<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!--RSS generated by Flaimo.com RSS Builder [2009-11-30 05:49:30]-->
<rss version="2.0"><channel><docs>http://zazaema.mylivepage.com</docs><link>http://zazaema.mylivepage.com</link><description>CEM'E ÖZGÜR :: MyLivePage</description><title>CEM'E ÖZGÜR</title><image><title>CEM'E ÖZGÜR</title><url>http://avatar048.mylivepage.com/chunk48/1595501/17.jpg</url><link>http://zazaema.mylivepage.com</link><description>CEM'E ÖZGÜR :: MyLivePage</description></image><category>Other</category><ttl>60</ttl><item><title>WAY WAY NİNNA  ERGENEKON</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1204/57467/WAY%20WAY%20N%C4%B0NNA%20%20ERGENEKON%20</link><description>&lt;p&gt; 
&lt;/p&gt;</description><category>way way ninna, ergenekon, karikatürler, zazaca wıyayış, zazaki wiyayiş, zaza, zazaki, zazaca, zaza dili, zazaca videolar, zaza videos, zaza videolari, komik videolar, komed, free zazas, özgür zazalar</category><pubDate>09 Jul 09 11:45:34 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1204/57467/WAY%20WAY%20N%C4%B0NNA%20%20ERGENEKON%20</guid></item><item><title>'Karşı devrim' beklentisi fos çıkacak</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/56743/%27Kar%C5%9F%C4%B1%20devrim%27%20beklentisi%20fos%20%C3%A7%C4%B1kacak</link><description>&lt;p&gt;'Karşı devrim' beklentisi fos çıkacak&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Patrick Cockburn&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk bakışta bugün Tahran'da olanlar, 30 yıl önceki İslam Devrimi'nin olağanüstü olaylarına çok benziyor. Peki benzerlikler ne kadar derine iniyor? 2 Aralık 1978'de 2 milyon İranlı Tahran sokaklarını doldurarak, Şah rejiminin sona ermesini ve Ayetullah Humeyni'nin geri dönmesini talep etti. Bu tarihte halkın katılımının en yoğun olduğu devrimdi. Akşamları insanlar evlerinin çatılarına çıkıp “Allahüekber - La İlahe İllallah” diye haykırıyordu. Gündüzleriyse güvenlik güçlerince öldürülen göstericileri şehit olarak uğurlayan kitlesel cenaze törenleri yapılıyordu. &#13;
Protesto metotları çok benzer. Bu pek de şaşırtıcı değil, zira Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'dan kurtulmak isteyen göstericiler anlaşılır biçimde, Şah'a karşı işe yarayan silahsız kitle protestolarının bir kez daha başarılı olacağını umuyor. Kitlesel yürüyüş ve şahadet İran devrimci geleneğinin parçası, tıpkı barikatların Fransa'daki geleneğin parçası olması gibi. 1978-79 ile bugün arasındaki bir farklılık şu: &#13;
İran hükümeti tarihin tekerrür etmesine izin verme niyetinde değil. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şah herkesi küstürmüştü &#13;
Tekerrür etmesi de pek muhtemel görünmüyor. İran devrimi sağdan sola uzanan, bir ucunda dinci muhafazakârların diğer ucundaysa Marksist devrimcilerin olduğu geniş bir koalisyon tarafından yapıldı. Şah ve rejimi, İran halkının hiçbir ortak noktaları olmayan farklı kesimlerini aynı anda küstürmek gibi eşsiz bir yeteneğe sahipti. Acımasız, fakat bilgisiz Savak güvenlik elemanları kendilerini, hanedanlığa tehdit oluşturanların Şii din adamları değil, komünistler ve devrimci solcular olduğuna inandırmıştı. Bu yanılsamalarında yalnız da değillerdi. ABD Başkanı Jimmy Carter, CIA'in gönderdiği Ağustos 1978 tarihli (yani Şah'ın ülkeden kaçmasından beş ay önce) bir bilgi notunu hatırlıyor. Notta üzerine basa basa, İran'da 'devrimci durum, hatta devrim öncesi bir durum bile yaşanmadığı' sonucuna varılıyordu. &#13;
Kritik önemde olan şu ki, İran devrimi Ayetullah Humeyni'nin şahsında mesihvari bir lider bulmuştu. Humeyni, meşruiyeti daha tahta oturmadan tartışma konusu olan bir lidere, yani Şah'a (babası Rıza Şah, 1920'lerde iktidarı ele geçirmiş bir generaldi ve 1941'de Britanya ve Sovyet birlikleri tarafından devrildi) elle tutulur bir alternatif oluşturuyordu. &#13;
