylerini obalarıyla sancaklar vererek REHA.CHEWLİK.PALİ.NORŞİN-MUTKİ GERGER Ssancaklarını çok güvendigi zazalara verdi YAVUZ SULTAN SELİM HAN mısır seferine gitti ... bu arada kendilerine alevi-kızılbaş gibi degerlendiren dersim koçgir erzincan erzurum bölgesindeki aleviler korku içinde yaşamaktaydılar.. zazalar devlet kademesinde çok el üstünde tutulduklarından (yavuz yönetimi tarafından tutulmaktaydı) böylece bu alevi halk rahata ermek için zazaca ögrenmeye gayret etti ve dımilki.domanki.dersimce dedikleri zazaca kelimelerin çogunlukta OLDUGU BİRAZ ZAZA BİRAZ OSMANLICA BİRAZ KÜRTÇE BİRAZ ERMENİCE I BİR LEHÇE ORTAYA ÇIKTI VE buna ZAZACA dediler BUDA GERÇEK ZAZALARI KAHREDİYOR. düşünce ve kültürlerimiz farklı oldugundan LÜTFEN BU SİTEDE BİZ ZAZAYIZ DEMEYİN ECDADIMIZIN KEMİKLERİNİ SIZLATMAYIN TÜM ZAZA HALKI ADINA (PALU-GENÇ-HANİ-LİCE-ERGANİ-ÇERMİK-SİVEREK-GERGER-ÇELİKHAN-MUTKİ-ERCİŞ-SELİM-HINIS- SOLHAN-AKSARAY-KONYA) LÜTFEN BİR AN ÖNCE GERÇEK ZAZALARIN YERİNİ TERK EDİN GEREKİRSE HER PLATFORMDA SİZİNLE GÖRÜŞEBİLİRİZ.gidin alevilik bilmem kızılbaşlık herneyse propagandanızı ZAZALIK ÜZERİNDEN YAPMAYIN CEM-SEMAH FALANLA YAPIN
dezalar provakasyona gelmeyin gönderen: dersimli Sunday, Mar. 05, 2006 at 9:43 PM
bunlar dersimli kimisi zazaca bilen kürt ve ermeni kökenli zaza kiligina girip zazalari birbirine kiskirtip bir araya gelmelerini engellemek icin amerikan ewfendilerinin usakligini yapan ayak takimi
Dersim Zazalarindan Tüm Zaza Kardeslerimi Sevgiler.
Bu alcaklarin kancikca oyununu bosa cikartacagiz. Her halk gibi özgürlük bizim halkimizinda hakki.
zaza gönderen: asmin Monday, Mar. 06, 2006 at 3:35 AM
biz zaza doğduk öle de öleceğiz hemde dersim zazası buradan tüm zazalara saygılarımı gönderiyorum birlik ve beraber olduğumuz sürece önümüzde aşılması mümkün olmayan hiç bi engel duramaz yaşasın direncimiz yaşasın onurlu mücadelemiz
siz ne kadar zazasınıza cevap gönderen: tolhildan Monday, Mar. 06, 2006 at 8:18 AM
Biz Zazayız gönderen: Zazakistanlı Monday, Mar. 06, 2006 at 1:01 PM
Biz ZAZA doğduk zaza ölürüz.Bizi kimse kendi milletine yamamasın.Benden önce yorum yapan kürt arkadaş Türklere türk olmadığını ispat etmeye çalışıyor ama ne hikmetse ayrı bir millet olan Zaza ları da kürt yapmaya çalışıyor.Biz Zaza doğduk Zaza olarak öleceğiz.
ZAZA =KÜRT gönderen: tolhildan Monday, Mar. 06, 2006 at 1:22 PM
inkarcı zazakistanlıya
gönderen: NEFİLİM Tuesday, Mar. 07, 2006 at 8:01 AM
/>
lütfen gönderen: lütfen Friday, Mar. 10, 2006 at 6:33 PM
Görüşlerimizi açıklarken küfür kullanmayalım, şiddeti körükleyici ifadelerden akçınmaya çalışalım. Aksi durumda, haklı iken haksız duruma düşmek olasıdır ve şiddetle beslenen görüşler her zaman bu duruma düşmeye mahkumdur. Saygılar
bence gönderen: demokrat genc Saturday, Mar. 11, 2006 at 10:35 AM
ben ezıncanlıyım.zaza yız bızde tum sulalemız zaza dır.en eskıye gıdersek tum dunya ınsanları kardestı HZ.adem ve HZ.havva nın cocuklarıyız.yanı hepımız kardesız.turk kurt aynıydı.fakat gecmıste ayrıldılar.sonra zamanla bırbırıne kın duymaya basladılar.ve cok zaman gecıne aynı ırk oldugunu unttular.tukler ayılmaya basladı tukmenıdır lazıdır falan tabı kurtler de ayılı zaza gıbı.
türk ve kürli zaza halkina dil uzatan fasistlere gönderen: 17ekim Saturday, Mar. 11, 2006 at 7:36 PM
zazaca hic bir sekilde kürtce degildir
bakiniz bu konuda internetde bir cok konunun uzmani zaza könkenli,ve yabanci kökenli bilim adaminin ,dilbilimcisinin calismalari var.
yani türkler ve kürtler istiyor diye yada türkle,kürtle evlenmis zazalarin melez cocuklarinin kimlik bunalimli ruhsal saskinliklarini tatmin etmek icin ne türk nede kürt olmak gibi gibr lüks icerisine girmeye niyetimiz yok
onlarin bu fasist tutumu sürdükce kitleserek gelen bir direnis dalgasi ile suratlarina türkürmeye gelen 7-8 milyon nufusu ile Zaza Halkimiz onlarin fasist girtlaklarina yapisagi günler elbet gelecektir.
bilimsel fakat kesinlik yok anlatımlarda.biraz daha iyi olabilirdi kaynakçalar pek sınırlı ama genede iyi.teşekkür ederiz emek verdiğiniz için.
Tarih.. gönderen: cihan Thursday, Apr. 27, 2006 at 10:21 AM
Zazalar tarihleri boyunca yüksek ve dağlık alanları yurt edinmiş savaşçı ve direnişçi bir üne sahip Daylamit lerin torunlarıdır.Pers ordularında cesaretleri ile ün yapmış olan Daylamitli savaşçılar savaşlarda aranan askerler olmuştur.Tarihte zaza devleti olarak kurulmuş ALAMUT devleti bulunmaktadır.Önderi Hasan Sabbah zaza ların anayurdu olan İran ın deylem bölgesinde doğmuş bir zaza bireyidir.Keskin zekası ve yetenekli bir şahıs olmasından dolayı Selçuklu devletine büyük zararlar veren hatta selçuklu sultanı Melikşah ı öldürten bir önderdir.Zazaların Kürt lüğü tartışmalıdır.Fakat özellikle kurmanclar la müthiş bir benzerlik vardır.
Bütün milletleri sevdiğimiz gibi onları da seviyoruz..
BIR ZAMANLAR BIZIM DE KANIMIZ KAYNARDI... gönderen: DUNYALI Monday, Jul. 24, 2006 at 9:54 AM peggyulken@aol.com
DOSTLAR, ORTADOGUNUN KAYNADIGI SU ZAMANLARDA, SOZU EDILEN BUYUK GUCLERIN MERAKLA YIKILMASINI BEKLEDIGIN DAYANISMAMIZI UNUTUP ZAZA - KURT - ERMENI - TURK KAVGASINA GIRMEYINIZ. ASLININ NERDEN GELDIGINI BILMEK HEPIMIZIN HAKKIDIR. DUZGUN DIL KULLANARAK, ISI ERBABINA BIRAKARAK VE HER DUYDUGUNUZA INANMADAN SUREKLI ARASTIRMALIYIZ. BU ARADA, EDINDIGIMIZ BILGI DOGRU VEYA HATALI OLABILIR, DOSTLAR FIKIR BEYAN EDERLER, BU DA KABUL. AMA BIRBIRIMIZI KISKIRTACAK DERECEDE KIRMAYIN. DUSUNUN KI, GELMIS GECMIS BUYUK DEVLETLERDE YUZLERCE BELKI BINLERCE IRKTAN, DINDEN, RENKTEN INSANLAR BIRARADA YASAMISTIR. BUNLARIN ICINDE CIKAN NIFAK SONUCU BU DEVLETLER COKMUSTUR. ELIMIZDE COGRAFI VE SIYASI KONUMU COK ONEMLI OLAN BIR TOPRAK PARCASI VAR: TURKIYE. BIZ ZAZA, KURT, TURK, ERMENI DER BIRBIRIMIZE GIRERSEK, AC KURTLAR BEKLIYOR! ONLARIN KAPISINDA KOLE OLMAKTANSA, YURDUMDA, KURDUMLE, ZAZAMLA, ERMENIMLE, TURKUMLE YASAYIP OLMEK ISTERIM. KENDI SORUNLARINIZ, ICINIZDEKI DELIKANLI ATESINI KAYNATINCA, CIKIN YURUYUN, KOSUN, SPOR YAPIN; CALISIN, BASKALARINA YARDIM EDIN. YEK DIGERINE KUFUR EDEN ZAZA KARDESIM, KAPI KOMSUN KURTSE, ONUN COCUGUNUN DUSTUGUNU GORSEN, BASINI CEVIRIP GECER MISIN? BIR PISIRIMLIK KAHVE ICIN KAPINI CALAN ERMENI KOMSUNA KAPIYI KAPATIR MISIN TURK ARKADASIM? ISTE BIZ BUYUZ KARDASLAR, BIRLIKTE YASARIZ! BUNU HIC UNUTMAYIN... ELBETTE GECMISIMIZI ARASTIRALIM, TARTISALIM AMA KAVGA ETMIYELIM. HEPINIZI SAYGIYLA SELAMLIYORUM.
millet olma geregi gönderen: siverekli Friday, Feb. 09, 2007 at 11:06 AM
dezalar birbirinizi kırmayın hepimiz zazayız bizde birlik olmalıyızki dışarıya karşı yılmayalım bırakın türkünü kürdünü biz önce zaza olalım zazalıgımızı bilelim
/>
1) Siyasal- İdeolojik Olarak Türk Toplumunu Parçalama Savaşımı ve Arkasındaki Gerçek:
Türkıyede toplumsal ve siyasal konular alanında maalesef bir keşmekeşlik vardır. Bu alanlara ilişkin bilimler uzmanlarından çok, ilgisi olamayan kişilerin veya olaya siyasal- ideolojik bakan kimselerin uğraş alanı olmuştur. Bunların yarattığı sisli ve bulanık ortamda bu alanın gerçek uzmanlarının çalışmaları ne yazık ki suyüzüne çıkamamakta, gerekli etkide bulunamamaktadır. O nedenle toplumsal ve siyasal bilimlere ilişkin alanlar çoğu temelsiz, yetersiz, çürük, eksik, yanlış ve özellikle siyasal- ideolojik amaçlar için üretilmiş bilgi ve düşüncelerle doludur. Bu kadar yanlış arasında doğru olanı bulup çıkarmak artık özel bir iş ve uğraş alanı durumuna gelmiştir. Fakat alanın uzmanı olmayan halk bu yanlış ve kasıtlı bilgi ve düşüncelerin tutsağı haline düşürülmüştür. Doğallıkla bu, siyasal- ideolojik örgütsel kesimlerin kendi hanelerine kaydedecekleri bir başarılarıdır.
Özellikle Türk toplumsal tarihi siyasal- ideolojik çevrelerin ilgi alanıdır. Ençok bu alanda faaliyet gösterilmiş, ortalık toza-dumana boğulmuştur. Türk tarihi, kültürü, dili, Türkiyede yaşayan toplumların/ toplumun etnik kökenlerine ilişkin siyasal ve ideolojik amaçları doğrultusunda savlar geliştirilmiş, varsayımlar ve kuramlar üretilmiştir. Çoğunluk ülkedeki toplumsal kesimler, genel Türkiye toplumuna karşı bir konuma düşürülmeye çalışılmıştır. Türk toplumu, tarihi, kültürü ve dili aşağılanmış, kültürel farklar oldukça abartılarak yeni yeni etnikler yaratılmış, Türkiye toplumu etnik, dinsel, inançsal, dilsel topluluklara bölünmeye çalışılmıştır. Bu tür bir çoksesliliğin ülkenin zenginliği olduğu tuzak savlarla yüzlerce yıldan beri birlikte yaşayan ve uluslaşmış toplumumuz emperyalizmin isteği doğrultusunda bölüm-bölüm bölünmüş ve birbiriyle ulusların geleceklerini belirleme ve her etniğin ayrı ulusunu ve devletini kurması gerekiği tuzak savı adına savaştırılmıştır. Kürt, Türk, Çerkez gibi genel ve büyük etnikler de kendi arasında bir takım küçük etniklere ve alt kimliklere bölünerek, Türkiye bir etnikler, etnik gruplar, kimlikler ve alt kimlikler ülkesi durumuna getirilmiş, bu durum diğer tuzak savlarda olduğu gibi ülkenin bir zenginliği olarak sunulmuş ve Türkiyenin bir etnik mozaik ülkesi olduğu bilinçlere işlenmiş, bunun üzerine kuramlar üretilmiş ve siyaset yapılmıştır.
Ayrılıkçı- etnikçi Kürt hareketi Türkiyede ulusal, ülkesel, toplumsal, dilsel ve kültürel birlikteliğin parçalanmasının yolunu açmıştır. Kendini büyük bir boy, soy, etnik ve dilsel grup olarak gören her kesim ayrılmayı, ayrı devlet veya özerk bir yönetim olmayı kafasından geçirmeye başlamıştır. Bu rüzgar ülkenin her yanında, her kesimi içerisinde az-çok esmiş ve estirilmiştir.
Kürt hareketi böylesi bir dağılmanın yolunu açmakla, bu tür düşünceleri akıllara düşürmekle emperyalizme en büyük desteği vermiş ve onun isteklerini en iyi bir biçimde yerine getirmiş olur. Kürt hareketinin bütün bu hizmetlerine karşın emperyalizmden beklentisi ise; emperyalizmin kendilerine Kürt devletini sunmasıdır. Doğallıkla evdeki pazarlık çarşıdakine uymamış, Kürt hareketi bu beklentisine ulaşamamıştır. Ama ülkeyi kan seline bağmuştur. Ülkenin gelişmesini yıllarca geriye götürmüştür. Ulusal servet boşuna harcanmıştır. Bunlar da işin bir başka yanı.
Ülkedeki ulusal ve toplumsal kültürü deforme ederek buradan ideolojik ve siyasal yararlar bekleyen Kürt hareketi, dil/ diller konusunda da aynı yolu- yöntemi izlemiştir.
