MİSYONERLERİN ACARİSTAN’DAKİ FAALİYETLERİ SÜRÜYOR
Naciye Saraç 23/ 07/ 07 nsarac@globalyorum.com
Gürcistan’a bağlı bir Özerk Cumhuriyet olan ve özerkliği Kars Antlaşması gereği Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlüğü altında bulunan Acaristan’da, Hıristiyanlaştırma faaliyetleri sürüyor. Türkiye ise gündelik siyasi hesaplar yüzünden bu elim olaya seyirci kalmaktadır.
400.000 civarında nüfusu olan ve yaklaşık bu nüfusun % 70’i Müslüman olan Acaristan’da halkın dini görevlerini yerine getirmede pek çok sorun yaşadığı ifade ediliyor. Bölgede yürütülen misyonerlik faaliyetleri kapsamında ekonomik sıkıntı yaşayan Müslüman halka, atalarının gerçekte Hıristiyan olduğu, Ortodoks birliği nedeniyle, Gürcistan'daki halkların sorunsuz yaşadıkları, Hıristiyanlığı seçmeleri halinde istedikleri bir Batı ülkesine gönderilebilecekleri kaydedilerek, din değiştirmenin cazip hale getirilmesi maksadıyla iş garantisinin yanı sıra, maddi yardım da teklif ediliyor. Bazı kiliseler de, özellikle kırsal bölgelerde yaşayan yoksul, çiftçilikle geçimini sağlayan halka maddi destekler sağlayarak, toplu vaftiz törenleri düzenleyerek, Acara’da Müslüman nüfusun Hıristiyanlaştırılmasına yönelik faaliyet yürütüyor. Bazı Hıristiyan din adamlarının girişimleriyle atölyeler kurularak, bağışlar yapılıyor.
Müslümanların ağırlıklı olarak yaşadığı Acaristan’da özerklik dolayısıyla ilkokullarda zorunlu din dersi adı altında Hıristiyanlık eğitimi verilirken, İslamiyet’e ilişkin hiçbir bilgi öğretilmiyor. Ebeveynleri Müslüman olan çocukların büyük bölümü bu nedenle Hıristiyanlığa olumlu bakmaya başlıyor.
Gürcistan’daki kiliselerle işbirliği yapan ve fakir halka maddi yardımda bulunmayı amaçladıklarını belirten bazı sivil toplum kuruluşları da istihdam olanaklarını anlatmak için düzenlediklerini açıkladıkları toplantı, seminer, konferans türü etkinliklerde yapılan konuşmalarla ayrıca, dağıttıkları kitap, dergi ve broşür gibi yayınlarla Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar.
Gümrük, liman ve turizm bölgesi olan Acaristan’da Müslüman halk, ikinci sınıf insan muamelesi görüyor ve iş bulabilmeleri için formalite icabı da olsa Müslüman olduğunu ifade etmemesi ve gerekirse boynuna bir haç takması gerektiği söyleniyor. Bu hususa kanunlarda yer verilmemesine karşın, uygulamada sıklıkla karşılaşılıyor. Acara'da Müslüman kimliğini gözardı eden ve Hıristiyanlığı benimsediğini ifade edenlerin yönetimde yer aldığı bildiriliyor. Müslümanlara resmi kurumlarda iş imkanı sağlanmazken, Hıristiyanlığa geçen Müslümanlara, kamu sektöründe iş bulmaları hususunda yardımcı olunmakla kalmayıp, atamalarında da öncelik tanınıyor. Bu nedenle, Müslümanlar kimliklerini ön plana çıkaramıyor.
Bebeklerine Müslüman ismi koymak isteyenlerin, nüfus memurlarının bireysel tepki ve engeliyle karşılaştığı, hakkını savunanların istediği ismi seçerken, çoğu kişinin de tepkilerden korktuğu için sisteme boyun eğmek zorunda kaldığı ifade ediliyor.
İmamların hutbede konuştuklarından dolayı hapse girdiği veya dava edildiği de biliniyor. Diğer taraftan, Acara'daki cami ve medreselere atanan din görevlileri, Müslüman halkın sempati duymadığı ve İslamiyet konusunda herhangi bir bilgisi bulunmayan kişiler arasından seçiliyor. Acara’da Müslüman halka İslamiyet’i anlatacak herhangi bir kurumun olmaması önemli bir sorun olarak görülüyor.
XIX. yüzyıldan beri Rus işgaline uğrayan bölgede İslâm kültür ve medeniyetine ait değerler yok edilmeye çalışılırken, Müslüman nüfusun yoğunlukta bulunduğu Sarpi köyünde, hem Gürcistan hem de Türkiye’den görülebilecek yükseklikte bulunan tepeye bir kilise inşa edilmeye başlanmasının ayrıca, Batum'un Türkiye sınırına yakın Gonya'da, Türk TIR şoförlerinin araç parkının yakınına da, uzak mesafelerden bile rahatlıkla görülebilen dev bir haç dikilmesinin dikkat çekici olduğu ifade ediliyor. Müslümanların yoğun olduğu bölgelerde Hıristiyanlık değerlerinin yerleştirilmesi amacıyla bu tür girişimlerde bulunulduğu düşünülüyor.
Gürcistan’da Abhazya ve Osetya örneğinde olduğu gibi etnik kökene dayanan çatışmalar da yaşanıyor. Ancak, aynı etnik kökene sahip Acaralılara yönelik ayrımcılığın sebebi ise tamamen din faktörüne dayanıyor. Bölgede özerkliğin sebebi olan İslam’ın yok edilmesi halinde, özerkliğe de son verileceği düşünülüyor.