İran devrimini 19. ve 20. asrın önceki devrimlerden farklı kılan, liderliği ve ilhamı itibarıyla dini bir devrim olmasıydı. Bugün Batı'da büyük bir tehdit olarak görülen 'İslam Devrimi'nin üzerinden 30 yıl geçti ve bu devrimin 1970'lerin sonunda nasıl sürpriz bir gelişme olarak algılandığını unutmak ne mümkün. Devrimlerin aşağı yukarı Fransız, Rus veya Çin devrimlerinin izinden gideceği düşünülüyordu. Laik ve din karşıtı birer tona sahiptiler. Din adamları kurulu düzenin savunucularıydı. &#13;
Avrupalı imparatorluklara ve ardından onların yerine geçen milliyetçi rejimlere karşı İslami sömürge karşıtı hareketler ortaya çıkmıştı. Fakat bu İslami partilerin sicili başarısızlıklarla doluydu. Siyasal İslam'ı bu kadar etkili ve düşmanlarının gözünde bu kadar tehditkâr bir güç haline getiren İran devrimiydi. &#13;
Devrim sadece İslami değildi, teolojisi ve inançları belli bir İslami mezhebe dayanıyordu. İstihbarat örgütlerinin, devrime esin kaynağı mahiyetinde gözünü Moskova, Pekin ve Havana'ya diktiği bir dönemde, Irak'taki Necef ve İran'daki Kum'un din okullarında statükoya karşı büyüyen tehlikeyi hiçbiri öngöremedi. Devrimci Şiiliğin doğuşu dünyayı şaşırttı. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devrimci Şiilik tutarlı &#13;
Şiiliğin hikâyesi, adaletsizliğe boyun eğmeyi reddetmeyle, zulme karşı direnişle ve şahadetle yazılmıştır. Fakat Şiiliği devrimci bir ideoloji haline getiren sadece bu değildi. İran, 16. asırda Safevi hanedanlığının kararıyla Şii oldu. İran ve Irak'taki Şii din adamlarıysa muzaffer sekülarizme, solcu devrim ideolojisine ve Şah'ın zulmüne karşı kendi 'kurtuluş teolojilerini' ancak 1950'ler ve 1960'larda geliştirmeye başladı. &#13;
İran devriminin kökleri göründüğünden çok daha derinlere iniyordu. Tutarlı bir ideolojiden yayıldı. Başarılı olmasının kısmi sebebi, düşmanlarını ve destekçilerini hazırlıksız yakalamasıydı. Fakat kendiliğinden bir olay da değildi. Humeyni ve onu destekleyen din adamları devrimcilere inanıyordu. İktidarı ele geçirip korumak üzerine kafa yormuşlardı. Milliyetçiliği kötülüyor olabilirler, fakat İran ulusunu yabancıların saldırılarına karşı korumayı taahhüt ediyorlardı ve bu başarıya götüren kilit bir unsurdu. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ahmedinecad'ın oyu değişmedi &#13;
Mevcut İran liderliği, yabancı güçlerin kuklası olarak görülen Şah gibi büyük bir zayıflık içinde değil. Şah 16 Ocak 1979'da ülkeyi terk ettiğinde onu destekleyen neredeyse kimse yoktu. Bu da mevcut durumu 1979'dan son derece farklı kılan bir nokta. Ahmedinecad yüzde 62.6 oy oranıyla tekrar seçildi. Muhalifleri seçimin hileli olduğunu öne sürüyor, fakat bundan önceki seçimi de neredeyse aynı oranla (61.7) kazanmıştı. Mesele şu ki Ahmedinecad popüler bir siyasetçi, Şah öyle değildi. İktidardan zorla indirilmesi son derece düşük ihtimal. Ayrıca Ahmedinecad, isyanla başa çıkmasının mümkün olmadığını anlayıp pes eden Şah gibi kolay teslim olmayacaktır. &#13;
Humeyni'nin oğlunun ölümünün ardından Ekim 1977'de ilk gösteriler başladığında Şah'ın zayıflığı aşikâr değildi. 1978'in başında ilk gösterici ölümleri (bunlar din okulu öğrencileriydi), hükümet destekli bir gazetede Humeyni'ye saldıran bir yazının yayımlanmasının ardından gerçekleşti. Ölenler, Şii gelenekleri uyarınca 40 gün sonra anıldı ve protestolar İran'ın her tarafına yayıldı. Bu gösteriler bazı açılardan ABD'deki sivil hak yürüyüşlerini andırıyordu, fakat daha büyük etkileri vardı, zira dini ritüeller ve şahadetin kutsanmasıyla içe içe geçmişlerdi. Bu siyasi olarak çok güçlü bir harmandı. En muhafazakâr din adamına da en radikal öğrenciye de hitap ediyordu. Buna karşın, Humeyni yanlısı din adamlarının desteği olmasaydı gösteriler 1978 yazına doğru ivme kaybedebilirdi. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Korku kalıcılaşmıştı &#13;