Yüzyıllardan beri dilin ortak ve gelişmiş eğitim kurumlarından işlenmeyişi, dili geliştirecek ürünlerin yeterli ölçüde verilmeyişi, Türkçenin Farsça ve Arapça gibi dillere boğdurularak bozulmaya uğratılması, yönetimlerin ülkenin uzak bölge ve yörelerine ulaşamaması ve buralara ortak kültür ve dili götürmeyişi sonucunda Türkçe oldukça bozulmuş, güdükleşmiş, yerel ağız ve konuşuk biçimleri doğmuş ve yer yer ortak dile göre öne geçmiş, halkın kullandığı genel dil olmuş, bu bozulmada ve yerel ağızların doğmasında Türkçenin kırılarak kullanılması önemli rol oynamıştırr. Bugün ayrılmayı düşünen ideolojik ve siyasal çevreler için bu kötü gelişme bir olanak olmuştur. Bu bozulma üzerine kuram ve sav geliştiren bu tür çevreler, yeni etnikler ve bu etniklere özgü yeni diller yaratmışlardır. Bu tür doğan kesimleri ve dilleri ayrılmaları için gerekçe olarak göstermişlerdir. Oysa olayın kökeni; bu tür çevrelere, bu nitelikte davranışlara girme olanağı vermez. Savlarında haklı olduklarını göstermez. Ama şu bir gerçek ki, bu tür çevrelerin gayretiyle siyaset- ideoloji bilimin önüne çıkmış, bilimsel gerçekleri örtülemiştir. Ülkede öteden beri uygulanan yanlış ve bilinçsiz politikalar ise dış destek de alan bu tür çevrelerin ülkemizi parçalamalarına yardımcı olmuştur. Şu bir gerçek ki, Kürçe ve lehçeleri olarak sunulan dil/diller Türkçenin yöresel kırılmaları ve bozulmalarıyla birlikte diğer dil ve lehçelerin karışmasından başka birşey değildir. Fakat bunu, ayrılmayı kafalarına koymuş ideolojik- siyasal çevrelere anlatmak ne mümkün.
2) Oniki Türk Boyu ve Zazalık
Gerçeği:
Son dönemler bunun en çarpıcı örneğini Zazalar/ Zazaca konuşanlar verirler. Zaza olduklarını savunan kesim Erzincan- Tunceliden Diyarbakıra kadar olan Doğu Anadoluda yaşarlar. Diyarbakır Zazaları Sünni olmasına karşın, bu bölgenin batısında yerleşenleri, yani kısaca Dersimden olanlarsa tümüyle Alevidir. Zazalar kendilerini Kürt görürken, son yıllarda ne Kürt ne de Türk görmeyip kendilerini ayrı bir etnik grup olarak nitelemektedirler. Türkçe kırması Zazaca ise, bu tür çevrelere göre ayrı bir dildir. Genel Kürtler/ Kürtçülere göre ise, Kürtçenin bir lehçesi/ koludur. Oysa, durum hiç de sanıldığı gibi değildir. Olayın gerçeği tarihte gizlidir. Zazalar Türktürler. Zaza boyu, tarihte önemli Türk boylarından biridir. Zazaca ise; uzun tarih sürecinde, özellikle başka dil ve lehçelerin etkisiyle kırılarak, karışarak bugünkü durumunu almıştır. Zazaların ve Zazacanın oluşmasında birçok kavimin ve bu kavimlerin kültürleri, dilleri ve inanışlarının birbirinden etkilendiği, harmanlandığı yer olan Deylem/ Daylem bölgesinin büyük payı vardır. Bu oluşum; Medlerin, Perslerin, Türklerin ve Asyanın, Ortadoğunun diğer kavim ve etniklerinin özellikle muhalif öğelerinin en eski tarihlerden beri buraya yerleşmeleri ve zamanla harmanlanmaları sonucunda oluşmuştur. Zazalar ve Zazaca üzerinde bu etkileşimi görmek olasıdır. Zaza Türk topluluğu bu ikinci oluşum durağından sonra göçerek Anadoluya, özellikle Anadolunun Dersim bölgesine gelerek yerleşmiş ve buradan çevreye dağılmıştır. Esi Türk tarihsel kaynaklarında bu durumu görmek olasıdır. Yeter ki siyasal- ideolojik amacın dışına çıkarak bakalım.
M. S. 550li yıllarda kurulan Göktürkler boylar birliği, yani konfederasyon biçimli bir devlettir. Göktürk organizasyonu içerisinde birçok Türk boyu vardır. Doğallıkla, Türk soyundan olmayan boylar da bu birlikte az da olsa yer almışlardır. Göktürk hakanlarından Kapgan/ Kapağan Kağan döneminde birçok Türk boyu ile birlikte bu konfederasyon içerisinde oniki boy/ aşiret de bulunur. Eski tarihlere göre, bunlar has Türk boylarıdır. Bunların tümü, Kapgan Kağanın buyruğunda birleşmişlerdir. Bacotla G. Clauson 1957de Tibet belgeleri üzerinde yaptıkları çalışmada bu oniki Türk boyunu saptarlar. Çin kaynakları (anallar/ yıllıklar) da bu bilgileri destekler ve tamamlar. Bunlar arasında bizi ençok ilgilendiren Türkiyede Doğu Anadoluda yerleşmiş aşiretlerden/ oymaklardan birkaçının adının geçmiş olmasıdır. Bunlar; Za-ma-mo-nan, Çar-da-lılar ve Lu-ladlardır. Za-ma-mo-nana birinci sırada yer verilmiştir. Tibet ve Çincedeki söyleniş biçimi doğallıkla belgelere yansımıştır. Bunlar; bugün bildiğimiz Zazalar, Çarekliler ve Lolanlılardır. Bugün günümüz Türkçesine dönüşmüşünü doğallıkla bizler kullanmaktayız. Za-ma-mo-nan, bilinen Göktürk kağanlarından Ozmış Kağandır. Çar-da-lılar, bugün yoğunlukla Erzincan, Tercan ve Dersimde yaşayan Çarekli aşireti/ oymağı olmalıdır. Lu-ladlar, bilinen Lolanlı oymağıdır ki, Doğu Türkistanda kent kurmuş ve kent yaşamına geçmş bir Türk boyudur. Buradan Anadoluya göçmüşlerdir. Dersim, Erzincan ve Varto dolaylarında yoğunlukla yerleşmişlerdir. Bu oymaklar inanç olarak tümüyle Alevidirler. Yörelere göre Türkçe ve Zazaca konuşurlar. Bu oniki Türk boyunun tümü, kağan boyu olan Aşena/ Acena/ Asenadır. Yani; yönetici, hakan çıkaran, yarı kutsallıkları olan üstün Türk boylarındandırlar. (Kaynak: Prof. Dr. Sencer Divitçioğlu- Kök Türkler, Ada Yay. İst. 1987, s: 179 v. d.).
3) Etnik Kökenin Belirlenmesinde
Dilin Ölçü Alınışının Yanıltıcılığı:
Ayrı etnik kökenler yaratmak isteyen ayrılıkçı- etnikçi çevreler etnik kökenin belirlenmesinde dili ölçü almayı yeğlerler. Doğallıkla bu bilimsel değil, siyasal- ideolojik bir yeğleyiştir. Hem kendilerini, hem toplumu aldatmaktan başka birşey değildir. Almanyada doğan, o nedenle Almanca konuşan bir Türk çocuğu nasıl Alman değil de Türkse, burada konuşalan dilin bir belirleyiciliği nasıl sözkonusu değilse, Kürtçe veya Zazaca konuşan herkesin de Kürt veya Zaza olmayacağı bilimsel bir gerçektir.
Lolanlılar çoğunluk Zazaca konuşurlar Oysa, bilindiği gibi Zazalar başka, Lolanlılarsa başka birer oymaklardır. Zazacılara bakılırsa, Lolanlılar Zazaca konuştuğu için Zaza toplumunda/ etniğindedir.
Birbaşka çarpıcı ve açıklayıcı örnekte Şadıllı oymağı/ aşiretidir. Şadıllıların 950li yıllarda Azerbaycanda beylik kurdukları, Büyük Selçuklu Devletine bağlandıkları (vasal oldukları), XVII. ve XVIII. yüzyıllarda yine Azerbaycanda yeniden iki kez hanlık oldukları bilinmektedir. Yani Zazalarla soy olarak Türk olmaktan başka bir ilişkileri yoktur. Şadıllılar da Anadoluya göçmüşlerdir. Erzincan, Tercan ve Çayırlıdaki Şadıllılar Türkçe; Refaiye, İmranlı ve Şirandaki (yani Koçgiri bölgesi) Şadıllılar Kırmançço; Dersim bölgesi (Tunceli ve Bingöl) Şadıllıları ise Zazaca konuşurlar. Konuştukları dillere bakarak bu Türk boyunu hangi etniğe bağlayacağız? Türkçe konuşanlara Türk, Kırmançço konuşanlara Kırmanç, Zazaca konuşanlara Zaza mı diyeceğiz? Böyle şey olası mıdır? Aynı etnik grubu üç etnik gruba nasıl bölebiliriz? Bunların Zazaların ötesinde Azerbaycan topraklarında şekillenmiş bir Türk boyu olduğu tarihçe ortadadır. Böyle olmasına karşın, bir bölümü Zazaca konuşuyor diye nasıl Zaza topluluğuna sokabiliriz? Demek ki, Zazaca konuşan, ama Zaza boyundan olmayan birçokTürk boyu var. Örneğin Dersim ve yakın çevresi illerde yaşayan Kureyşan, Baba Mansur, Ağuçan v.b. gibi Alevi Dede Ocakları mensupları vardır ki, bunlar tümüyle yöreden edindikleri kültürle Zazaca konuşurlar. Bu dede soylarının Zaza topluluğundan olmadığını biliyoruz. Zazaca konuşmaları da onların Zaza toplumundan/ boyundan olmasını gerektirmez.
Bir başka örnek de Avşarlardır. Avşarların önemli bir Oğuz boyu ve özbeöz Türk olduklarını herkes bilir. Ne var ki, Doğuya, Kars bölgesine yerleşen Avşar toplulukları yörelerinin etkisiyle bugün Kürtçe konuşurlar. Konuştukları dile bakarak bu Türk boyunu Kürt mü göreceğiz? Bu doğrumudur, bilimsel midir? Etnik kökenin tsbitinde sadece dilin ölçü alınması, bizi bu tür yanılgılara götüreceği ortadadır.
Dilin ölçü alınarak etniklerin belirlenemeyeceği, bunun üzerine ulusların kurulamayacağı durumu, bir tarihsel ve toplumbilimsel gerçektir. Böyle duygusallıklardan ve ideolojik çıkarlardan hareketle bilim yapmak ayıbı ne yazık ki günümüzde yaşanılmaktadır. Bu ayıba da özellikle Almanya, İsviçre, İsveç Hollanda gibi yurt dışında yaşayan yurttaşlarımız çekilmektedir. Türkiye gerçeğinde uzak olarak yaşayan bu yurttaşlarımız, bu tür emperyalist emellere tam bir ortam oluşturmaktadır.
Öyle sanıyorum ki, bu tarihsel gerçekler karşısında bu tür ideolojik savlardan, kurgulardan ve senaryolardan vaz geçmelidir. Bu tür ideolojik çarpıklıklar sonuçta emperyalizme yarar, ama ülkemize zarar verir. Ülke birliği ve bütünlüğünde toplanma, toplumumuz için tek çıkar yoludur. Son yıllardaki olaylar hepimize ders oldu sanırım. Bu doğrudan buluşma hepimizin kurtuluşuna olacaktır, umarım.Saygilar,Sevgiler.
ne türk ne kürdüz!
gönderen: ilyasakkan Monday, Feb. 12, 2007 at 5:37 PM
ilyas.akkan@mynet.com
zazaların ne türk nede kürt olmadıkları kanıtlanmıştır.neyi tartışıyorsunuzki biz zaza milletiyiz.kendini kürt görmek isteyen görür türk görmek isteyende görür ama asıl mevzu insan olmasıdır.
KIRD (zaza) gönderen: kirdo Sunday, Feb. 18, 2007 at 9:58 AM
benim bildigim hic bir KIRD kendine zaza demez
bu isim kendilerine baskalari tarafindan verilmis
(zaza) lar kendilerini su isimlerle tanitirlar
dersim:kirmanci
bingol-pali:kird-kirdki
siverek:dimili
diyorlar kendilerine
zaza olayi bence sonradan takilan bir isimdir
benim icin önemli olan halkin kendini nasil tanittigi dir
ben KIRD leri Kürt olarak taniyorum
dil olayi bence biraz tartismak gerekir
ben bir dil uzmani degilim
bu konuyu dürüst filolglar arastirsin
biraz esnek olmak gerekir
tabiki carpitanlarda var özellikle kird leri götürüp türklere baglamak kendini bilmezliktir
konuyla alakasi olmaz
kird leri(zaza)lari kurtlerden ayirmaktafazla gercekci degildir
bunu yapan cevreleri tanirsik daha iyi bir sonuca gideriz.zarlamadir birsey söylemekten baska bir seydegildir
Tartismaya,konusmaya her aman variz dost. gönderen: Zaza(Kirmanc-Dimili) Tuesday, Feb. 20, 2007 at 10:01 PM
Zaza Halkini bir türklere bir kürtlere yamiyan cevreyi görmeden ve onlarin ikiyüzlü maskelerini yüzlerinde parcalamadan Zaza Halki Devrimci Direnisini Sürdürmeye KArarlidir.
Türklerin,Kürtlerin ve diger halklarin varligini inkar etmiyoruz ve tüm dünya halkarinin özgürlügünden yanayiz iste bizim bu dediklerimizi söyliyemiyenler hayir zazalar türkdür diye yada hayir zazalar kürtdür diye ,hayir zazalar ermenidir ,hayir zazalar yahudi kökenlidir gibi safsatalarla acikca ALCAKLIK yapmakta bir halka hakaret etmekdedirler.
ZAZA YIM VE GUR DUYORM
gönderen: YILMAZ ZAZA Saturday, Mar. 24, 2007 at 7:15 AM
VAROL_2006_@HOTMAİL.COM KARSIYAKA MAH GUN SOK.101
ZAZA DIYORLAR VEKENDILERINI BISEY ZAZAN EDIP BURAGIRIYORLAR BAZI YORUMLARI OKUDUM VE HICTE HOŞOLMAYAN YAZZILARI GURDUM ARKADAŞLAR YANLIZ ZAZA OLMAYAN YAZMASIN BILIYORMUSUNUZ BEN PALULU YUM VE BUNLAGURUR DUYORUM ZAZANIN KILIFIN ALTINAGIRMEYIN ZAZA DEDIMI BENCE DURUS VE ERKEK GIBI ADAMDAN ULUSUR TURK DEGILIM BUNU BILIYORUM BIRI BANADESE SENKIMSIN BEN ZAZAYIM ZAZANI TARIHINNIDE IYIYI BILIRIM ZAZA LAR M.Ö CEYE DAYANMAKTADIR TA PEYGANBERLERE DAYANMAKTIR KIM BENLE TARTISMAK ISTERSE NARIM KANITLI OLANIDA UNUTMAYIN ZAZA LARIN ADINIDA BATIRMAYIN
devamı... gönderen: tij Saturday, Mar. 24, 2007 at 12:30 PM
Türk hükümeti 1980lerin sonunda, Alevilere yatıştırıcı jestlerde bulunmaya başlayarak, cemaatin devletten yabancılaşmasını nötralize etmeye ve radikal Kürt hareketi PKKnin Kürt (ve Zaza) Aleviler arasında daha fazla destek kazanmasını önlemeye yönelik geçirgen bir çaba ile onlara, kesin bir biçimsel tanınma sundu.
