LoginRegistration
CEM'E ÖZGÜR
 

WEŞ BIMONI WEŞYNI BRARİNI ADALETİNI HAKKİNI



Add to Favorites Send us an e-mail
Interesting websites
Visitors
jullinbaby jullin mark
2 days ago 27.11.2009 20:05:13
borbakz Ansar
14 days ago 15.11.2009 14:46:00
alazafc kemal çetin
22 days ago 07.11.2009 23:23:39
Calendar
<
November 2009
>
MTWTFSS
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30
Subscription
E-mail: 
Vote
WHERE ARE YOU FROM ( ŞIMA KOTİRAE:NERELİSİNİZ ? )
ELAZİZ
BİNGÖL
DERSİM
DİYARBAKIR
URFA AND SIVEREK
ERZİNCAN
MERSİN
MARDİN
BİTLİS
ADIYAMAN
TÜRKİYE'NİN DİĞER ŞEHİRLERİ
AKSARAY
ERZURUM
ANKARA
ADANA
AKSARAY
AUSTRALİA AND OTHER OCEANİA COUNTRİES
AUSTRİA AND OTHER CENTRAL EUROPEAN COUNTRİES
CANADA AND OTHER AMERICA COUNTRIES
AFRİCA COUNTRİES / OTHER COUNTRIES LISTED SECOND POLL LIST PLEASE LOOK IT FOR OTHER COUNTRIES

Vote results
Top commentators
zazaema CEM'E ÖZGÜR
Comments: 6
pawana Pawana Pawaka
Comments: 2
baran1 - -
Comments: 1
stanislav0849 Станислав Люлевич
Comments: 1

İSRAİL'İN KUZEYDOĞU AFRİKA'DAKİ DERİN STRATEJİSİ

0.00 (0)

Sudan'a Saldırı Çanları Çalıyor 01.04.2009, 11:15:14

Fehmi HUVEYDİ


Sudan’daki hedefleri vuran saldırı, Mısır’ın arka bahçesinde dönen ve onun ulusal güvenliğiyle doğrudan ilişkisi olan şüpheli askeri faaliyetin önemine ve tehlikesine işaret ediyor.

(1)

Henüz bütün ayrıntılar tam olarak netleşmemiş olsa bile operasyonda tartışma götürmez yönler bulunuyor. Hala saldırının hedefinde olan araba konvoyu hakkında; ticaret amaçlı silah kaçakçılığı yaptığını söyleyenlerle İran yapımı silahları Gazze’ye ulaştırmaya çalıştığını söyleyenler arasında tartışma hararetle devam ediyor.

Washington olayla ilgisi olmadığını söylese bile İsrail ve Amerikan uçaklarının olayla ilgisi netlik kazanmadı. İsrail, henüz olayla ilişkisi olduğunu yalanlamadı ama Başbakan Ehud Olmert’in ağzından operasyonda İsrail’in parmağı olabileceği izlenimini verdi. Saldırı hakkında farklı anlatılar var. Bazısı son iki ay içinde gerçekleşen 3 saldırıdan bahsederken bazısı da Kızıldeniz’de silah yüklü kayıkların batırılmasından bahsediyor.

Burada bu uçakların kalkış noktası hakkında soru işaretleri var. Bunlar Eritre’den mi, Cibuti’den mi yoksa Kızıldeniz’de bulunan uçak gemilerinden mi kalktılar? Aynı zamanda hiç kimse eş-Şuruk gazetesinin yayımladığı ve uluslar arası basının da buradan naklettiği haberin doğru olup olmadığı ya da ilk defa doğu Afrika’da bilinmeyen bir yerden yabancı uçakların, Sina’ya gitmekte olduğu zannedilen silah taşıyan konvoya saldırmasını tartışmadı. Öte yandan bütün bunlar Amerika ile İsrail arasında Gazze’ye silah kaçakçılığını durdurmak için imzalanan anlaşmadan sonra meydana geldi ve bu uçaklar Sudan’ın hava sahasını ihlal edip onun egemenliğine açıkça çiğnedi