Abadan'daki Reks Sineması'nın kundaklanıp 400 insanın yanarak ölmesinin ardından İranlıların büyük çoğunluğu bu işi Savak'ın yaptığına inandı. Krizin ilk aşamalarından itibaren demoralize olmuş görünen Şah, rejiminden nefret edilmesine yetecek baskı uyguladı, fakat bu baskı korkunun kalıcılaşmasına yetmedi. Sıkıyönetim ilan edildi. 8 Eylül'de, yani ünlü Kara Cuma günü, askerler göstericilere ateş açtı ve binlerce kişinin öldürüldüğü iddia edildi (gerçek sayı çok daha az olabilir). &#13;
Bunlar, Şah'ın iktidarda kalmak için son şansını da yitirdiği günlerdi. &#13;
Şah, kendisi için felaket sonuçları olan bir basit hata daha yaptı. Humeyni Necef'teydi ve İran'la iletişim kurabiliyordu, fakat zorlukla yürüyen bir iletişimdi bu. Vaazlarının kaydedildiği kasetlerin sınırdan gizlice sokulması gerekiyordu. Irak'ta uluslararası basın falan da yoktu. Fakat Şah Irak'ı Humeyni'yi sınır dışı etmeye ikna etti ve Kuveyt'e girmesine izin verilmeyen Humeyni, nihayet Paris'in bir varoşuna sığındı. İranlı lider Paris'te uluslararası basınla Şah'tan bile daha rahat görüşüyor ve İran'la kolayca iletişim kurabiliyordu. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ordu desteği de çatırdıyordu &#13;
1978'in sonuna gelindiğinde İranlılar, devrime karşı olanlar bile, Şah'ın işinin bittiğini görebiliyordu. Sağlam ordu desteği çatırdamaya başlamıştı. Din adamları silahlı kuvvetlere sızıp propaganda yapmak için elinden geleni ardına koymuyordu. Şah kalıp savaşmak istemedi ve ocak ortasında karısıyla birlikte İran'ı ilelebet terk etti. &#13;
1 Şubat 1979'da Humeyni İran'a döndü, milyonlarca İranlı tarafından karşılandı ve iktidarın ele geçirilmesi sürecini hızla tamamladı. Laik müttefiklerini marjinalize etmeye ve devrimi radikalleştirmeye koyuldu, bu süreç doruğuna din okulu öğrencilerinin Kasım 1979'da ABD elçiliğini işgaliyle vardı. Şah'ın 1953'te ABD desteğiyle sürgünden dönüşünü unutmamış olan devrim kadroları, bütün potansiyel Şah destekçilerini hapse attı veya vurdu. &#13;
Yeni rejimin liderleri iktidarda kalmaya kararlıydı. Bugün de çok farklı değiller. İran'daki görüntü, semboller ve dil, 1978-79'da olanla benzerlik taşıyor, fakat iş başında olan siyasi güçler çok farklı. 1979'da protestocular göründüklerinden çok daha güçlüydü; bugünse önlerinde devasa engeller var. (The Independent 19 Haziran 2009) Radikal
&lt;/p&gt;</description><category>karşı devrim beklentisi fos çıkacak, iran islam devrimi, islam devrimi, şah rejimi, ahmedinejad, iran cumhurbaşkanlığı seçimleri, mir hüseyin musavi, irandaki son durum</category><pubDate>22 Jun 09 15:47:05 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/56743/%27Kar%C5%9F%C4%B1%20devrim%27%20beklentisi%20fos%20%C3%A7%C4%B1kacak</guid></item><item><title>Korkunç cephe oluşturuldu hedef Gülen</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1090/56676/Korkun%C3%A7%20cephe%20olu%C5%9Fturuldu%20hedef%20G%C3%BClen</link><description>&lt;p&gt;Korkunç cephe oluşturuldu hedef Gülen&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Bir kısım medya kuruluşları da maşa olarak kullanıldı. Ücretli kalemlere görevler verildi. Korkunç bir cephe oluşturuldu." Mehmet Doğan, Yenişafak'ta yazdı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fethullah Gülen Hocafendi'yi de bir gün mutlaka anlayacaklar!&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bediüzzaman Hazretleri Tarihçe-i Hayatında, “Barla'nın bir mahallesi olan Bedre'de ve Barla'nın bir dağında bir iki gece kalmaklığıma müsaade etmemişler. İşittim ki: 'Said elli bin nefer kuvvetindedir; onun için serbest bırakmıyoruz.' demişler” diyor. Bu bir vehim, büyük bir korku sonucu söylenmiş sözdür. Bu vehmi onlarda doğuran, Üstad Hazretlerinin yiğit tavrıdır.