Çevirmen Özgür Gökmen
Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yalnız Türkçe kullanan ve hattâ çoğu Türkçe aşiret adlarına sahip olan Kürtçe ve Zazaca konuşan Alevi aşiretlerin varlığı, birçok yazarın izahat kabilinden hayal gücünü meşgul etmiş bir vakıadır. Hem Türk, hem de Kürt milliyetçilerin bu grupların muğlak kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmuş ve bunlar sıkıcı ayrıntıları örtbas etmeye çalışmışlardır. Kürtçe ve Zazacanın esasen Türk dilleri olduğunu kanıtlamaya yönelik çabalar son bulmamış ve hattâ 1980den sonra güç kazanmıştır.1 Öte yandan, Kürtler Alevilerin dinindeki İranî unsurların altını çizmişler ve hattâ Alevi Türklerin bile dinlerini Kürtlerden almış olmaları gerektiğini öne sürmüşlerdir.2 Sözü edilen aşiretlerin düşüncelerini rahatça ifade edebilen kimi mensupları, eski sözel geleneğe dayandıklarını iddia ederek, genellikle, açıkça siyasal amaca ulaşmak için başvurulan çarelerden esinlenerek kendi yorumlarını eklemişlerdir.3 Aşiretler, Kürt milliyetçiliği ve Türkiye Cumhuriyeti hususunda farklı zamanlarda farklı tavırlar benimsediler. Kürt milliyetçiliğinin ve Türkiye Cumhuriyetinin (ulus olmayı arzulayan Zazalar ve Aleviler gibi daha küçük gruplar) Alevi Kürtlerin sadakatlerine dair birbirleriyle çatışan münacatları, bu cemaatleri ayırmıştır. Çatışma böylece 1994 sonbaharında Tunceli ve Bingölün batısındaki Türk askerî harekatı ile en yüksek noktasına varmıştır.
ALEVİ KÜRTLER KİMLERDİR?
Alevi Kürtler terimini, kendilerini Kürt olarak tanımlayıp tanımlamadıklarına bakmaksızın, Zazaca ve Kurmanci konuşan tüm Aleviler için kullanacağım. Bu terimi kullanmam, onların gerçekte ya da esasen Kürt ya da başka bir şey oldukları iddiasını taşımaz. Alevi Kürtlerin merkezi Dersimden (Tunceli ili ve ona komşu olan Erzincanın Kemah ve Tercan ilçeleri ile Bingölün Kiğı ilçesinden) ibarettir. Dersimliler, Batı Dersimin (Çemişgezek ve Pertekin de kısmen içinde bulunduğu Ovacık ve Hozatın) (Zazaca konuşan) Şeyhhasan aşiretleri ile aralarında hem Zaza, hem de Kurmanci dillerini konuşanların bulunduğu Doğu Dersim (Pülümür, Nazimiye, Mazgirt) aşiretleri arasında kültürel bir fark görürler.
Bir dizi Alevi yerleşim bölgesi Dersimden Bingöl, Kuzey Muş, Varto boyunca Karsa kadar doğuya uzanır. Bu aşiretlerin en büyükleri ve en iyi bilinenleri, Kurmanci konuşan Hormek (Xormek, Xiromek) ve Zazaca konuşan Lolan (zikredildikleri sıra ile bkz.: Fırat 1970, Kocadağ 1987) Dersim kökenli olduğunu iddia ederler ve bu aşiretlerin gerçekten halen Doğu Dersimde (zikredildikleri sıra ile Nazimiye ve Pülümür) yaşayan mensupları vardır.
Daha Batıda, Sivasın Zara bölgesi ve çevresinde önemli bir Alevi Kürt nüfusu ile, Koçgiri aşireti ile karşılaşırız. Zaza lehçesinden çok Kurmanci lehçesi kullanmalarına rağmen, Koçgiri aşireti Batı Dersimli Şeyhhasan aşireti ile akraba oldukları iddiasındadırlar.4 Dersimli aşiretlerin başka bazı mensupları, hem Zazaca, hem de Kurmanci konuşanlar, Sivasta diğer yerleşim bölgelerini oluştururlar. Dersim Alevileri ile akrabalıklarının diğer bir belirtisi, aralarında yaşayan aynı soydan seyitlerin (özellikle Kureyşlilerin) varlığıdır.5
Diğer bir dizi yerleşim bölgesi Malatya, (Maraşta) Elbistan ve Antep boyunca Suriye ve Adanaya dek güneye uzanır. En önemlilerinin adlarından başka bu aşiretler hakkında çok az şey bilinir. Dersimiye göre sözde tümü Kurmanci konuşan bu aşiretler de Dersim ile eski bir bağlantıları olduğunu iddia ederler (1952: 59-60). Dinlerinin Dersimlilerin dinleri ile ne ölçüde uyuştuğunu ve Yezidi ve Nusayri komşularınınki ile nasıl bir ilişkisi olduğunu bilmiyoruz. En azından, bu cemaatlerin bazılarına Dersimde yerleşik soydan seyitler hizmet vermiştir, ama, aralarında aynı zamanda başka ocaklar (seyit soyları) da vardır.6 Amerikalı misyoner Trowbridge, gayet iyi tanıdığı Antepli Alevilerin (Kermanşahın batısında, Kırıntın yakınındaki) Tutşaminin Ehl-i Hak seyitlerini en yüksek dinsel otorite olarak kabul ettiklerini söylüyor.7
Yalnızca Dersim ve Koçgiri Alevilerinin dinleri hakkında yüzeysel bilgiden daha fazlasına sahibiz; bu inanç ve pratiklerin diğer Alevi Kürtlerce ne ölçüde paylaşıldığını bilmiyoruz.8 Bilgimizin çoğu, eski gezginlerin ve misyonerlerin raporlarından ya da Bumkenin yerinde bir şekilde belirttiği gibi, Dersimlilerin uygulanmayan bir inança bağlı gibi görünmelerinden ötürü inandıkları ya da yaptıklarına dair anılardan kaynaklanır (Bumke 1989: 515). Her ne kadar belki küçük bir azınlık iştirak ediyor olsa da, dağ mabetlerini ziyaret, kötü şansı engellemek için esrarlı mahallerde ve kutsal yerlerde adak adamak gibi belirli eylemler hâlâ yaşadığından ötürü bu ifade belki biraz mübalağalıdır.9 Bununla birlikte birçok Dersimli için yiyecek tabularının ve güneşe, aya ve ateşe gösterilmesi gereken hürmetin, sıkça vurgulanan ancak fiiliyatta nadiren yerine getirilen âdetler olduğu doğrudur.10
19. ve 20. yüzyıl kaynaklarından öğrendiğimiz kadarıyla, Dersim Alevilerinin inançları ve fiiliyatı, Tahtacı ve İç Anadolu Alevi Türklerinin inanç ve fiiliyatından daha aşırı ve syncretist (daha çok İranî unsuruna sahip) görünür (bu tabiî ki, daha çok, berikilerin inançlarını daha iyi gizlemiş oldukları ya da tedricen daha çok İslamlaştırıldıkları gerçeğine bağlı olabilir).11 Ruh göçümüne (metempsychosis) inanç daha çok anılır; Ermeni yazar Andranig (1900), insan ruhlarının hayvanlarda nasıl yeniden doğduğuna dair birtakım şaşırtıcı hikâyeler nakleder.12 Dersimliler de, Ehl-i Hak gibi, Alide ve muhtemelen Hacı Bektaşa tezahürden, daha ılımlı, ancak kesinlikle daha önemsiz olmayan seyitlerin kutsal varlığına kadar, kutsal yeniden vücut bulmanın çeşitli türlerine açıkça inanırlar. Hiç de saf olmayan Mark Sykes, Dersim aşiretlerinin ismen Şii olmakla birlikte, kendisine panteist gibi göründüğünü yazar.13
Güneşe ve doğaya tapınma Dersimlilerin hayatında en az ayin-i cem ve diğer Alevi ritüelleri kadar önemli bir yer tutmuşa benziyor.14 Andranig buna gezegenlere, şimşeğe ve yağmura, ateşe, suya, kayalara, ağaçlara ve diğerlerine tapınmayı da ilave eder (1900:169). Anlatıma göre, Dersimliler her sabah güneş ışınlarının değdiği ilk noktada tapınmaya başlarlardı.15 1920lerde bir geceyi Malatya yakınındaki bir Alevi Kürt köyünde geçiren Melville Chater, bu sabah tapınmasının çok az farklı bir tasvirini yapar:
Köylüler güneşin doğuşundan önce kalktılar ve tarlalarında çalışmaya başladılar. Güneş yükseldikçe, bütün erkekler, kadınlar ve çocuklar doğuya döndü; güneşin önünde eğilerek kibarca iyi bir gün diledikten sonra günlük işlerine yeniden devam ettiler. (Chater 1928: 498)
Aynı köylüler aynı zamanda (belki sadece belli gecelerde) aya da taparlar:
Geceleyin tüm köylüler, ayın görünmesini beklemek için, damlara çıktılar. Ay görünür görünmez, Kürtler, önünde yavaşça başlarını eğmek ve yükselen gezegeni derinden selamlamak üzere aynı anda ayağa kalktılar; daha sonra taş merdivenlerinden indiler ve gecede kayboldular. (Chater 1928: 497)
Dersimlilerin güneşe tapınması, özellikle aşağıda söz edilecek olan Yezidilerin benzer âdetlerini kuvvetle hatırlatır. Bu aynı zamanda, en azından 19. yüzyıla kadar Mardin ve Diyarbakır bölgelerinde var oldukları bilinen, şimdi nesli tükenmiş Şemsî (güneşe tapanlar?) mezhebini de akla getirir.16
Bununla birlikte daha özgül Alevi dinsel âdetleri Dersimlileri Alevi Türklere yakınlaştırır. Gülbank ya da nefeslerinin çoğu Türkçedir; ve 1920den önce de kesinlikle öyleydi. Erzincan valisi olan ve bölgeyi çok iyi bilen Ali Kemaliye göre, hiç Kürtçe gülbank yoktur (Kemali 1992: 154-155); Nuri Dersimi bunu doğrular ve Kureyşli ve Bamasor (Baba Mansur) soylarının seyitlerinin gülbankı Zazacanın eski bir biçiminde okuduklarını iddia eder (Dersimi: 1952: 24). 1949da yazan Hasan Tankut Reşit, Dersimlilerin ancak çok yakın zamanda, Alişer ve Seyyid Rızanın kışkırtmaları ile, Türkçe nefesi kendi dillerinden şiirlerle ikâme etmeye başladıklarını öne sürer.17
Dersim Alevilerini Alevi Türklere yakınlaştıran bir diğer adet, merkezî Hacı Bektaş tekkesi ile olan ilişkileridir. Burası Molyneux-Seel (1914: 66) tarafından Dersim dışındaki en önemli hac merkezi olarak gösterilmiştir.18 Kuramsal olarak, ortak aşiretlere rehber ve pir olan Dersimli seyitler, Hacı Bektaştaki çelebiyi mürşidleri kabul ederler; ama fiiliyatta diğer soyların seyitlerini pir ve mürşid olarak benimserler ve Hacı Bektaşla çok fazla ilgileri yoktur. Bununla birlikte Batı Dersimdeki üç küçük seyit soyu, Aguçan, Derviş Cemal ve Saru Saltık, Hacı Bektaşça tayin edilen halifenin neslinden geldiklerini iddia ederler (Dersimi 1952: 27-28; Birdoğan 1992: 152-157).
TÜRK MÜ, KÜRT MÜ?
Alevi Kürtler komşularınca genellikle Kızılbaş olarak adlandırılırlar. Cuinetin geç 19. yüzyıl nüfus istatistiklerinde de, başka etno-linguistik ünvanlar kullanılmaksızın aynı adla yer alırlar. Bu ad onları, tabiî ki, takipçileri çoğunlukla Türkmen olan Safevilerle yakınlaştırır. Sümer, Safevilerin Kızılbaş destekçileri üzerine çalışmasında (1976) sadece iki Kürt aşiret cemaatinden söz eder; ki bunlar görece önemsizdirler: Hınıslı ve Çemişgezekli cemaatleri. 16. yüzyılda bugünkü Tahranın güneyinde yaşayan, daha sonra Özbek saldırılarına karşı İranın kuzeydoğu sınırını korumak üzere Şah Abbasca Horasana gönderilen büyük bir Çemişgezek konfederasyonu olduğundan ötürü, ikincilerin çoğu Şahın ardından İrana gitmiş olmalıdırlar.
Alevi Kürtler, sadece bu iki aşiretten arda kalanların ardılları olamayacak kadar çokturlar. Bu, akla Dersimlilerin nereden geldikleri sorusunu getirir ve hem resmî tarih ekolüne bağlı olanlar, hem de liberaller olmak üzere, birçok Türk akademisyence bu soruya verilen cevap, bunların Kürtleştirilmiş (ya da Zazalaştırılmış) Kızılbaş Türk aşiretleri olduğudur. Bu varsayım o kadar mantıklı görünür ki, bazı Batılı akademisyenlerce de hiç sorgulanmadan kabul edilmiştir (örneğin Mélikoff 1982a: 145). Bununla birlikte, Şafi Kurmanciler ile Zazalar arasında neredeyse hiç toplumsal ilişki var olmadığı gerçeği göz önünde bulundurulursa, bu aşiretlerin Kürtçe ya da Zazacayı kimden öğrenmiş olabileceklerini tahayyül etmek güçtür. Öte yandan Sivasta, Kürt ve Zaza Alevilerin, Türkçeyi hiç terk etmemiş olan Alevi Türklerle yakın ilişkileri vardır.
OSMANLI ÖNCESİ VE ERKEN OSMANLI TARİHİNDE HETERODOKS KÜRTLER
Kürt aşiretlerin (mutlaka Safevi türünün olmasa da) Alevi dinsel fikirlerinin yayılmasındaki rolüne uzun süre değerinin altında paha biçilmiş gibi görünmektedir. Irène Beldiceanu-Steinherrin arşiv araştırmasından elde ettiği bilgilere göre, ilk Bektaşiler göçmen aşiret kabileleridir.19 Osmanlı metinlerinde (Bektaş, Bektaşlu, Bektaşoğulları adlarındaki) bu aşiret gruplarına sayısız atıfta bulunulur; ve bu metinler onlarla Sivastan Malatya, Maraş, Antep kavisi ile Halep ve Adanaya uzanan ve hattâ fazladan daha batıdaki mekânlar arasında ilişki kurar. Belki de daha şaşırtıcı olan, bu aşiretlerdeki Kürt unsura yapılan sarih atıftır. Cevdet Türkay onları Konar-göçer Türkmân Erkâdi taifesinden, göçmen Türkmen Kürtler olarak tasnif eder.20 Aşiretler listesinde sıkça yer alan bu terim, karma yapılı aşiretlere atıf yapar görünmektedir.
Xavier de Ianholun ilk gözlemcilerinden biri olduğu üzere, 11. yüzyıl ve daha sonrasında sayısız Türkmen aşiretlerinin Doğu Anadoluya varışı, yoğun kültürel değişime ve (Kürtlerin iyi otlaklara doğru yaptıkları kısa mesafeli düşey göç ile Türkmenlerin yatay gezginliğini birleştiren) yeni bir tür pastoral göçebeliğe ve farklı kökenlerden küçük grupları birleştiren yeni aşiret oluşumlarına hız verdi. Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri, Kürt klanları, görünüşe göre Türk unsurlu kendi aşiretlerine dahil etmiş olmalıdır; ve Osmanlı döneminde geniş bir aşiret konfederasyonu olan Boz Iusun Türk unsurlar kadar Kürt unsurlara da sahip olduğu bilinir. Yüzyıllar boyunca izleri sürülebilecek olan bazı aşiretler dillerini Türkçeden Kürtçeye, ya da tam aksi şekilde değiştirdiler; bu aşiretlerin mensuplarının kompozisyonları da zamanla kaymış olabilir.21
Sözde Bektaşi aşiretler, daha sonra Alevi Kürtlerle karşılaşacağımız bölgelerde bulunurlar. Ancak bunlar, şimdiki Alevi Kürtlerin oluşumunda yer alan sayısız Kürt aşiret unsurlarından yalnızca biri olmalıdırlar. Osmanlı kaynaklarında bazı temel Dersimli aşiretler adlarıyla yer alır. Örneğin Türkay, Lolan, Dirsimli ve (19. yüzyılda Dersimli aşiretlere atıfta bulunmak için kollektif olarak kullandığını gördüğümüz) Dujik/Duşik aşiretlerine dair sayısız vakıadan söz eder ve hepsini Ekrâd taifesinden olarak sınıflandırır; yalnızca tek bir büyük Dersim aşiretinin, Balabanın, Türk olduğu, Yörükan taifesinden olduğu söylenir. Balaban aşiretinin Zazaca konuşmasına rağmen, bugünkü komşularının kabul eder göründükleri bir ad.