Operasyonun arkasında Amerika ve İsrail’in olduğu kesin. Burada bizim, bilgileri kimin verdiği ya da doğrudan saldırıyı kimin yaptığı sorularına cevap bulmaya çalışmamızın ehemmiyeti yok. Zira uçakların Eritre, Cibuti veya Kızıldeniz’deki herhangi bir yerden kalkmış olması bir şey değiştirmez. Fakat bizi asıl ilgilendiren, Mısır ve Kızıldeniz’de bütün bir bölgeyi gözleyen ve çıkarlarına aykırı olduğunu kabul ettiği en ufak bir hareketlenmeyi bile sindirmeye hazır olan güçler olduğudur. Bu güçler sadece Sudan’ı değil Mısır’ı da gözlemektedir.

(2)

Mısır ve Kızıldeniz’deki bu gözetleme faaliyeti yeni bir durum değildir. Yeni olan Arap dünyasında hala yankılanmakta olan tehlike çanlarının çalınmasına sebep olan bu son saldırıdan sonra spotların operasyona çevrilmesidir. Belki de bu operasyon Arap dünyasının uzun bir zamandır arkasından kurulan tuzakların farkına varmasını sağlar.

Burada asıl şaşkınlık uyandıran, bizzat Mısır’ın İsrail’in yaklaşık yarım asırdır onun stratejik derinliği çerçevesinde yaptığı hazırlıklara, aldığı önlemlere seyirci kalması ve ülkenin ulusal güvenliğini olumsuz etkileyen bu hazırlıklara engel olacak kesin ve net planlar yapmamasıdır. 2003 yılında Tel Aviv üniversitesine bağlı Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezinde emekli Mossad subayı tarafından “İsrail ve Sudan’ı özgürleştirme hareketi” başlığıyla yayınlanan ve benim de daha önceden işaret ettiğim bir araştırma İsrail’in bu hazırlıklarını belgelemiştir.

Araştırmada kuruluşundan sonra İsrail’in izlediği ve o zamanki başbakanı David Ben Gurion’un taslağını hazırladığı stratejiden açıkça bahsedilmektedir. Ben Gurion burada üç şey üzerinde durmuştur: Birincisi; Arap ülkelerini bu ülkelerde yaşayan ancak Arap kökenli olmayan kuzey Irak’taki Kürtler, Lübnan dağlarındaki Maruniler ve Sudan’ın güneyindeki zenciler gibi topluluklar kanalıyla zayıflatmak.

İkincisi; İsraillilerin “tarafları çekme” olarak adlandırdıkları komşuluk ittifakı siyaseti. Bu siyaset, zayıflatmak ve dışarıdan baskı uygulamak için Arap dünyasını çevreleyen ülkelerle ilişki kurma ve yardımlaşmayı hedeflemektedir. Bu ülkeler: Etiyopya, Türkiye ve İran’dır.

Üçüncüsü; Kızıldeniz’le ilgilidir. İsrail bu denizi Arap ülkelerinin ona uyguladığı boykotu kırmak için bir çıkış yolu olarak görmektedir. Bu bağlamda araştırmacı, Ben Gurion’un şu sözünü aktarıyor: “İsrail’in Kızıldeniz’deki noktalara hakimiyetinin çok büyük önemi olacaktır. Çünkü bu noktalar İsrail’i dışardan kuşatma çabalarından onu kurtarmaya yardım edeceği gibi aynı zamanda da bize saldırmalarından önce onlara kendi evlerinde saldıracağımız askeri hareket üssü olacaktır.” Ben Gurion buna benzer sözleri başka bir yerde daha dile getirmiştir: “Eğer Kızıldeniz’de etkin mevkilere hakim olursak Arap çemberini deler hatta ona saldırıp arkadan vurabiliriz.”

Ben Gurion, 50’li yılların başlarında bu hedefleri gerçekleştirecek stratejiyi oluşturmak için hepsi dalında uzman olan 5 kişilik bir ekip kurmuştur.