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rus Prensinin önünde ayağa kalkmadığı için idama mahkum edilen ve sonra Prens tarafından ayağa kalkmama gerekçesi öğrenilince idamından vazgeçilen Bediüzzaman, Otuz Bir Mart hadisesinde de kendisini yargılayan hâkimler karşısında aynı pervasızlığı gösteren Bediüzzaman, kendisini suçsuz bulup serbest bırakan heyete işittirerek, “zalimler için yaşasın cehennem!” diyerek geçip giden Bediüzzaman, onlara göre ya bir delidir, ya da büyük bir devlete sırtını dayamış bir ajandır. Onun bir büyük inanç eri, bir büyük Veli olduğuna hiç akılları ermedi, eremezdi de.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bediüzzaman, o gafiller için: “Ey bedbaht ehl-i dünya! Bütün kuvvetinizle dünyaya çalıştığınız halde, neden dünyanın işini dahi bilmiyorsunuz, dîvane gibi hükmediyorsunuz? Eğer korkunuz şahsımdan ise, elli bin nefer değil, belki bir nefer, elli defa benden ziyade işler görebilir. Yani, odamın kapısında durup, bana "Çıkmayacaksın!" diyebilir. Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur'ana ait dellallığımdan ve kuvve-i maneviye-i îmaniyeden ise, elli bin nefer değil, yanlışsınız, meslek îtibarıyla elli milyon kuvvetindeyim; haberiniz olsun!” dedi, ama yine anlamadılar, yine anlamadılar!&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet, Said-i Kürdi bir İngiliz ajanıdır, dediler. İngilizler hesabına çalışır. İngilizler ona doğuda bir Kürt devleti kurduracak, Devletin anayasası da Risale-i Nur olacak, dediler. Bu korkunç iddialarını da şeytânî bir teville şöyle izah ettiler: Risale-i Nur Külliyatındaki NUR, Milliyetçi Kürt Cumhuriyeti'nin rumuzu, yani sembolüdür. Yani, “N.U.R”, (National Urartu Republic=Milliyetçi Kürt Cumhuriyeti) demektir, dediler. Bunları 1970 ve 1980 olaylarında çok kullandılar, gençleri Nurculuktan korumak için.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sezai Karakoç Bey için de 1943'te Şamda Mişel Eflak ve Salah El-Bitar tarafından kurulan Baas Partisi'nin Türkiye'deki koludur, dediler. Sezai Karakoç, Diriliş Dergisi çıkarıyor ya, o partilerin adı da Ba's yani diriliş ya, öyle ise Sezai Karakoç da Ba'sçıdır. (Ne mantık ama!..)&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu marazî veya şeytani mantık hep bölmek, parçalamak için çalıştı. Hâlâ da çalışmaya devam ediyor. Ama çoğu zaman hayırlara da yol açıyor. Benim Bediüzzaman Hazretlerini daha iyi tanımam, bu yakıştırmaları dinlememden sonra oldu. Nasıl bir ajanmış, hele bir öğreneyim, diye bütün Risale-i Nur Külliyatını edinip okudum. Netice, büyük bir hayranlık ve teslimiyet oldu. Sezai Karakoç'u zaten tanıyor, okuyordum. Hakkında söylenenlere gülüp geçtim. Bu sözlere inanan aldatılmış inançlı kardeşlerimden de tövbe edip af dilemelerini istemekten başka elimden bir şey gelmezdi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzun zamandan beridir bir başka hedef de Muhterem Fethullah Gülen Hoca Efendi'dir. Bu güzel insan için de akla hayale gelmedik şeyler söylendi ve söylenmeye devam ediliyor. Ne Amerikancılığı, ne İrancılığı, ne Suudculuğu kaldı. Takmadık kulp bırakmadılar. Özellikle ordu ve bürokrat zümre içinde bu yalanlar, iftiralar tutturulmaya gayret edildi. Bir kısım medya kuruluşları da maşa olarak kullanıldı. Ücretli kalemlere görevler verildi. Korkunç bir cephe oluşturuldu. Kapkara bir cephe: Kara kalemler, kapkara ağızlar, karanlık kafalar, zift dolu bakışlar, katran kutusu kalpler, kopra kafalı diller, neler neler demediler. Kabilden bu yana en kabiliyetli, şeytan çıkışlı en ehliyetli, iblis diplomalı en yetkili zümre bu zümredir her halde. Uydurduklarına kendileri de inandılar. Tıpkı cahiliye döneminde uydurdukları putlara tapan zavallılar gibi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Habil'in huyu suyu güzel, heybetli, hilim ehli, Hak boyalı, hakikat mühürlü havarilerine, hak boyalı torunlarına gelince, onlar hep güzel gördüler, güzel düşündüler. Yalana, iftiraya yanaşmadılar. Yollarınca yürüdüler. Allah'ın fethi için, yani açılması gereken kalblerin, kafaların, gönüllerin, yolların, kapıların iyiye, güzele, doğruya açılması için çalıştılar. İlme, irfana, sanata önem verdiler. Bütün bu yolculukta Hz. Muhammed aleyhisselamı kılavuz, Allah rızasını da hedef bildiler.