Türkmen aşiretlerin heterodoks fikirlere karşı giderilmesi olanaksız bir eğilimi varken, Kürt aşiretlerin, en azından Osmanlı İmparatorluğuna dahil oldukları dönemde (kabaca 1515), sadık Sünniler olduğu fikri genellikle muhakkak addedilir. Kürtlerin mutaassıp Sünniler oldukları fikrini önde gelen Kürt aileleri ile Sultan Selim ve haleflerinin arasındaki ittifakı bozan diplomat İdris Bitlisi ortaya atmış olabilir. İdris ve oğulları Ebül-Fazl, Sadettin, Hüseyin ve Müneccimbaşı gibi onun izindeki diğer Osmanlı tarihçilerinin yanısıra egemen Kürt ailelerinin tarihçisi Şeref Han Bitlisi, Kürtlerin Safevilere karşı Osmanlıları tercih etmesinin nedenini onların dinsel inançlarına bağlar.22 Sünni ortodoksluğun açıklanması Sultana sadakatin aşikâr bir taahhüdüydü; bu yüzden, Kürt tarihçilerin Kürtlerin ortodoks olduğu konusundaki ısrarı, kendilerinin ne olduğunu bildikleri şeyden çok, Sultanın inanmasını diledikleri şeyi yansıtıyor olabilir. Hayatının hatırı sayılır bir bölümünü Safevilerin hizmetinde harcayan Şeref Han bile, (Osmanlılara açıkça bir siyasal bir tehdit teşkil etmeyen) sayısız Yezididen söz etmekte tereddüt göstermemesine rağmen Kürtlerin (Şii) heterodoksisinden nefret ettiğini vurgulamıştır.
İleride Yezidilere dair birkaç şey söyleyeceğim, ama önce Kürtler arasında aşırı Şii fikirlerin varlığına dair bir iki yorum yapmak isterim. Aslında bunların, sözü geçen Kürt yazarların kabul eder göründüklerinden çok daha yaygın olduğuna dair belirtiler vardır. Hem Şeref Hanın, hem de İdrisin memleketi olan Bitlis, kendi payına düştüğü oranda ortodoks olmayan düşünür yetiştirmiştir. 1450 civarında Giyathuddin al-Astarabadice yazılan Hurifi metni İstivaname, şerî yükümlülüklerin halihazırda cennette yaşandıklarından dolayı gerçek müminleri bağlamadığını iddia eden sapkın bir öğretinin kaynağı olarak Derviş Hacı İsa Bidlisiden söz eder.23 Simav kadısının oğlu Şeyh Bedreddinin fikriyatı üzerindeki etkilerin izi de aynı bölgeye doğru sürülebilir: Bedreddinin asıl mistik hocası, Bitlis yakınındaki bir bölgeden gezgin bir alim olan Hüseyin Ahlatidir.24
Bugünkü Yezidi önderlerinin bazılarının dinlerini aşırı Ali karşıtı bir mezhep olarak sunmaları (hattâ emirlerinin ailesine mensup bir kişinin adı Muaviyedir), Alevi Kürtlerin ve Güney Kürdistandaki Ehl-i Hak/Kakailerin fikir ve fiiliyatlarındaki yakın benzerlikleri görmemize engel olmamalıdır. Bugün soyları tükenmiş olan Şemsîlerin muhtemelen ziyadesiyle benzer bir dördüncü dine sahip olduklarına yukarıda değinilmişti.25 Her dinsel grup arasındaki ilişki, şu ana kadar varsayılandan daha içten olabilir. Bu yüzyılın ilk yıllarında Anadoluyu dolaşarak kafataslarını inceleyen Alman antropolog Felix von Luschan, Alevilerin ve Yezidilerin, en azından bazı komşularınca, bir ve aynı mezhepten olarak algılandığını fark eder:
Batı Kürdistanda bazı yerlerde aynen Kızılbaşlara benzeyen insanlara Yezidi deniyor ve bunlar Kızılbaşlıkla hiçbir ilgileri olmadığını iddia ediyorlar; diğer yerlerde, Kahtada Böilam Nehrinde* ve yine Diyarbakır yakınlarında bana söylenenlere göre, Yezidi ve Kızılbaş aynı şeyi tanımlamak için kullanılan, biri Arapça, diğeri Türkçe iki ayrı kelime. Bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum; ancak, tahkik edebildiğim kadarıyla her iki grubun da itikat ve toplumsal durumları tamamen benzer. (von Luschan 1911: 231)
(Erzincanın doğusunda) Tercanda bir köyde söyleştiğim yaşlı bir Alevi Zaza, Yezidilerle herhangi bir ilişkiyi reddetmekle birlikte, Melek Tausun adını ve beni o zaman etkileyen Yezidi menşeli efsaneleri bilir görünüyordu.
Luschanın Yezidilerin tamamen Kızılbaşlar gibi olduğuna dair gözlemi, onların üzerindeki kafatasları incelemelerine dayanır. Anadolunun tüm sekter Şii gruplarının Likyanın Tahtacı ve Bektaşlarının, İç Anadolunun Kızılbaşlarının (ve onları çok andıran Yezidilerin) olduğu kadar, Ansariyenin (örneğin Nusayrinin) kafataslarına ait indekslerin birbirlerine çok benzer olduklarını bulmuş ve komşuları olan Arap ve Kürt gruplarla aralarındaki farkı göstermek için karşılaştırmıştır. Kafataslarını incelediği tüm mezhepler kısakafalıdır (brachycephalic) ve tüm Sünni komşuları da uzunkafalı (dolichocephalic). Von Luschan, sözlerini ilk anılanların dinlerini korumuş ve bu yüzden yabancılarla dış evlilikten sakınmış, böylece eski karakteristik özelliklerini korumuş olan eski homojen bir nüfusun arda kalanlarını temsil ettiğini söyleyerek bitirir (von Luschan 1911: 232).
BENLİĞİN YER DEĞİŞTİREN HAYALLERİ
Alevi Kürt aşiretlerin bazı yerel tarihçileri, özellikle Fırat, Rişvanoğlu ve Kocadağ, kendilerini en azından kısmen sözel geleneğe dayandırmaya çalışarak, aşiretlerinin Türk kökenlerini şiddetle vurgulamışlardır. Eserleri faydalı bilgi kırıntıları içerir; ancak, bu aşiretlerin resmî Kemalist tarih görüşü uyarınca Türklüklerini kanıtlamaya yönelik siyasal saikli arzuları nedeniyle aşırı ihtiyatla kullanılmalıdırlar. Öte yandan Dersimi gibi diğer yerel tarihçiler Kürtlüklerini vurgulamışlardır ve yakın zamanlarda Dersim kökenli insanlar arasında Kürtlükten farklı bir unsur olarak Zazalığa vurgu yapan bir fikir ekolü vardır (Pamukçu, Selcan, Dedekurban).
Cumhuriyet döneminden önce bu aşiretleri Kürt ya da Kızılbaştan başka bir şekilde adlandıran herhangi bir kaynağa rastlamadım.26 Erzurumdaki Rus konsolosu Jabanın kullandığı 19. yüzyıl ortalarına ait bir Kürt kaynağı, onları (merkezî Dersimde bir dağın adı ve Dersimin dağlık bölgesinin tümüne verilen bir ad olan Dujik Babadan sonra) Dujik Kürtler olarak adlandırır ve şunu ekler: Türkler onları Dujik Kürtler ya da basit Kürtler (Ekrad) olarak adlandırırlarken, gerçek Kürtler de onlara Kızılbaş derler.27 Dersimi 1866da ziyaret eden Diyarbakırdaki Britanya konsolosu Taylor, münhasıran Kızılbaşlardan (ama özellikle alt gruplar olarak Şeyhhasanlı ve Dersimlilerden); bölgeye 1879da giden Avusturyalı görevli Butyka, Dersim Kürtlerinden ve daha dar anlamıyla Seyit Hasanlı Kızılbaş Kürtlerinden söz eder.
Bununla birlikte, bu aşiretlerden en azından bazılarının yabancı kökenleri olduğunu imâ eder görünen sözel gelenekler vardır. Taylora (1868: 318) halihazırda Şeyhhasan aşiretinin aslen Horasandan olduğu ve Dersime yakın zamanda Malatya yakınındaki Alacadağ bölgesinden geldiği söylenmiştir. (Taylora göre Dersimliler aslen pagan bir Ermeni neslin ardıllarıdırlar.) Kürt milliyetçisi Nuri Dersimi de çok daha yaygın olduğunu gördüğü bu geleneğe zerre şüphe duymadan işaret eder. Yalnızca Şeyhhasan değil ama bazı başka Dersim aşiretleri (İzoli, Hormek ve Sadi) de, temel seyit soyları Kureyşli ve Bamasoran gibi yüzyıllarca önce Horasandan gelmiş olduklarını iddia ederler (1952: 24-25). Dersimi bu Horasan kökenini, çoğu Kürdün Kürt olduğuna inandığı popüler Alevi kahramanı Horasanlı Ebu Müslim ve ikincil olarak Hacı Bektaş ile ilintilendirir. Bu, şüphesiz, söz konusu geleneğin bu kadar popüler olmasının ve seyitlerden onların müritleri olan aşiretlere yayılmasının bir nedenidir: Horasan Alevilerin anayurdu olarak bilinir. Dersimi bunun yanısıra, bu aşiretlerin bölgeye vardıklarında halen Zazaca konuştuklarını, hattâ kendi zamanında bile sözde seyitlerin Türkçe konuşamadıklarını vurgular. Bu az bir ihtimalle, bu aşiretlerin Türk olduğunu iddia ederek teyit için Horasan bağlantısını gösteren resmî Türk tarih tezine üstü kapalı bir tepkidir. (Cumhuriyet döneminden önce insanların Horasanlıları Türk kökenli saymadıkları görülmektedir.)
1930larda, birkaç aşiretin kendilerini Moğol işgalinden önce Doğu Anadoluya gelen askerî bir maceracı olan Celaleddin Harzemşahın askerlerinin ardılları saydıkları söylenir.28 1930ların başına ait bir Türk istihbarat raporu, Pülümür bölgesindeki yaşlı erkeklerin hâlâ Celaleddin Harzemşaha dair efsaneleri hatırladıklarını, Dujik Baba Dağının onun mezarı olarak sayıldığını ve bu yüzden aynı zamanda Sultan Baba olarak da bilindiğini kaydeder.29 Bunun yaşayan bir efsane mi; yoksa yakın zamanda, Horasan temasına tarihsel olarak mümkün Türk soyları ile aslında olmayan şeyler ilave eden amatör bir tarihçi tarafından icat edilen bir şey mi olduğu benim açımdan sarih değildir.30
Her ikisinde de Sünni Müslüman dayanışmasına kuvvetli bir münacaatın yapıldığı 1. Dünya Savaşı ve Türkiyenin Bağımsızlık Savaşı, bir bütün olarak Dersim toplumu üzerinde bir etki yaratmamıştır. Ruslara ve Ermenilere karşı mücadelede güçlerini Dersimlilerle ikmal etmek isteyen ve Dersimli Alevilerin Bektaşi köylüler gibi olduğuna inanan Jön Türkler, Dersimlileri savaşa teşvik etmesi için Bektaşi Çelebi Celaleddin Efendinin yardımına müracaat ederler. Çelebiye eşlik eden Nuri Dersimiye göre, bu çabalar, merkez Bektaşi tekkesinin Dersimde çok az bir etkiye sahip olduğunu kanıtlayacak şekilde neredeyse tamamen başarısız olmuştur (1952: 94-103). Fırat (1970) kendi aşireti olan Hormekin, aktif olarak yer aldığını öne sürer; ancak, kitabının savunma mahiyetinde olan niteliği bundan bir miktar şüphe duyulmasını haklı kılar.
Bağımsızlık Savaşına da olsa olsa isteksiz bir katılım vardır. Baki Özün Doğu Anadolu Alevilerinin bu erken dönemde Mustafa Kemali Alinin ve Hacı Bektaşın don değiştirmesi olarak kabul ettiklerine dair iddiası (1990: 29) muhtemelen bir tarih hatasıdır ve daha sonraki bir döneme atıfta bulunur. Bölgenin ilk cumhuriyet valilerinden biri olan ve kitabını savaştan sadece on yıl sonra yazan Ali Kemali, daha güvenilir bir kaynaktır ve o sadece Ankara hükümetine karşı bölücü Kürt isyanlarından söz eder. Mustafa Kemalin kimi önemli aşiret reislerini atamaya ve milletvekili yapmaya çalıştığı doğrudur. Ancak Kemalist hareket (Sünni) Müslüman bir hareket olarak göründüğü müddetçe, Dersimde çok fazla şevk yaratmamış; yeni bir hükümet olması, sıradan Dersimli Alevi için onu sadece daha az çekici kılmıştır.
Kürt milliyetçiliği bu dönemde Dersim ve Sivas halkları arasında belirgin bir takipçi kitlesi bulmuştur. Yeni doğan Türkiyede kesinlikle milliyetçi Kürt kimliği olan ilk ayaklanma, Dersimden de bir miktar yankı bularak, Koçgiriler arasında zuhur etmiştir.31 Kürdistan Teali Cemiyetini örgütleyenlerden biri olan Nuri Dersimi, Sivasta sadece Kurmanci ya da Zazaca konuşan Alevilerin değil; ama aynı zamanda Türk olarak görülen yeni Ankara hükümetine açıkça muhalefet eden Alevi Türklerin de Kürt milliyetçi birliğine katıldığını ve kendilerini Kürt olarak adlandırmaya başladıklarını nakleder (Dersimi 1952: 64-65). Bunun bir Kürt isyanı olduğu, (Kürte Kürt diyen son Türk yazarlardan biri olan) Ali Kemali tarafından da kabul görür. Ama, Dersiminin Alevi Türklere dair gözlemleri ve isyanın Sünni Kürtler arasında destek bulmaması göz önünde bulundurulduğunda, bu bir Kürt isyanı olduğu kadar açıkça bir Alevi isyanıdır da. En karizmatik önder olan Alişêr, yukarıda söylendiği gibi, aynı zamanda yöneliminin laik Kürt milliyetçisi değil, Alevi ve Kürt olduğunu gösterir bir şekilde, Türkçe yerine Kurmanci dilinde nefes derlemeye başlar.
Uzun bir çatışma tarihine sahip oldukları Sünni Zazalar ve Kurmanci konuşanlarla çevrilmiş olan daha doğuda (Bingöl, Muş, Varto) yaşayan Alevi Kürtler, kendilerini Kürt addetmeye daha az meyillidirler. Geleneksel düşmanları, hem milliyetçi, hem Sünni Kürt nitelikli Şeyh Sait İsyanında yer aldıkları zaman, bu aşiretler, özellikle Hormek ve Lolan, Kürtlere karşı çıkarak Kemalist hükümetle kaderlerini birleştirdiler (Fırat 1970 [1945]). Bu aşiretlerin egemen seçkinlerinin bir kısmı, en azından 1930lardan bu yana kesin olarak kendilerini Türk olarak tanımladılar; bunun sadece Kürtlerin yokluğunu iddia eden resmî görüşe bir cevap mı olduğu, yoksa eski bir kökene mi dayandığı henüz bilinememektedir. (Bununla birlikte, Osmanlı kaynaklarında bu aşiretler Kürt olarak anılırlar.)