(3)

50’li yılların başında ortaya konulmuş olan ve 50’lerin sonlarından itibaren İsrail’in uygulamaya koyduğu bu stratejide bizi ilgilendiren konu, Sudan ve Kızıldeniz’in konumunun ne olacağıdır? Çünkü Sudan –araştırmacıya göre- İsrail açısından iki hedefi gerçekleştirmek için biçilmiş kaftandır. Bu hedeflerden ilki; İsrail’le çatışması durumunda stratejik derinliğini tehdit ederek Mısır’ı zayıflatmak, ikincisi ise; güneydeki isyanı yönlendirip destek olarak Sudan’da endişe ortamı oluşturma ve bölgede stratejik üstünlük elde etmektir.

İsrail’in Kızıldeniz’i Asya ve doğu Afrika ülkeleriyle arasındaki bağlantıyı sağlayan bir geçit ve nefes alacağı bir çıkış olarak görmesi Sudan’ın önemini iki kat artırdı. Ben Gurion’un Arap işlerinden sorumlu müsteşarı şunları dile getirmişti “Sudan’da olup biteni gözlemek ve dikkat etmek gerekir. Kızıldeniz’e kıyısı olmasının yanı sıra Mısır için stratejik derinlik oluşturduğundan bu toprak parçasının ayrıcalıklı stratejik bir konumu bulunmaktadır. Bu bizi ister Sudan’ın çevresinde ister içinde destek bulmaya zorlar. Bu da Sudan’daki ayrılıkçı hareketlere destek vermeyi gerektirir.

Zayıf düşürmek ve Mısır’ın stratejik derinliğini tehdit etmek için Sudan’a sızmak, güneydeki isyancılara ulaşmayı kolaylaştıracak alanlarda yoğunlaşmayı zorunlu kılar. Bu durum İsrail’i Sudan’ı çevreleyen 3 ülke Etiyopya, Uganda ve Kenya’da konumunu pekiştirmeye sevk etmiştir . 1958’de bu gerçekleşti. Golda Meir Etiyopya’dan operasyona başladı. Orada gerçekleştirdiği en büyük başarı Etiyopya’nın son hükümdarı Haile Selassie’den Etiyopya güvenlik teşkilatının _iç güvenlik teşkilatı, polis, istihbarat ve iç işleri bakanlığı- faal İsrail unsurları aracılığıyla eğitilmesi ve doğrudan kontrol edilmesi görevini üstlenmeyi koparmış olmasıdır. Araştırmacı bu bağlamda “İsrail’in Etiyopya güvenlik teşkilatına hakim olmasının yanı sıra orada Sudan ve diğer komşu Arap ülkelerine bir sıçrama tahtası oluşturacak mevkiler edindiğini” de ifade ediyor.

Bu yetke, İsrail istihbaratı Mossad ve askeri istihbarat kanadının ilgilerini Sudan ve diğer Arap ülkelerine yöneltmesine sebep oldu. Bu amaçla Mossad Sudan, Yemen ve Aden’e casus göndermek için üs olarak kullanacağı ve içerdeki direniş unsurlarıyla bağlantı sağlamak için bir şirket kurdu. Güney Sudan’daki isyan hareketine yardım ulaştırma görevinde bu unsurlar devreye girdi.

Askeri yardımlaşma bu dönem boyunca İsrail’in bu 3 ülkede yaptığı faaliyetin en belirgin görüntüsüdür. Bu bağlamda Etiyopya’ya gidip 1960 yılında İsrail askeri enstitülerinde eğitim-öğretim görevini üstlenen müsteşarların sayısının yaklaşık 600 kişi olduğu verilen bilgiler arasında yer alıyor. Ve bu kişiler Etiyopya’ya Uzi makineli tüfeğinden Cebrail füzelerine ve savaş uçaklarına kadar birçok silah götürdüler.

Etiyopya’da olanların aynısı Sudan’ın sınır komşusu Uganda’da yaşandı. İsrail, bu ülkeye askeri müsteşarlardan oluşan büyük bir heyet (yaklaşık 500 kişilik) gönderdi. Bu kişiler orada silahlı kuvvetlerin içine sızıp ordu liderlerini yönlendirdiler. Aynı zamanda birçoğunun eğitim için İsrail’e gönderildiği paraşütçü birliklere ve hava kuvvetlerine eğitim verdiler.