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu kutlu kervanda Fethullah Gülen Hocaefendi de haritacılık yaptı. Habil kutbunun önüne bir insanlık haritası koydu. Apaydınlık, pırıl pırıl bir sevda, bir medeniyet haritası. İnsan olmanın, insanca yaşamanın inşaatını başlatan bir yol ve yerleşim haritası. Cehalete karşı ilim, yoksulluğa karşı sanat ve irfan, parça parça edilerek sömürülmek istenen insanlık felaketine karşı şerefli bir ittifak, dağılmaz bir birlik haritası koydu. Bu yolda önce kendisi yürüdü. Yürüyüş büyüdü. Yunus Emre'nin deyişiyle, dirfilli pınar idi, derildi ırmak oldu; coştu denize vardı, taştı elhamdülillah. Sıza sıza göl oldu, az çoklardan bol oldu.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu kutlu harita, dünyaya aşkla, merhametle, sabır ve hizmetle çiziliyor. Allah'ın izniyle bunları silmeye hiçbir güç kabil olmayacaktır. Habil, yoluna devam edecektir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu haritanın malzemesi nereden geliyor?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Henüz dört işlem mantığının ötesine geçemeyen sığ bir kafanın, düz bir anlayışın nice soyut cebir problemlerine akıl erdirmesi mümkün mü? Mide dairesinin ötesinde insanî hiç bir konu tanımayan böyle acınası bir zihnî yapıya, aklî, kalbî, rûhî, insânî bir meseleyi anlatmak kolay mı?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ömründe sadece su değirmeni görmüş birisinin yolu bir gün bir yel değirmenine uğrar. Değirmenin kapısında un çuvallarını gören adam, yahu bu değirmenin suyu nerden geliyor, diye sorunca, ona bunun bir su değirmeni olmadığını, suyla değil, rüzgârla çalışan yel değirmeni olduğunu anlatırlar. Tamam, anladım anladım da, bu değirmenin suyu nereden geliyor, diye, tekrar sorar.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet, o, dar, belli kalıplara şartlanmış kara mantıklı kafa soruyor: bu haritanın malzemesi nereden geliyor?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mevlâ kaynaklı, Yunus oymaklı dereden geliyor. İbrahim bereketli, İsa şefkatli örfâneden geliyor. Anadolu'da yuvalanmış, millet ruhunda mayalanmış imandan geliyor. Bunu o kâbil mantık yine anlamaz. Yine de sorar: Bu değirmenin suyu nereden geliyor? O güzel insan, merhamet ve şefkat ehli gönül, sabırla, bıkmadan, usanmadan cevap veriyor: İstiklâl harbinde nereden geliyor idiyse, oradan geliyor.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bütün dünya anladı da bizimkiler hâlâ anlamadılar. Bir gün, bir Abant'ta anlayacaklar, mutlaka anlayacaklar, ama nerede, kaçıncı Abant'ta?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;MEHMET DOĞAN - YENİŞAFAK&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
21.Haziran.2009 08:59:03
&lt;/p&gt;</description><category>korkunç cephe oluşturuldu hedef gülen, fethullah gülen, korkunç cephe, irtica paranoyası, islam düşmanları, dinimiz islam, islami şahsiyetler, islam, müslüman, bediuzzaman, müslüamanlara atılan iftiralar</category><pubDate>21 Jun 09 09:02:13 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1090/56676/Korkun%C3%A7%20cephe%20olu%C5%9Fturuldu%20hedef%20G%C3%BClen</guid></item><item><title>Fethi Yeken´ Hayatı</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1222/56673/Fethi%20Yeken%C2%B4%20Hayat%C4%B1</link><description>&lt;p&gt;Fethi Yeken´ Hayatı&lt;br /&gt;&#13;