RESMÎ TARİH ALEVİ KÜRTLERİ TANIMLIYOR
Kemalizmin Kürtler hakkındaki görüşü, her zaman içsel çelişkilerle dolu olmuştur. Bir yandan resmî görüş onların Türk olduklarını iddia ederken; öte yandan, Türk olmadıkları için onlara hiçbir zaman güvenilmemiş ve onları asimile ederek Türk olmayan özelliklerini kaybettirmek için kasti girişimlerde bulunulmuştur. Alevi Kürtlere karşı tutum çok daha paradoksal ve tutarsız olmuştur. Alevi olduklarından ötürü, bir yandan İslâmın gerçek bir Türk versiyonuna bağlı oldukları için ve Kemalistlerin laikleşme programının doğal müttefikleri olarak selamlanmışlar; öte yandan, Zazalıkları ve Kürtlükleri onları yabancı ve güvenilmez kılmıştır. Alevi Kürtlerin dinsel törenlerde kullandıkları dilin Türkçe olduğu gerçeği, onların kolay asimile olacaklarına dair umut verici ihtimaller sunar görünmekle birlikte, Alevi Kürtlerin devlete muhalefetlerinin tarihi onları ziyadesiyle şüpheli kılmıştır. Nitekim, 1930ların başında Jandarma tarafından Dersim üzerine hazırlanan bir çalışmada şu gözlemler yer almıştır:
[Zaza Alevilere gelince:] Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçedir. Ayinlerde iştirak edenler Türkçe konuşmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyettir ki Alevi Zazalık asırlardan beri ihmal edildiği halde Türklükten pek de uzaklaşmamış Dersim Alevileri arasında cevap istememek şartiyle Türkçe meram anlatmak mümkündür. Şayanı nazar ve esef olan nokta şudur ki 20-30 yaşından yukarı yaşlı her fertle Türk dili ile mütekabilen anlaşmak ve dertleşmek mümkün olduğu halde bunun [... (?)] Türk dili tamamen Zazalaşmakta ve halen 10 yaşından küçük çocuklarda ise Türk diline rastlamak imkânı kalmamaktadır. Bu netice Dersim alevi Türklerinin de benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilemeyeceğine delildir. (Jandarma Umum Kumandanlığı ty: 38-39)
Böylece Alevi Zazalar tedricen Zazalaştırılmış, Türk kökenliler olarak sunulurlar. Bununla birlikte, hemen ardından gelen paragraf onları Türklükten ayıranın dilin ötesinde bir şey olduğunu iddia eder:
Aleviliğin en kötü ve tefrika değer cebhesi Türklükle aralarında derin uçurumdur. Bu uçurum kızılbaşlık itikatıdır. Kızılbaş, Sünni müslimini sevmez, bir kin besler, onun ezelden düşmanıdır. Sünnileri rumi diye anar. Kızılbaş ilahi kuvvetin hamili bulunduğunu ve imamların sünnilerin elinde işkence ile öldüğüne itakat ederler. Bunun için sünnilere düşmandır. Bu o kadar ileri gitmiştir ki kızılbaş Türk ile sünni ve Kürt ile kızılbaş kelimesini aynı telâkki eder. (Jandarma Umum Kumandanlığı ty: 38-39; vurgular bana ait.)
Bu son gözlem, Fıratın iddiası gibi daha sonra özür diler mahiyette yazılanların tam tersidir: Dersimliler için, Kürt ile Kızılbaş ve Türk ile Sünni özdeştir.
Alıntılanan rapor, resmî tarihin aslî mimarlarından biri olan Hasan Reşit Tankutun eserine çok şey borçludur.32 Hasan Reşit Tankut, 1920lerin sonlarından 1960lara dek, etnopolitika üzerine birçok araştırma raporu ve diğer etnik grupların nasıl Türkleştirileceği gibi siyasa önerileri yazdı. Daha önce yayımlanmamış, büyük ölçüde gizli eserlerinin bir kısmı yakın zamanda Mehmet Bayrak tarafından yayımlanmıştır (1993, 1994). Yukarıdaki alıntılar, 1928 yılında, muhtemelen Tankut tarafından Birinci Umum Müfettişi (o dönemin olağanüstü hal valisi) İbrahim Taliye sunulan anonim raporda yer alan görüşleri tekrar eder. Doğu Anadoluyu çok iyi bilen Tankut, gizli raporlarında Kürtlerin Türk olduklarını asla iddia etmedi; ancak, Alevilerin dinsel törenlerde Türkçe kullanmalarının, Şafi Zazalara nispeten onları asimile etmeyi kolaylaştıracağını yazdı (Bayrak 1993: 510-523; özellikle 515).
Tankut, tümünü Kürt terimi altında toplamakla birlikte, bütün yazılarında Sünniler ile Aleviler, Kürtler ile Zazalar arasında belirgin bir ayrım yaptı. Hem Şafi, hem Alevi Zazalara dair bir çalışmasında (1994a), bunların dinlerinin (Tanrı için Homay kelimesini kullanmalarının misal teşkil ettiği) İranî arkaplanını vurguladı. Alevilerin inancındaki Zerdüştçü etkileri açıkça benimsemesine rağmen, kökenlerinin Türk olduklarını ve yeniden Türk yapılabileceklerini (yapılmaları gerektiğini) düşünmüştür. Tavsiyesi, daha kolay Türkleştirilebilmeleri için, (Sünni) Zazaların, Kurmancilerin ve Dersim Alevilerinin mümkün olduğu kadar birbirlerinden ayrı tutulmalarıdır. 1960 darbesinin şafağında yazılmış bir siyasa raporunda, Zazalar ile Kurmancilerin yerleşim bölgeleri arasındaki 50 kilometrelik geniş koridora Türkleri yerleştirerek, aralarına kelimenin tam anlamıyla bir takoz konmasını önermiştir (1994c).
KENDİNİ ZAZA, ALEVİ VE DERSİMLİ OLARAK TANIMLAYAN ETNİK KİMLİKLER
Kürt milliyetçiliğinin 1960ların sonu itibariyle kitlesel bir hareket olarak ortaya çıkışı, birçok Alevi Kürtü öncelikli olarak Kürtlüklerini öne sürmeye ikna etti. Dersimliler güya bütün Kürt yapılanmalarında çok iyi temsil edildiler; gerilla savaşına hazırlandığına ve 1971de Irakta gizemli bir şekilde öldürüldüğüne inanılan karizmatik solcu milliyetçi önder Dr. Şivan (Sait Kırmızıtoprak), sadece bir Dersimli değildi; aynı zamanda Hormek aşiretine mensuptu ki, aynı aşirete mensup olan M.Ş. Fırat Türk oldukları konusunda ısrar etmiştir. Birçok genç Alevi Kürtün (TKP-ML/TİKKOnun en etkili olduğu) özgül olarak Kürt olmayan sol örgütlerde etkin olarak yer almayı tercih ettikleri doğrudur; ancak Kürtlüklerinden asla şüphe etmemişlerdir. Kuşkusuz, en azından kısmen Kürt ve solcu partilerin altyapılarındaki tahribatın ve yeniden yapılanmadaki sorunlu sürecin bir sonucu olarak, bu durum 1980lerde değişmeye başladı.
Türkiyede yeni ortaya çıkan Zaza ve Alevi milliyetçilikleri, Kürt milliyetçiliğinin gelişmesiyle diyalektik bir ilişkinin parçasıdır. Büyük şehirlerde modern bir Kürt bilinçliliğine ivme kazandıran şehirleşme ve göç süreci, aynı zamanda Alevi köylüleri de (Türkçe konuşanlar gibi, Kürtçe ve Zazaca konuşanları da) bölgenin Sünni kasabalarına getirmiş ve kısıtlı kaynaklar için Sünni komşularıyla doğrudan mücadele etme durumunda bırakmıştır. 1970lerin siyasal kutuplaşması, sağcı ve solcu radikallerin bu cemaatleri ikmal bölgeleri olarak seçerek, karşılıklı şeytanlaştırmaya katkıda bulunmalarıyla (faşist Sünnilere karşı komünist Aleviler) Sünni-Alevi zıddiyetini şiddetlendirdi. Bir dizi kanlı Sünni-Alevi çatışmasının, ki belki Alevi karşıtı katliamlar olarak adlandırmak daha doğru olur, ortak bir Alevi bilinçliliğini güçlendirmede etkisi büyük oldu.33 Bu çatışmaların yer aldığı bölgede, Kürt ya da Türk olmak çok da önemli değildi; kişinin aslî kimliği dinsel olandı. Bu ayrışmanın her iki tarafında da Pan-Türkçü Milliyetçi Hareket Partisini destekleyen Kürtlerin ve Kürt olduklarını iddia eden Türkçe konuşan genç Alevilerin durumunda olduğu gibi şaşırtıcı bir olguya ivme kazandıran hem Türkler, hem Kürtler vardı.
1980ler Aleviliğin, Batı Avrupadaki Türk ve Alevi göçmen cemaatler arasında gerçek bir kültürel ve dinsel yeniden doğuşuna tanıklık etti. Farklı eğilimlerden eylemciler, solcular, Sünni Müslümanlar, faşistler, Kürt milliyetçileri daha önceden bu cemaatleri örgütleme girişimlerinde bulunmuşlardı, ancak Türkiyedeki 1980 askerî darbesi gerçek bir dönümü simgeler. Öngörülemeyen sayıda tecrübeli örgütçü, sığınmacı olarak Batı Avrupaya geldi. Bunlar arasında en başarılı olanlar, radikal Sünni Müslümanlar ve daha sonra içlerinden PKKnin tedricen baskın hale geleceği Kürt milliyetçileriydi. Bu arada Türkiyedeki rejim, belli başlı cami federasyonlarını alarak ve Sünni İslâmın Türk-İslâm sentezi olarak bilinen aşırı muhafazakâr ve milliyetçi kanadını destekleyerek göçmen cemaatler üzerinde yeniden denetim sağlama çabasına girdi.
Uzun zaman kimliklerini gizli tutmalarının ve hattâ dinsel aidiyetlerini gizlemelerinin ardından, Alevilerin de örgütlenmeye başlamaları, muhtemelen Almanyada artan dinsel Sünni etkinliklerine bir tepki ve kısmen de bir özentidir. İlk defa büyük Alevi dinsel törenleri kamuya açık olarak düzenlendi (Cumhuriyetçi Türkiyede bu törenler resmî olarak yasaklanmıştı ve olsa olsa yarı gizli düzenleniyordu). Alevi örgütleri kuruldu ve bu örgütler, daha önceleri çeşitli solcu ve Kürt yapılanmalarda ön planda yer alan birçok genç Aleviyi çekti. Küçük solcu örgütlenmelerden birkaçının mensupları tamamen Aleviydi; bu tarihten sonra bunlar da Marksist-Leninist kimliklerinin yanısıra Alevi kimliklerini vurgulamaya ve Alevistandan kendi yurtları olarak söz edecek kadar, Alevilerin bir tür ulus olduğunu düşünmeye meylettiler.34 Dışarıdaki bu faaliyetler, tedrici siyasal liberalleşmenin, dinsel ve toplumsal Alevi örgütlerinin kuruluşunu mümkün kıldığı Türkiyede de Alevi uyanışını harekete geçirdi.
Türk hükümeti 1980lerin sonunda, Alevilere yatıştırıcı jestlerde bulunmaya başlayarak, cemaatin devletten yabancılaşmasını nötralize etmeye ve radikal Kürt hareketi PKKnin Kürt (ve Zaza) Aleviler arasında daha fazla destek kazanmasını önlemeye yönelik geçirgen bir çaba ile onlara, kesin bir biçimsel tanınma sundu. Aslında, PKKnin kuruluşunu gerçekleştirmekte büyük zorluklarla karşılaştığı ve her zaman diğer siyasal radikal hareketlerle yarışmak zorunda kaldığı bölge, büyük ölçüde Zazaca konuşanların ve Alevilerin bulunduğu Dersimdi (şimdiki Tunceli ili ve komşu bölgeleri). Dersim halkı, en azından 1960lardan beri, her zaman Kürt milliyetçiliğinden ziyade solcu radikalizme meyilli olmuştu. Başlangıçta militan bir şekilde din karşıtı olan PKK, 1980lerin ortalarında, Sünni bölgelerde daha çok halk desteği bulmaya yönelik başarılı bir girişimle, gittikçe Sünni İslâma karşı uzlaşmacı bir tavır benimsedi. Bu aşikâr bir şekilde, PKKnin Aleviler arasındaki popülerliğine bir katkıda bulunmadığı gibi muhtemelen Alevi öznelliğini güçlendirdi.
PKKye göre, tüm Alevi uyanışı, Kürtler arasına ayrımcılık ekmek için doğrudan devletçe yönetiliyordu ve buna önayak olanların tümü ajandı. Bu aynı zamanda, Alevilerin PKKden soğumalarına yol açacak şekilde partinin kendi saflarındaki Alevilerden kuşkulanmasına ve onların tasfiyesine yol açtı. Dinsel boyutunun gittikçe daha fazla farkına vararak, aslî bir kimlik olarak Aleviliğe yeniden yapılan vurgu, büyük ölçüde Sünni köktenciliğine ve kapsayıcı Kürt milliyetçiliğine karşı bir tepkidir.
Her ne kadar bazen başka etnik sadakatler altında örtülü olsa da, her zaman müstakil bir Alevi bilinçliliği olagelmiştir. Bununla birlikte, şu anki Zaza milliyetçiliği tamamen yeni bir şeydir; ve buna kendilerini Kürt olarak tanımlayan sayısız Zazaca konuşan insan tarafından şiddetle karşı çıkılmaktadır. Zaza milliyetçiliğinin ortaya çıkış koşulları için, (olanların tümünü Türk istihbarat servislerinin işi olarak gören popüler komplo kuramına inanmadıkça) Türkiyeden ziyade, yeniden Batı Avrupadaki göçmen cemaatlere bakmamız gerekecek.
Türkçe dışında tüm yerel dillerin yasaklandığı Türkiyede, kişinin kökensel olarak Kurmanci ya da Zazaca konuşması önemli görünmemiştir. Buna karşılık Avrupada, Kürt eylemcilerin göçmen Kürt işçilerini harekete geçirebilmek için bulundukları girişimlerden biri, Türkiyeden göçmen olarak gelen herkesin ana dilinin Türkçe olmadığının resmen tanınması ve Kürtçenin okullarda ana dillerden biri sayılması için, ana dilde eğitimdir. Bu Zazaca konuşanları kaba bir ikilemle karşı karşıya bırakmıştır: Onlar da çocuklarına Alman okullarında ana dil olarak Türkçe yerine Kurmanci öğretilmesini talep etmeli midirler? Bazıları, kendi bölgelerinde kendilerinden önceki kuşaklar her zaman Kurmanciyi lingua franca olarak öğrenmiş oldukları için bunu talep ettiler; ancak belirgin bir huzursuzluk baki kaldı. Bu Zazaca konuşanlarla Kurmanci konuşanların çıkarlarının açıkça özdeş olmadığı bir meseleydi.