O dönemden bu yana İsrail askeri varlığını Arap devletlerinin karşısında askeri üsler kurarak güçlendirmeye çalışıyor. İsrail Kızıldeniz’in güney girişinde bulunan “Mesu” limanında bir deniz üssü Kenya, Etiyopya ve Gine’de de hava üsleri kurdu. İsrail Çad’da da özellikle Sudan’a sınır olan bölgelerde birçok havaalanı inşa etti. İsrail ile Çad arasındaki ilişkiler kesilince üslerin görevinin, Mısır’daki seçilmiş hedefleri vurmada kullanılmasının yanı sıra Libya Sudan sınırını gözlemek olduğu ortaya çıktı.

(4)

Araştırmada, İsrail’in bazı durumlarda Sudan ordusuna karşı ayrılıkçıların yanında savaşacak kadar güney Sudan’daki isyan hareketine verdiği destek hakkında detaya girilmektedir. Bu askeri oluşunun dışında siyasi ve ekonomik bir destektir. Ayrıntılar İsrail’in Eritre, orta Afrika ve Demokratik Kongo’ya müdahale ettiğine dair başka bilgileri de içeriyor. Bu yayılmanın Mısır’la İsrail arasında 1979 (Camp David) barış anlaşmasının imzalanmasından sonra gerçekleştiği açıkça görülüyor. ( 1997 yılında Eritre’deki İsrailli müsteşarların sayısı 650’ye ulaştı. Bu kişiler güvenlik ve istihbarat teşkilatları ile Sudan ve Yemen’de casusluk yapan istasyonlarda çalıştılar.)

Araştırmada bahsedilen bütün ayrıntılar Mısır’ın ulusal güvenliğine doğrudan tehdit oluşturan İsrail’in Nil’deki varlığı kadar önemlidir. Zira düşman bir güç Mısır’ın en önemli hayat kaynağı olan Nil üzerinde etkinliğini artırarak onu tehdit edebilir.

Bütün bu bilgiler ne anlama geliyor? Bütün bunlar çok net bir şekilde gösteriyor ki; İsrail Kızıldeniz’de asayişin ondan sorulması ve Sudan’a baskı uygulayıp Nil yataklarına hakim olarak Mısır’ı zayıflatmak için özellikle doğu Afrika’da yarım asırdır konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. İsrail’in Amerika ile Gazze’ye silah kaçakçılığının yasaklanması ile ilgili yaptığı anlaşma onun doğu Afrika ve Kızıldeniz’de kurduğu sağlam yapıya fazla bir şey katmıyor. Çünkü İsrail burada varlığını koruyor ve bölgeye hakim. Fakat belki Hint Okyanusu ve Cebeli Tarık gibi başka bölgelere hakim olmak isteyebilir.

İsraillileri kınayamayız. Onlar planlarını yaptılar ve 50yıl içinde doğu Afrika’ya ulaştılar. Fakat bizim kendimize İsrail’in Kızıldeniz’e hakim olduğu, güneyden başını uzatıp Nil ile Viktorya gölünün kesiştiği alanın etrafında bulunan tepelerden bize dil çıkardığını hesaba katarak ulusal güvenliğimizin önceliklerini ele almak için ne yaptığımızı sormamız gerekir.

  • Bu analiz, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edilmiştir.
Alıntıdır


Tags: israil, sudan, etyopya, eritre, bölünme, bölücülük, iran, türkiye
image Comments: 0 Views: 20 [History of changes] Size:11612 byte
Last changes are made by: zazaema CEM'E ÖZGÜR 242 days ago 01.04.2009 22:03:39
Send comment

Enter the code shown on the image
Your name
E-mail
(visible only to owner of site)
WWW

Subject

In the text you can use Wiki or HTML tags.



Who is active on the site?
Anonymous: 5 Registered: 0 (?)
Abuse | Hosted by MyLivePage | | © Kolobok smiles, Aiwan