13-06-2009 / 13:49&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img src="http://www.ittika.com/image/haber/Resim_1244893633.jpg" /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye`nin yakından tanıdığı Lübnanlı ünlü Müslüman düşünür Fethi Yeken İslami hareketler uzmanı olan Yeken`in kitapları Ravza yayınları tarafından külliyat halinde basıldı.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Lübnan "İslami Eylem Cephesi" lideri olan Fethi Yeken, çağımızdaki önemli İslami hareket uzmanlarından biri olarak biliniyor.&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
3 Mayıs 1933 yılında doğan Yeken, El İslaki Üniversitesinden Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu. Doktorasını İslami ilimler ve Arap dili edebiyatı üzerine yaptı. Mısır İhvanı Müslimin hareketinin Lübnan kolu olan Cemaati İslami`yi kurdu. 1992 yılında milletvekili olduktan sonra Cemaatin liderliğini bıraktı.&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
1996 yılına kadar mecliste bulundu. Daha sonra eşi Muna Haddad`ın kurduğu Canan Üniversitesi`nde ders vermeye devam eden Yeken, geçtiğimiz yıllarda Lübnan`da yaşanan olayların ardından Cemaati İslami`den ayrılıp "İslami Eylem Cephesi"ni kurdu. Yeken önderliğindeki bu hareket Hizbullah’a destek veren sünni cemaatlerin başında geliyor.&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Yeken’e göre Hizbullah’ın Beyrut eylemi ABD işbirlikçilerine ve direniş karşısındaki herkese verilmiş bir ders niteliğindedir. Yeken’in yardımcısı Şeyh Abdunnasır Cebri ise Lübnan’da olan bitenlerin mezhepçilikle hiç alakası yok. Olay bölgeyi mezhep ve etnik temelde devletlere bölmek isteyen ABD-İsrail çizgisiyle Afganistan, Pakistan ve İran’dan başlayarak Irak, Lübnan ve Filistin’e oradan Somali ve Sudan’a kadar uzanan direniş ve Cihad çizgisi arasındaki siyasi çekişmeden ibarettir.&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Yeken Külliyatı&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Fethi Yeken`in tüm kitapları Ravza yayınları tarafından bir külliyat halinde Türkçe olarak basıldı.&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Fethi Yeken Külliyatındaki Kitaplar:&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 01: Müslüman Olmam Neyi Gerektirir&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 02: İslâm Gençliği&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 03: Teori Ve Pratikte İslâm&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 04: Davet Yolunda Hazırlık&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 05: İslâm`a Nasıl Davet Edelim?&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 06: Davet Yolunda Dökülenler&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 07: Davetçiye Notlar&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 08: Çağdaş Davet Önderleri&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 09: İslâma Davette Fikti Hastalıklar&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 10: Davet ve Davetçinin Problemleri&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 11: İslâmın Işığında Hareket ve İdeolojiler&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 12: Çağdaş Saldırılar Karşısında İslam Alemi&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 13: İdeolojilerin Çöküşü ve İslâmın Evrenselliği&lt;br /&gt;&#13;
Bütün Eserleri 14: Koruyucu İslâmi Eğitim&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
ittikahaber&lt;br /&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>islam, islamci, müslüman, önderler, Önder müslümanlar, fethi yeken, fethi yeken in hayatı, lübnan islami hareketi, islami hareket</category><pubDate>20 Jun 09 20:44:17 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1222/56673/Fethi%20Yeken%C2%B4%20Hayat%C4%B1</guid></item><item><title>Zaman'dan TSK'ya Zor Sorular</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/56275/Zaman%27dan%20TSK%27ya%20Zor%20Sorular</link><description>&lt;p&gt;Zaman'dan TSK'ya Zor Sorular&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;13 Haziran 2009 09:22&#13;