Çatışma tohumları içeren benzeri bir diğer mesele, Türkiyede ve özellikle Avrupada sürgünde basılan Kürt gazetelerinde kullanılacak dildi. 1960 ve 1970ler boyunca birkaç gazete yayımlandı ve birçoğu, en fazla bir Kürtçe şiire yer vererek tamamen Türkçe yayımlanmış gazetelerdi.35 Türkçeye hiç yer vermeyen ilk dergi İzmirde yayımlanan, kısa ömürlü olmuş kültür dergisi Tirêjdir. Bu aynı zamanda, küçük bir Zazaca bölümü olan ilk önemli modern Kürt dergisidir.36 1980 askerî darbesinin ardından, Türkiyede Kürtçe yayımcılık faaliyetleri artık mümkün olmamış; ancak yazarlar ve gazeteciler Avrupada sürgünde, özellikle İsveçte faaliyetlerine devam etmişlerdir. Burada Kurmanci edebiyatında gerçek bir uyanış yaşanmıştır. Çocuk kitapları, halk masalları derlemeleri, ilk romanlar basılmış ve her türden birçok gazete yayımlanmıştır.
İran devrimi ve Irak-İran savaşı da Kürdistanın diğer bölgelerinden çok sayıda entellektüeli göçmen olarak Avrupaya getirmiştir. 20. yüzyılın başından beri ilk defa, önemli ölçüde ortak Kürt kültürel faaliyetleri gerçekleşmiştir. Pariste, önemli bir kütüphaneye ve yayımlanan değişik dergilere sahip ilk önemli Kürt enstitüsü olan Kürt Enstitüsü kurulmuştur. Ortak bir standart dile dair eski rüya yeniden su yüzüne çıkmış; ancak ne Kurmanci ne de Sorani konuşanlar ötekine imtiyaz tanımadıklarından, Kürdistanın tüm kesimlerinden okuyucuları hedef alan dergiler, hem Kurmanci hem de Sorani dillerinde bölümlere yer vermişlerdir. Kürt Enstitüsünce yayımlanan edebiyat dergisi daha sonra üçüncü Kürt dili olarak Zazaca bir bölüm yayımlamaya karar vermiştir.37 Bu, siyasal nedenlerden ötürü dilsel ayrımcılığa şiddetle muhalefet eden belli milliyetçi entellektüel çevrelerde sert olumsuz tepkilere yol açmıştır. Bunların bir kısmı, sentetik bir birleşik Kürt dili için çalışmış; diğerleri iki yazılı Kürt diline tahammül edebileceklerini düşünmüşler; ancak daha önce neredeyse hiç yazılı geleneğe sahip olmayan Zazacayı bir diğer yazılı dil olarak geliştirmenin Kürt ulusu arasına ayrılık tohumları ekmek olacağına karar vermişlerdir.
Yazılı Zazacanın geliştirilmesi ya da yasaklanmasına dair tartışma, sürgündeki Zaza entellektüellerinin küçük çevresinde, fikir ayrılıklarına yol açan büyük bir etki yarattı. 1980lerin sonunda ilk Zaza dergisi yayımlandı ve kesinlikle Kürtçe değildi. Dergide Zazaca, Türkçe, İngilizce makaleler vardı; ama Kürtçe yoktu. Zazalardan, kimlikleri uzun zamandan beri sadece Türk devletince değil, Kürtlerce de reddedilen ayrı bir halk olarak söz ediyor; ve coğrafi bir ad olarak Kürdistan terimini reddettiğini belirterek, Zazaların eski yurdu için Zazaistan kelimesini icat ediyordu.38 Derginin ilk başta çok küçük bir okuyucu çevresi oldu; ama kızgın Kürt tepkileri her şeye rağmen derginin söylediği bir söz olduğunu gösterdi ve tedricen artan sayıda Zaza derginin görüşlerini benimsedi. Halen örgütlü bir milliyetçi Zaza hareketi görünmemektedir; ama, hepsi Zazaların Kürtlerden farklı olduklarını iddia eden, Avrupada yayımlanan iki yeni dergi ve Türkiyede yakın zamanda çıkan bir dizi kitapçık ile yayımcılık faaliyetleri giderek artmaktadır.39
Tartışma hâlâ gelgit halindedir ve tartışmada taraf olanlar görüşlerini gözden geçirmeyi sürdürüyorlar. Sürgündeki Zaza Alevi eylemcilerinin önde gelenlerinden Seyfi Cengiz, yeni siyasal ve kültürel dergisi Desmala Surenin ilk sayısının giriş makalesinde, milliyetçi Zaza-Alevi bir duruşa nasıl ulaştığını yazdı. Dergi, Dersim Komünist Hareketini ya da (Zazaca) Kırmanc Komünist Hareketini Kırmanc Dersimdeki Zazaların kendi dillerinde kendilerini tanımladıkları kelimedir temsil ettiği iddiasındadır. Cengiz şunları söyler:
Bir ara Dersim isyanlarının ulusal olmadıklarını söylemiştim; fakat bu görüşü çoktan bıraktım. Dersim isyanlarını Zaza Hareketleri olarak tanımıştım bir yazımda. Şimdi bu noktada bir düzeltme yapmam gerekiyor: Dersim isyanları Kırmanc-Alevi isyanlarıdır. Koçgiri isyanını da Dersim isyanları arasında düşünüyorum. Koçgiri, Batı Dersimin bir parçasıdır. Şeyh Sait isyanına ulusal bir isyan diyorum şimdi. Şeyh Sait isyanının bir Zaza isyanı olduğunu söylemiştim 1987de. Bu görüşümü koruyorum.
Tüm bu ayrımcılığa karşı PKK, kişinin asla [Kürt] kimliğini unutmaması gerektiği uyarısı ile (adını Alevilere yönelik olarak belirlediği) Zülfikar sancağını kaldırdı. Alevi köylülerle, özellikle Kürtçe ve Zazaca konuşanlarla, gene Aleviliğin devlet tarafından hükmedilen türü olarak görülen Bektaşilik arasındaki ilişkilere son vermek üzere bir girişim başlattı.
KAYNAKLAR
Andranig 1900: Tersim. Tiflis.
Andreasyan, Hrand D. 1964: Polonyalı Simeonun Seyahatnamesi 1608-1619. İstanbul: İÜ Edebiyat Fakültesi Yayınları.
Anon 1994: Birinci Umumi Müfettişliğin isteğiyle hazırlanan Dersim yöresi aşiret yerleşim listesi, Mehmet Bayrak (der.), Açık-Gizli/Resmî-Gayriresmî Kürdoloji Belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge. ss. 271-294.
Anon 1995: Forced evictions and Destruction of villages in Dersim (Tunceli) and the western part of Bingöl, Turkish Kurdistan, September-November 1994. Amsterdam: SNK.
Asatrian, G.S.&Gevorgian, N. Kh. 1988. Zaza miscellany: Notes on some religious customs and institutions, A green leaf. Papers in honour of Proffesor Jes P. Asmussen [=Acta Iranica, XII/.Leiden: Brill. ss. 499-508.
Avcı, A. Haydar 1993: Devlet ve Alevilik, Berhem, 6-7, ss. 19-30.
Babinger, Franz 1921: Schejct Bedr ed-Din, der Sohn des Richters von Simav, Der Islam, 11, ss. 1-106.
Barnum, Rev. H.N. 1890: The Kuzzel-bash Koords, Missonary Herald, 1890, ss. 343-346.
Başbuğ, Hayri 1984a: İki Türk boyu Zaza ve Kurmancalar. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.
Başbuğ, Hayri 1984b: Göktürk-Uygur Zaza Kurmanç Lehçeleri Üzerine Bir Araştırma. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.
Bayrak, Mehmet (der.) 1993: Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri. Gizli Belgeler Araştırmalar Notlar. Ankara: Öz-Ge.
Bayrak, Mehmet 1994: Açık-Gizli/Resmî-Gayriresmî Kürdoloji Belgeleri. Ankara: Öz-Ge.
Bender, Cemşid 1991a: Kürt Tarihi ve Uygarlığı. İstanbul: Kaynak Yayınları.
Bender, Cemşid 1991b: Kürt Uygarlığında Alevilik. İstanbul: Kaynak Yayınları.
Berhem Redaksiyonu 1992: Bazı olumsuz propaganda, eleştiri ve yakıştırmalar üzerine, Berhem, 3 (Eylül), ss. 6-11.
Beşikçi, İsmail 1990: Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi. İstanbul: Belge Yayınları.
Birdoğan, Nejat 1992: Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmesi: Ocaklar-Dedeler-Soyağaçları. İstanbul: Alev Yayınları.
Blau, O. 1862: Nahrichten über kurdiche Stämme - III: Mittheilungen über die Dusik-Kurden, ZDMG, 16, ss. 621-627.
Brant, J. 1836: Journey through a part of Armenia and Asia Minor 1835, Journal of the Royal Geographic Society, 6.
Bruinessen, Martin van 1989: The ethnic identity of the Kurds, Peter A. Andrews, Ethnic groups in the Republic of Turkey içinde. Wiesbaden: Dr. Ludwig Reichert, ss. 613-621.
Bruinessen, Martin van 1992: Kurdish society, ethnicity, nationalism and refugee problems, Philip G. Kreyenbroek & Stephen Sperl (der.), The Kurds: A contemporary overview içinde. Londra: Routledge, ss. 33-67.
Bruinessen, Martin van 1994a: Genocide in Kurdistan?: The supression of the Dersim rebellion in Turkey (1937-38) and the chemical war against the Iraqi Kurds (1988), George J. Andreopoulos (der.), Genocide: Conceptual and historical dimensions içinde. University of Pennsylvania Press. ss. 141-170.
Bruinessen, Martin van 1994b: Nationalisme kurde et ethnicités inta-kurdes, Peuples Méditerranéens, 68-69, ss. 11-37.
Bruinessen, Martin van (hazırlanıyor): Satans psalmist: Some heterodox beliefs and practices among the Ahl-e Haqq of the Guran District.
Bulut, Faik (der.) 1991: Belgelerle Dersim Raporları. İstanbul: Yön Yayıncılık.
Bumke, Peter 1979: Kızılbaş-Kurden in Dersim (Tunceli-Türkei). Marginalität und Häressie, Anthropos, 74, ss. 530-548.
Bumke, Peter 1989: The Kurdish Alevis - boundaries and perceptions, Peter A. Andrews, Ethnic groups in the Rebublic of Turkey içinde. Weisbaden: Dr. Ludjig Reichert. ss. 510-518.
Butyka, Desiderus 1892: Das ehemalige Vilajet Derssim, Mittheilungen der Kaiserlich-Königlichen Geographischen Gesellschaft, 35, ss. 99-126, 194-210.
Cahen, Claude 1968: Pre-Ottoman Turkey. Londra: Sigwick & Johnson.
Campanile, Giuseppe 1818: Storia della regione de Kurdistan e delle sette ivi esistenti. Napoli: Fratelli Fernandes.
Chater, Melville 1928: The Kızılbash clans of Kurdistan, National Geographic Magazine, 54.
Dedekurban, Ali Haydar 1994: Zaza Halk İnançlarında Kültler. Ankara: Zaza Kültürü Yayınları.
Dersimi, M. Nuri 1952: Kürdistan Tarihinde Dersim. Halep: Anı Matbaası.
Dersimi, M. Nuri 1992: Dersim ve Kürt Milli Mücadelesine Dair Hatıratım, sadeleştirerek, notlayarak ve resimleyerek yayına hazırlayan Mehmet Bayrak. Ankara: Öz-Ge Yayınları.
Düzgün, Mustafa 1988a: Torey ve adete Dersimi, Berhem, 1, ss. 34-40.
Düzgün, Mustafa 1988b: Torey ve adete Dersimi, Berhem, 2, ss. 18-27.
Düzgün, Mustafa 1993: Sivas katliamı ve Alevi sorunu, Berhem, 6-7, ss. 7-18.
Düzgün, Mustafa & Comerd, Munzir & Tornecengi Hawar 1992: Dêrsim de diwayi, qesêpi-kalikan, erf u mecazi, çibenoki, xeletnayêni [Dersimde dualar, atasözleri, mecazlar, bilmeceler, şaşırtmacalar]. Ankara: Çapxane Berheme.
Feber, Oda & Grässlin, Doris 1988: Die Herrenlosen: Leben in einem kurdischen Dorf. Bremen: edition CON.
Fırat, M. Şerif 1970: Doğu İlleri ve Varto tarihi, 3. baskı. Ankara: Kardeş Matbaası.
Izady, Mehrdad R. 1992: The Kurds: A concise handbook. Washington: Taylor & Francis.
Jaba, Alexander 1860: Recueil de notices et récits kourdes. St. Petersbourg.
Jandarma Umum Kumandanlığı (tarih yok): [c. 1935] Dersim [Gizli ve zata mahsustur]. Ankara: T.C. Dahiliye Vekaleti Jandarma Umum Kumandanlığı.
Kemali, Ali 1932: Erzincan Tarihi: Tarihî, Coğrafî, İçtimaî, Etnografî, İdarî, İhsaî Tetkikat Tecrübesi. İstanbul: Resimli Ay Matbaası.
Kemali, Ali 1992: Erzincan: Tarihi, Coğrafi, Toplumsal, Etnografi, İdari, İhsai, İnceleme Araştırma Tecrübesi. İstanbul: Kaynak Yayınları.
Kieser, Hans-Lukas 1993: Les Kurdes alévies face au nationalisme turc kémaliste. Lalévité du Dersim et son role dans le premier soulévement kurde contre Mustafa Kemal (Koçgiri, 1919-1921). Amsterdam: MERA [Occasional Paper no. 18].
Kieser, Hans-Lukas 1994: LAlévisme kurde, Peuples Méditerranéens, 68-69, ss. 57-76.
Kocadağ, Burhan 1987: Lolan Oymağı ve Yakın Çevre Tarihi: Yalova: Kendi yayını.
Komal 1975: Koçgiri Halk Hareketi 1919-1921. Ankara: Komal.
Luschan, Felix von 1891: Die Tachtadschy und andere Überreste der alten Bevölkerung Lykiens, Archiv für Anthropologie, XIX, ss. 31-53.
Luschan, Felix von 1911: The early inhabitants of Western Asia, Journal of the Royal Anthropological Institute, 41, ss. 221-224.
Malmisanij 1988: Dimilli ve Kurmanci lehçelerinin köylere göre dağılımı, Berhem, 2 (Gulan 1988); 3 (Ilon 1988), ss. 2: 8-17, 3: 62-67, 4: 53-56.
Mélikof, Iréne 1982a: LIslam hétérodoxe en Anotolie, Turcica, XIV, ss. 142-154.
Mélikof, Iréne 1982b: Recherches sur les composantes du syncrétisme Bektachi-Alevi, Studia turcologia memoriae Alexii Bombaci dicata içinde. Napoli: Istituto Universitario Orientale. ss. 379-395.
Molyneux-Seel, L. 1914: Journey into Dersim, Geographical Journal, 44, ss. 49-68.
Niebuhr, Carsten 1780: Reize naar Arabië en andere omliggende landen. deel 2. Amsterdam/Utrecht [=Reisebeschreibung nach Arabien und andern umliegenden Ländern, vol. 3. Copenhagen 1774-78].
Öz, Baki 1990: Kurtuluş Savaşında Alevi-Bektaşiler. İstanbul: Can Yayınları.
Özkan, Halis 1992: Völker und Kulturen in Ostanatolien. Beiträge zur Geschichte and Ethnographie des Dorfes Muhundu in Ostanatolien, Regierungsbezik Tunceli (ehemals Dersim). Wuppertal: Deimling Wissenschaftliche Monographien. [=Diss. Fernuniv. Hagen, 1991]
Öztürk, Hıdır 1984: Tarihimizde Tunceli ve Ermeni Mezalimi. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.