Genelkurmay'ın "Fethullah Gülen'i bitirme" planı deşifre olunca, Zaman Gazetesi belki de ilk kez bu kadar sertleşti. İşte gazetenin TSK'ya sorduğu zor sorular.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belgede imzası bulunan Kurmay Albay Dursun Çiçek sorgulandı mı, açığa alınacak mı? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TSK'ya ait bu evrakın, tutuklanan Ergenekon sanığı Serdar Öztürk'ün elinde ne işi var? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Soruşturmada belgeyi yayınlayanlar mı, yoksa bu vahim komployu kuranlar mı araştırılacak? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Masum insanlar hakkında askerî suç icat edip askerî mahkemede dava açma planını kim veya kimler kendisine görev edindi? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Anayasa ve yasaları ihlal ederek bu planları yapanlara hangi yaptırımlar uygulanmaktadır? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nisan 2009 tarihli andıç uygulamaya konuldu mu? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hangi faaliyetler yürütüldü? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;MİLLETİN temsilcilerine ve masum insanlara tuzak kurmayı amaçlayan bu plan, kimin talimatıyla hazırlandı? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;MASUM insanların evlerine silah ve mühimmat yerleştirmeyi kim, nasıl planlar? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;SUÇSUZ insanlar hakkında askerî suç icat edip askerî mahkemede dava açma stratejisinin amacı ne? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HÜKÜMETİ yıkmayı ve sivil toplum örgütlerini töhmet altında bırakmayı kim veya kimler kendisine görev edindi? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BU çalışma resmî bir birim ya da toplantının ürünü müdür? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KOMPLONUN hazırlandığı yer olan Genelkurmay Harekât Başkanlığı 3. Destek Şube Müdürlüğü, Psikolojik Harp Dairesi'nin yeni adı mı? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2009 Nisan tarihli raporda yazılanlar uygulamaya konuldu mu? Kimler karalandı, hangi faaliyetler yürütüldü? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KURMAY Kıdemli Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı belirtilen planın Ergenekon sanığında ne işi var? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;GİZLİ belgeyi Serdar Öztürk'e kimin, ne amaçla ilettiği konusu araştırılıyor mu? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;SÖZ konusu andıcın altında imzası olanlar sorgulandı mı? Soruşturmanın selameti açısından açığa alındı mı? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;SORUŞTURMA gizliliği ihlalden mi açıldı, yoksa olayın açığa çıkartılması ve sorumluların tespiti amaçlanıyor mu? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ANAYASA ve yasalar ihlal edilerek bu tip plan ve andıç yapanlara hangi yaptırımlar uygulanmaktadır? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BU çalışma, halkı kin ve düşmanlığa tahrik amacı taşıyor mu? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;GEÇMİŞTE buna benzer planlar hazırlanarak uygulamaya konuldu mu? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kaynak: Zaman
&lt;/p&gt;</description><category>zaman dan tsk ya zor sorular, zaman gazetesi, genelkurmay, sorular, sorgular</category><pubDate>13 Jun 09 10:12:02 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/56275/Zaman%27dan%20TSK%27ya%20Zor%20Sorular</guid></item><item><title>Şiddetin nedeni 28 Şubat</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/56181/%C5%9Eiddetin%20nedeni%2028%20%C5%9Eubat</link><description>&lt;p&gt;Şiddetin nedeni 28 Şubat&#13;