Öztürk, S. 1972: Tuncelide Alevilik. İ.Ü. Ed. Fak. Sosyoloji Bölümü mezuniyet tezi.
Pamukçu, Ebubekir 1992: Dersim Zaza Ayaklanmasının Tarihsel Kökenleri. İstanbul: Yön Yayıncılık.
Riggs, Rev. Henry H. 1911: The Religion of Dersim Kurds, Missionary Review of the World (New York), 24, ss. 734-744.
Rişvanoğlu, Mahmut 1975: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm. İstanbul: Türk Kültür Yayını.
Rişvanoğlu, Mahmut 1994: Saklanan Gerçek: Kurmançlar ve Zazaların Kimliği, 2. cilt Ankara: Tanmak.
Ritter, Hellmut 1954: Studien zur geschichte der islamischen frommigkeit. II. Die anfänge der Hurufisekte, Oriens, 7, ss. 1-54.
Rotkopf, Paul 1978: Beobachtungen und Bemerkungen über eine kurdische Bevölkerungsgruppe, Jürgen Roth (der.) Geographie der Unterdrückten içinde. Reinbek bei Hamburg: Rowolth. ss. 118-139.
Selcan, Zilfi 1994: Zaza Milli Meselesi Hakkında. Ankara: Zaza Kültürü Yayınları.
Sevgen, Nazmi 1950: Yaşayışları şimdiye kadar gizli kalmış bir aşiret: Zazalar, Tarih Dünyası 10-13, ss. 410-413, 439, 465-568, 482, 510-515, 565-570.
Sevgen, Nazmi 1951: Efsaneden hakikate, Tarih Dünyası, 21, ss. 882-886.
Sevgen, Nazmi 1968: Kürtler III, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, 7, ss. 57-61.
Sümer, Faruk 1976: Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü. Ankara: Selçuklu Tarih ve Medeniyet Enstitüsü.
Sykes, Mark 1908: The Kurdish tribes of the Ottoman Empire, Journal of Royal Anthropological Institute, 38, ss. 451-486.
Sykes, Mark 1915: The Caliphs last heritage. A short history of the Turkish Empire. Londra: Macmillan and Co.
Şahhüseyinoğlu, Halil Nedim 1991: Malatya Baliyan Aşireti. Malatya: ABC Kitabevi.
Tankut, Hasan Reşit 1994a [1937] Zazalar hakkında sosyolojik tetkikler, Mehmet Bayrak (der.) Açık-Gizli/Resmî-Gayrıresmî Kürdoloji Belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge, ss. 409-490.
Tankut, Hasan Reşit 1994b [1949] Cumhuriyet Halk Partisine Aleviler konusunda verilen rapor (1949), Mehmet Bayrak (der.) Açık-Gizli/Resmî-Gayrıresmî Kürdoloji Belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge. ss. 295-299.
Tankut, Hasan Reşit 1994c [1961] Doğu ve Güneydoğu bölgesi üzerine etno-politik bir inceleme, Mehmet Bayrak (der.) Açık-Gizli/Resmî-Gayrıresmî Kürdoloji Belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge, ss. 218-232.
Taylor, J.G. 1868: Journal of a tour in Armenia, Kurdistan and Upper Mesopotamia, with notes on researches in the Deyrsim Dagh, in 1866, Journal of the Royal Geographic Society, 38, ss. 281-361.
Trowbridge, Stephen von Rensselaer 1909: the Alevies or Deifiers of Ali, Harvard Teological Review, 2, ss. 340-353.
Türkay, Cevdet 1979: Başbakanlık Arşivi belgelerine göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler. İstanbul: Tercüman.
Yavuz, Edip 1968: Tarih Boyunca Türk Kavimleri. Ankara: Kurtuluş Matbaası.
Yörükan, Yusuf Ziya 1994: Bir ilahiyatçı profesörün anlatımıyla geçmişten günümüze Alevilik , Mehmet Bayrak (der.) Açık-Gizli/Resmi-Gayrıresmî Kürdoloji Belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge. ss. 300-310.
1 Ankaradaki yarı-resmî Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü bu ve benzeri konularda bir dizi kitap yayımlamıştır.
2 Örneğin Cemşid Benderin kitap ve makalelerine, özellikle Bender 1992bye bakınız.
3 Örneğin, Dersimi 1952; Fırat 1970 [1946]; Kocadağ 1987; Pamukçu 1992; Selcan 1994.
4 Bkz.: Dersimi 1952, ss. 61-62. Tankut, genelde konuya vakıf olmasına rağmen, belki de Batı Dersimle olan bu ilişkilerinden ötürü Koçgiri aşiretinin Zazaca konuştuğunu söyler (1994a: 415). Sykes, Koçgiri aşiretinin dilinin görünüşte Kürtçenin bir lehçesi olduğunu ancak Zazalar ya da Baba Kürtleri, ya da Diyarbakır Kurmancilerince zorlukla anlaşılabildiğini vurgular (1908: 479).
5 Belki de Dersim Alevilerinin en önemli seyit soyu olan Kureyşliler, en çok nüfusa Mazgirt ve Nazimiyede sahiptirler. Ama Kiğıda, Hınıs ve Vartoda, Pülümürde ve Sivasta da mensupları vardır (Jandarma Umum Kumandanlığı, ty: 33).
6 Güneybatı Malatyadaki Baliyan aşireti, Aguçan soyundan gelen bir seyit olan Hüseyin Doğan Dedeyi (ölümü 1983) mürşid-i kamil saydı; ama aynı zamanda Kalender gibi yerel soylardan da dedeleri vardı (Şahhüseyinoğlu 19
zazalar gönderen: şile Thursday, Mar. 29, 2007 at 2:03 PM
yazılanlar bir halkın nasıl farklılaştığını ortaya koyması adına önemlidir
zazakentli12 li gönderen: şahinelçi Friday, Apr. 13, 2007 at 7:05 AM sahinelci@hotmail.com 5449090666 BİNGÖL MERKEZ
önce hepimiz hangi bayragin altinda yaşiyorsak o yuz yani hepimiz türküz ötesi yalan ama sonuna kadar da zazayiz çünkü dogduk önce zazaca konuştuk arkadaş zaza tek başinanadir onun bunun da gölgesinde deyildir herkes bçöyle bilsin bide nufusunun 100 70 zaza olan zazalarinbaşkenti bingölde dogdum bingöl lü zaza denildiginde hepiniz beş dk düşünün sonra cevap verin çünkü onlar kralina gideryaparlar farketmez yani kürt bizim kardeşimiz türkte yada laz çerkez hepsi insan sonuçta ZAZA BİNGÖLLÜ 12 TAMAM BU YETRLİ AÇİKLAMA ADAM ADAM OLSUN İSTERSEN KAFİR OLSUN BİDE BİNGÖLÜN ZAZALARİ ALEVİDE DEYİLDİR SADECE ZAZADİR TABİ ALEVİ OLMAKSUÇ DEYİL YANİ KİMSE YANLİŞ ANLAMSİN AMA ZAZAYİM ÖLENEKLADAR ZATEN ASLİNİ İNKAR EDENDE ADAM DEYİL DİR BENCE ZAZAKENTLİ ÇOLİKKKKKKKKKSAHİNELCİ@SSs
sahinelci@hotmail.com
zazaların gücü adına
gönderen: zaza mahir Wednesday, May. 02, 2007 at 4:26 AM
mahir_12@hotmail.com
zazalar kürttür kürt kalacak biji zaza her heben zazalar kürttür kürt kalacak türk diyenler once gitsin azerileri kendine bağlasın onların zazalar la yada kürtler le işi olmasın herkes kalkıp tarihine baksın yalan yanlış tarihle insanları kandıramazsınız
yeter artik burasi devrimcimi yoksa fasist itmi sayfasi? gönderen: serdem Friday, May. 04, 2007 at 6:30 PM serdem_kocgiri@web.de
Kardesim Zazalar ne türk nede kürtdür birakin artik fasist itler gibi inklarci söylemlerinize devrimci maskeler gecirerek fasist it yüzünüzü sakliyarak havlamalarinizi!
Zazaca ölürken hic bir sözüm ona devrimci demokrat ayagina yatan örgütcüklerin sesi cikmaz ama gel görki her ne tesadüftürki öylesine acidirki Zaza halkini inkar dedimi türk ve kürt fasist itleri bir cepheden yok zazalar gercek türkdür yok zazalar gercek kürtdür diyerek acikca bir halki inkar eden fasist söylemlerle birde utanmadan biz devrimci güclerin arasinda havliyabiliyor ve kimseden bu itlere cevap verecek onurlu bir ses cikmiyor!
Malaesef Istanbul Indymedia sayfasi türk ve kürt fasist itlerini soluklandiran devrimin lekeli bir sayfasi görünümündedir
kiniyorum!
www.zazaki.de
zazakentli
gönderen: polat Thursday, May. 31, 2007 at 2:49 AM
www zaza@hotmail.com
elhamdülillah müslümanız aslımız zaza kureyşten gelmişiz horasandan geçmişiz anadoluya yerleşmişiz türkiye cumhuriyeti vatandaşıyız bingöllüyüz biz bütün vatanı bağrımıza basmışız gece abid gibi ibadet eder gündüz aslan gibi gezeriz .kimnederse desin kılıcımız kınındadır dinimiz vatanımıza bayrağımıza hainlik edenler gözümüz üzerinizde. not dersimliler siz zaza değilsiniz iyi araştırın ikide bir aslan yürekli demir bilekli müslüman oğlu müslüman zazaları rahatsız etmeyin sözlerinizle bizi zorla tahrik etmeyin zazakentli/bingöl
zazalar ayrıdır bu böyle biline gönderen: keke Monday, Jul. 23, 2007 at 11:20 AM
biz her zaman zazalığımızla övünürüz ama birileri özellikle bizi kendileri gibi zannedip kendilerine benzetmeye çalışıyorlar zaza arkadaşlardan ricam bunu her yerde dile getirin bi zaza kürt olamaz çünkü bunu göme yeteneği olan her insan farkedebilir diye düşünüyorum bu arada kürt arkadaşlarda yanlış anlamasın ben özellikle kasıtlı bişeyler yapmak isteyenlere karşıyım .ne mutlu zaza olana
türklük gönderen: deverimcigenç Monday, Jul. 23, 2007 at 1:17 PM
ha Zaza olmuşsun, ha Kürt,Yörük, Laz, Çerkez olmuşsun boşa zaman harcıyoruz. Devletimiz tüm vatandaşlarını Türklük çatısı altında toplamış, birimizi diğerimiz üzerine üstün kılmamış. Kimsenin kimliğinde etnik kimliği yazmıyor. Bizim görevimiz birlikte yaşadığımız bu vatan toprağınında bilim geliştirmek olmalı ülkemize göz dikmiş çakallara karşı kendimizi her alanda geliştirmeliyiz. Irkçılık bizi ilerletmez aksine geriye götürür.
Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın tam bağımsız Türkiye...
zazakentli ye gönderen: selin Monday, Jul. 23, 2007 at 1:48 PM
zazkentli yaptığın çok güzel yorumundan dolayı seni içten tebrik ediyorum..gerçekten çok güzel söylemişsin herkes senin benim gibi düşünse keşke...
zazalık gönderen: zaz21 Thursday, Aug. 02, 2007 at 9:35 AM dogan_21___@hotmail.com
türkler zazaların türk olduğunu idda ediyor belge falan siz zaten kendini bilmez bilgili geçinen zavallılarsınız.Kürdüz müslüman hristiyanve yezidiyiz sonuna kadar kürdüz ve türk dostuyuz spas
Bingöllü Zaza kiligina giripte Zazalari proveke eden zibidi gönderen: Allahina Kadar Zaza Thursday, Aug. 02, 2007 at 12:27 PM
Eger Zaza olsaydin tüm Halkinin varligi ile gruru duyacak kadar asil bir kan tasirdin.
Ama siz ya türk yada kürt olupta zazalari birbirnine kiskirtan yilan ve ciyanlarsiniz.
Her Zaza yüregimde bir güldür.
Colig,Amed,Dersim,Erzurum,Malatya,Erzincan,Sivas,Batman,Kars,Elazig,Mus,Gümüshane,Urfa,Adiyaman ve tüm diger sehirlerimizdeki Zazalar Mazlum Zaza Halkinin Birer Onur Abidesidir.
Tüm Zaza Halki bir Yumruk , Bir Bilek ve TEK YÜREK.
palu bir sevda diyarıdır o diyarıda zazalartla güzelleşiyor gönderen: yorgun_zaza_23 Friday, Aug. 03, 2007 at 9:45 AM yorgun_zaza_23@HOTMAİL.COM 05386866304 İSTANBUL
KARDEŞİM BİZ ZAZAYIZ KÜERTLER ZANNETMESİN BİZ KÜRT DEĞİLİZ VE HİÇ BİR ZAMANDA KÜRTLÜĞÜ KABÜL ETMİYORUM EVET ZAZAYIM TC KİMLİĞİNİ TAŞIMAKTAN GURUR VE ONUR DUYORUM
ZAZALARIN DİYARI PALU gönderen: ZAZA_VUSAR_23 Friday, Aug. 03, 2007 at 10:09 AM yorgun_zaza_23@HOTMAİL.COM 05386866304 istanbul
zazaların diyarı palu biz zazayız ölene kadarda zazayız bu ne ya kürtler bizi kendilerinden görüyorlar evet zazayız tc kimliğini taşımaktan bu bayrak altında yaşamaktan gurur duyoruz
yok
mahir efendi sen kendini kürt zannet biz zazayız kürt değiliz
gönderen: palulu zaza vusar 23 Friday, Aug. 03, 2007 at 10:38 AM
yorgun_zaza_23@hotmail.com 05386866304 ist
mahir sen kendini kürt zannetmeye devam et biz zazayız bu böyle biline
yok
zaza kürt faşizmine yenilmiyecek
gönderen: zaza Friday, Aug. 03, 2007 at 10:47 AM
zaza lar zaza dır ne ırk olarak turk dür ne kürt ama bügün kürtler adeta bizi yok sayarak kendilerinden gösterip politika yapmakta onun icin söylüyorum nasıl turklere yenilmediysek kürt faşizmine de yenilmiyecegiz alın amerikan uşagı barzaniyi götünüze sokun
dünya nin en güzel dili gönderen: zaza Friday, Aug. 03, 2007 at 12:58 PM
zaza lar kürt müdür,türk müdür tartismasi bir yana dünya nin en güzel ,en kibar ,en asil dilidir zazaki
palulu zaza gönderen: zaza_vusar_23 Saturday, Aug. 04, 2007 at 12:28 AM zaza_vusar_23@hotmail.com 05386866304 istanbul
bizler palu şehrinin çocukları bu vatan için yaşamaya sevdalı zazalığa nişanlı bayrak için ölüme nikahlıyız bizler bir parça çelik mermiyle değil kurban gittiğimizde değil unutulunca ölürüz NOT ZAZA KARDEŞLERİM BİZ KÜRT DEĞİLİZ KİM NE DERSE DESİN BİZ KÜRTLERİN YAN DİLİ DEĞİLİZ ÖZ VE ÖZ ZAZAYIZ BU BÖYLE BİLİNE ZAZALARIN DİYARI KARDEŞLİĞİN YUVASI VE SİMGESİ PALU
-PALU BİR SEVDA DİYARIDIR yorgun_zaza_23ben
yok
bingöllü zaza kentliye
gönderen: dersimli zaza Saturday, Aug. 04, 2007 at 4:30 AM
sizin gibi zaza olacagima it olurum daha iyi,
Siz mi zaza siniz yani,
ben dersim lilerin öz ve öz zaza yada kürt oldugunu iddia ediyoroum.
Siz ler osmanliy la iyi iliskilerde oldugunuz zaman bizler daglar da yasardik,kendimizi bütün yabanci halklardan bu sekilde koruduk,safligimiz tarihce tescilli dir.Nuri dersim i de bunu aynen yazar.Yani sizin gibi osmanli türk kirmasi degiliz.dilimiz öz ve öz zaza cadir ,ne arabca,nede türk ce bulasmistir sizin ki gibi
lafım kırdoya gönderen: yorgun_zaza_23 Saturday, Aug. 04, 2007 at 6:28 AM yorgun_zaza_23@hotmail.com 05386866304 istanbul
kordi sana göre öyle bize göre biz zazayız öz ve öz zazayız biz kürtlerin bi parçası değiliz biz bunu böyle bil bunun başka yolu yok zazaların başkenti palu kardeşliğin yuvası palu palu bir sevda diyarıdır
yok
dersim ve zaza lik
gönderen: sahin Saturday, Aug. 04, 2007 at 7:06 AM
olayi inanc yönüne cekip saptiriyorsunuz,ben ise bilimsel konusuyorum,zaza larin da kürt lerin de müslümanlik tan önceki dini zerdüst idi.Biz hala en az islam kadar zerdüst lügün ritüallerini de icimiz de barindiriyoruz.Biz Günes dogdugunda önüne gecip dua ederiz,yeri öperiz sonrada bismila deriz.Demek ki biz en az özünden kopan,asimile olan toplum bizim toplumdur.
en fazla celisen bizlerdik cünkü türk ler den en fazla fark li olan bizlerdik.
biz suan da yine farkliyiz sizden ,zaza terimi dersim e cok sonralari geldi yada getirildi
biz kendimize"MA KIRMANCIMA"deriz
kam vano ki ez zazao,zure kena
zazalar kürt mü gönderen: rojhat Sunday, Sep. 16, 2007 at 10:24 AM rehewal_21@hotmail.com
şunu söyle yim bunun gibi siteler ortada çok faz la dolaşıyor gerçek bir kaynak olma özellikleri yoktur zazaları kürtlerden ayrı bir halk olarak düşünmek bile bana iğrenç geliyor söylermisiniz neden şimdiye kadar böyle bir söylem yok bu hayin işbirlikçi sözde zaza lar kendini bir kürt ırkı değimiş ve zazacayıda ayrı kendine has bir dil göstermeye çalışanlarbilimsel manada yanılıyorlar ki bunun bilimçli yapıldığını biliyorum. kimileridr şöyle diyor zaten zazalar kendilerini ürt saymazlar bana öyle bir zaza toplıluğunu örnek verebilirlermi. ha o bilimsel dedikleri adamlar ne kadar bilim adamlarıdır bu güne kadar orda doğu halklarını tarihini hep batılı bilim adamları araştırdı bunlar tabi keyfi ve çıkarlarına göte sonuç çıkarıyorlardı hani anlarsınız ya böl parçala yönet şimdi bu sıralardada zazaları ayrı bir halk göstermaya çalışan batılın ve yerli sözde bilim adamları var ben zaları iyi bilirim kürt lehçeleri içerisinde en değişik kelime içeriğine sahip tirler mam etimolojik olarak incelendiğinde görülecektirki bu dil kürtçenin diğer lehçeleriyle aytnı kökene dayınır yani bir kürt lehçedir . hatta şunu söyleyim kürtlerin taları olan medler kullandıkları medecen bu gün bir çok kelimeyi aynen muhafaza eder zaza lehçesi ve kurmanci lehçesi . lütfen arkadaşlar böyle oyunlara gelmeyelim milli birlik ve bütünlüğümüzün doruğunua çıkarılmaya çalışılldığı şu sıralarda böylee dedikoduların yapılması ellbette normaldir bu oyunu görebilmemiz gerek neden şimdiye kadar böyle bir söylen yaktu daha öncede zaza lehçesi incelemeye tabi tutulmuştu mam kimse çıkıp demedi ayrı bi dildir . neden şimdi ben yukarıda verilen sitelein hiç birinde sağlam bir kaynak ve deteylı inceleme görmedim tahmine dayalı yazılar yazılmış. böyle bir konnun böyle yüzeysel işlenmesi hiçmi aklınızda şüphe uyandırmıyor adamlar resman dedikodu yapıyor yaw .bu iş dedikodu işi değil çok önemli bir konu böyle saçmasapan var sayımlarla bu konuyu işlemek çok tehlikelidir. SON OLARAK BİR SİTE VERECEMVE BU KONUDA EN KAPSAMLI ÇALIŞMA OLAN M.SIRAÇ BİLGİNİN ZERDÜŞTİ DİNİN KİTABI VE MED KÜRÇESİYLE YAZILMIŞ BÖLÜMŞLERDEKİ KELİMELERLE KURMANCİ,ZAZAKİ,SORANİ VE DİĞER LEHÇELER DEKİ KELİMELERİ KARŞILAŞTIRAN ÇOK AMA ÇOK KAPSAMLI BİR ARAŞTIRMA ÜRÜNÜNE BİR BAKIN YUKATIDAKİ VERİLEN TÜM SİTELERİN BİLİMSEL YAKLAŞIMINI DÖRDE KATLAYAM VE KESİNLİKLE BİLİMSELLİKTEN ÖDÜN VERMEYEN ÇALIŞMAYI BİR OKUYUN ,İNCELE-YİN VE OPNDAN SONRA KARAR VERİN .GÖRECEKSİNİZ ZACANIN NASIL BİR KÜRT LAHÇESİ PLDUĞUNU. BİJİ BRATİYA GELAN BİJİ TEKOŞİNA AZADAİYE GELE KURD. BİJİ SEROK APO!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
masallah provakatörler citir atiyor gönderen: Zaza(Kirmanc_Dimili) Sunday, Sep. 16, 2007 at 9:52 PM
Degerli Zaza Halki,
Eger gercekten ana dilimiz Zazacayi(bölgesel ismimleri Kirmanciki/Dimilki) konusan Kardeslerim.
Lütfen bakin bu türden yazilarin hic bir Zaza/Kirmanc/Dimili tarafindan yazilmadigi gün gibi ortada iken bunlarin eline lütfen koz vermeyin.
Zaza Halki Sunnisi-Alevisi ile Bitlisten Adiyamana 800 sene Bizans Imparatorluguna kök söktürmüs bir Halkin günümüzdeki yasam Alanidir.
Bu assaglik yaratiklara cevap bile onlar icin cok!
Birakin havlasinlar.
Bizim yapmamaiz gereken her yerde Zazalarin biraraya gelmenin kosul ve olanaklarini yaratarak onlari dize getirmeleri!
Zaza/Kirmanc/Dimili olmak bir sereftir!
Bu sereften yoksunlarin bizim kiligimiza girip ettikleri kiskirticilaga gülüp gecin.Yoksa kendilerini adamdan sanacaklar!
Oruc tutan kardeslerimize Hayirli Ramazanlar diliyorum ,tuttuklari oruc Allâh(cc) kabul etsin.
Elazizden Dersime,Erzincandan Sivasa,Karstan Urfaya,Diyarbakirdan Musa,Adiyamandan Malatyaya;Aksaraydan Bingöle,Eruzumdan Gümüshaneye Zaza topragina,Zaza Kalpli insanlarima kurban olurum.
ÇOĞU UYDURMA
gönderen: mem_Z Wednesday, Sep. 26, 2007 at 6:52 AM
Bu kadar uydurma da olmaz zazaların kürt olmadığı kesin ama türk olmadıklarını kimse söyliyemez. ben has bi zazayım elimizde 18. dedemize kadar isim listesi var geldikleri yer belli mezar taşlarını okuyanlar var 900 yıllarına ait Türk oldukları kesindir bunu uyduruk şeyler yazarak bazı kürtçü yazarlar hala zazaları kürt olarak görmelerine şaşıyorum, düşünün ki 1500-2000 yıl yan yana yaşayan bu toplumlar neden biri kürtçe konuşuyorda diğeri zazaca konuşuyor, hiç merak etmedinizmi,
FARSLAR DA MI KURT gönderen: ALI Thursday, Sep. 27, 2007 at 8:29 AM
ZAZALAR ZAZADIR VE OYLE KALACAKTIR IYI BAZI LARI YOK ZAZA LAR KURTMUS NEYMIS O ZAMAN KURTLER DE FARSLI MI YOKSA HEPIMIZ IRANLIMIYIZ
BIZ KÜRT DÜZ gönderen: ZAZA HESO Friday, Sep. 28, 2007 at 12:17 PM
BIZ SONUNA KADAR KÜRT DÜZ KAHR OLSUN DEVSIRME PROVAKATÖRLER
YASASIN KÜRT HALKI
ateşin çocukları gönderen: amedli zaza Saturday, Oct. 20, 2007 at 4:50 AM amedli_zaza@hotmail.com
zazazayız biz ölene kadar zagros yurdumuzdur ateşin çocuklarıyız biz
www.zazakent.com gönderen: nizamulmülk Monday, Oct. 29, 2007 at 3:11 PM companion12@hotmail.com
sevgili arkadaşlar karşılıklı fikir alış verişi için bütün zaza kardeşlerimi http://www.zazakent.com sitesine de bekleriz.. sevgi ve saygılarımla...
www.zazakent.com
varsayımlar
gönderen: ahmet Friday, Nov. 02, 2007 at 8:03 AM
adana
ben çermikli zazalardan olduğumu biliyorum yukarıdaki yazının ilk başlarını okudum yazan abimiz hep olabilir olmalı diye kendi düşüncesini eklemiş onun için bir sürü zahmet edip yazı yazmış belki doğrudur ama varsayımlara dayalı bir tarih bir halkın olamaz gerçekler lazım.
bütün zazalara selamlar olsun
devşirme bingöllü gönderen: Düzgunbaba Monday, Nov. 05, 2007 at 1:53 PM duzgunbaba@hotmail.com
fazla zorlama bingöllü patlayacaksın DEVŞİRME BİNGÖLLÜLER
türk olmak ayrıcalık gönderen: türk zazası Thursday, Nov. 22, 2007 at 10:21 AM tabur44
türk çıkarmamak için elinden geleni yapın dersimliler dün solculukla eğleniyodunuz .şimdide bu topluma ait olmamak için elinden geleni yapıyorsunuz.bir iki kelimeyle sümer oldunuz.elazığlı zazayım inadına türküm.peki %70 türkçe kelimelere ne diyosun.ortak kelimeler orhun abidelerindede var .ne yumurtlayacaksın.türk çıkmanızıda beklemiyoruz.hayat anlayışlarımız farklı.solcu çoçuklar.kürt_zaza tarihimiş nerde. atmayın türkler sayesinde adam oldunuz .hala cahil hala saplantınıza sarılıyorsunuz.genetik bu.ne zaman düzelirsiniz
zazalar kürt degildir gönderen: zazahan Thursday, Dec. 06, 2007 at 1:58 PM xmavigunx22@hotmail.com 05434435212 malatya üçyaka köyü
zaza kürt degildir.kürtler aptal bi ırktır zaza ise aklı basında uynık bi ırktır eger kürt olsaydım kandimi öldürürdüm ama allahtan kürt degilim zaza ırkı yoksa ben zaza ırkını cıkarıyorum zazakistanı kurmam bizde nankörlük yoktur ama kürtler nankördür işte zaza ve kürdün en büyük farkı budur zaza ekmegini yedigi insana devlete millete nankörlük etmez.zazalarla kürtler aynı ırktan olamaz.kürtler asla devlet olmaz.bölücü olan daga cıksın onada iki kursun sıkar dünyayı bi bislikten daha temizleriz.zazakurttan saygılar allaha emanet olun zaza kardeslerim
kwendi adına konuş gönderen: zazahan Friday, Dec. 07, 2007 at 12:16 PM xmavigunx22@hotmail.com 312625145545122 sanane
zazalar ayrı ırktır kürtlerle bi alakası yoktur inek herif git araştır ondan sonra yorum yap geri zekalı.kac kez bu konu hakkında araştırma yaptınki amın dölü zazalar sizin gibi ihanet etmez nankör olmaz arkadaşını arkadan vurmaz en büyük farklarımız bu işte herşeyden önemlisi biz insanız siz ise inswn kılıgındw birer hayvansınız.zazalar kürt degildir
zazayim gönderen: kuytu_2121@hotmail.com Tuesday, Dec. 11, 2007 at 10:37 AM kuytu_2121@hotmail.com
ben bir zaza olarak diyorumki zazalar ne kürtlerin nede birbaska kokne bagli degildir zazalar ayri bir kökendir ve böyle kalacak zaza oldugum icin allahima dükr ediyorum dünyaya bin defa gelsem yine zqaza olarak gelirim zaza musti kuytu_2121@hotmail.com
kuytu_2121qhotmail.com
amaç ırkçılık değil olan gerçekliği yansitmaktır
gönderen: wassar Monday, Dec. 17, 2007 at 11:09 AM
araştırmalar yapilir bulunana her bulgudan sonra bir eski bulgu daha bulunur. burda amaç o ırktanım bu ırktanım değil dünyada olması grek bi şekilde her dilin araştirilmasıdır ister zaza kürt olsun ister olmasın ben bunun derdinde değilim benim tek derdim dünyanın en eski 3dilinden biri sayılan zaza dilinin araştirilmaya değer bir dil olduğudur çünkü tarihi gerçeklik en eskilerde yatar. ve ayrıca dünyada zaza nüfüsünün 16 milyon olduğunu düşünürsek zerdüşt kitabının zazaca yazıldığı avrupalı bilim adamları tarafından kanıtlandiğinida görürsek bence burda tartışılması gereken oyuna gelme veye ırkçılık değil bu değerli dilin dünya değerinin araştirilmasıdır ve buna katkı sunulmasıdır unutmayınızki arkadaşlar tarih tüm insanliğin ortak mirasıdır.ve zazaca ritmik bi özeliğe sahiptir şarkıları ve türküleri ve günlük konuşması şiirseldir neden insanlık bu güzelikten mahrum kalsinki tabiki diğer dilerin güzeliklaride vardır onlarda araştirilsin yıkıcı olmak kolay onurlu olan yapici olmaktır.iyiyki zazalar var ve iyiyki halen dilerini korumuşlardır .bence dünya insanliği bunuda konuşmalı ve bu insanların dirayetine örfelerine ve benliklerinide araştirmalı dünyada yaşayan bir tarihtir bu insanlar.mezopatamya bölgesinde nice buhranlara ve savaşlara ve ayrıca yasaklara rağmen halen bu dil kendini korumuşsa buna saygı duyulmalı
zazalar kürt değildir gönderen: mine Thursday, Dec. 20, 2007 at 7:20 AM
bırakın ya bunları nedense birileri tarafından paylaşılamayan bi millet olduk. herkes kendinden gösterip bir diğerinin biri asimile ettiğini iddia ediyo. zaza sadece ve sadece zaza dır. ne kürtlerin ne de başka bir toplumun bir kolu değildir. eğer illaki bi ırka yamancaksa bunun kürtler olmayacağı kesin.
2003-2007 İstanbul Indymedia
YUKARDAKİ TARTIŞMA DAHA SONRA ELEŞYİRİYE TABİ TUTULUP NET BİR SONUCA ULAŞTIRILACAKTIR.
Yorumlar: 0 Görünümler: 82
Etiketler: zaza, zazaish, zaza tarihi
Tarihci den alıntıdır