Uzmanlar son dönemlerde okul çağındaki çocuklarda görülen şiddet eğiliminin; 28 Şubat süreciyle dayatılan kesintisiz eğitimden kaynaklandığı görüşünde birleşiyor.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Perşembe, 11 Haziran 2009 09:30&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Giderek toplumsal bir travma haline dönüşen ve en çok da aile ve okul çevresinde görülmeye başlayan çocuk suçları, 28 Şubat dayatması olan 8 yıllık kesintisiz eğitim sisteminden besleniyor. Üç yıl önce toplanan 17. Milli Eğitim Şurası’nda bin 300 eğitimcinin ortaklaşa hazırladığı raporda, “8 yıllık kesintisiz eğitim sonucu aralarında çok yaş farkı olan öğrencilerin bir arada bulunması, küçüklerin şiddet görmesine, büyüklerin ise şiddet eğilimlerini kontrol edememesine yol açıyor” denilmesine rağmen, kademeli sisteme geçilmemesi tepki topluyor.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BÜYÜK KÜÇÜĞÜ EZİYOR, ŞİDDET SIRADANLAŞIYOR&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şura öncesi Milli Eğitim müdürlüklerinde çalışan bin 300 eğitimci ve akademisyenin şura hazırlık dokümanı şeklinde oluşturulan metinlerde, 8 yıllık kesintisiz eğitimin pek çok sakıncasının yanısıra, öğrenciler arasında şiddetin artması açısından da zararlı olduğu kaydedildi. Raporda 8 yıllık kesintisiz eğitim ile birlikte aralarında büyük yaş farkı bulunan öğrencilerin kantin, tuvalet, bahçe gibi mekânları ortak kullanmalarından kaynaklanan sorunlar ortaya çıktığı vurgulandı. Rapora temel teşkil eden gözlem notlarında sıklıkla, yaş farkı sebebiyle büyük öğrencilerin küçüklere baskı uyguladığı, bunun da yaşça büyük öğrencilerde şiddet eğilimini körüklediği, şiddeti içselleştirmeye yol açtığı, küçük öğrencilerin ise üst sınıfları örnek alarak rol modellerini şiddete karışanlardan benimsedikleri kaydedildi. Raporda, “İlköğretimlerde 1-5 ve 6-8. sınıfların aynı mekânı paylaşmaları psikososyal açıdan sakıncalıdır. Öğrenciler arasındaki yaş farkının büyük olması, ortak mekânı kullanan küçük çocuklar ile yetişkin öğrenciler arasında problemlere sebebiyet veriyor” ifadesi kullanıldı. Okullardaki güvenlik sorununun ekip ve teçhizat önlemleri ile aşılması da raporda dile getirildi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KUR’AN SEÇMELİ DERS OLSUN&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hazırlık dokümanlarında, manevi eğitimin şiddeti önlemede etkili olacağı da vurgulanarak, Kur’an-ı Kerim’in ortaöğretim kurumlarında seçmeli ders olarak okutulması, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi ders saatlerinin de artırılması önerildi. Üç yıl önce toplanan 17. Milli Eğitim Şurası raporlarında, sorunun çözümü için ortaöğretimde 5+3 veya 4+4 sisteminin uygulanması istendi. Raporda, “Zorunlu eğitim kesintisiz değil, kademeli olarak 12 yıla çıkarılmalı, 5+3+4 ya da diğer alternatiflerdeki gibi ama mutlaka kademeli şekilde olmalıdır. Buna bağlı olarak kademeler arası geçişler kolaylaştırılmalı ve öğrencilere seçenek tanınarak hatadan dönme fırsatı verilmelidir” görüşüne yer verildi. İlköğretimlerde zorunlu eğitimin kesintisiz olmasının yönlendirmede sorunlara sebep olduğu da belirtilen raporda, bu durumun meslekî eğitimi olumsuz etkilediği de kaydedildi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ÖĞRENCİLERİN YÜZDE 75’İ ŞİDDET UYGULUYOR&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öte yandan Türk Eğitim-Sen tarafından bir süre önce yapılan araştırmada okullardaki şiddet yaygınlığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, öğrencilerin yüzde 74.9’u şiddet uygularken, öğretmenlerin yüzde 23’ü de öğrencilerinden şiddet görüyor. Yine öğretmenlerin yüzde 3.6’sı öğrencisi tarafından “cinsel şiddete” maruz kalıyor. Öğrencilerin yüzde 83.8’i atari salonlarına ya da internet kafelere gidiyor. Ankete katılan öğretmenler, öğrenciler arasında en fazla fiziksel şiddetin yaygın olduğunu belirtiyor. Ankete göre, öğrencilerin yüzde 47.8’i fiziksel, yüzde 44.1’i sözlü, yüzde 5.8’i psikolojik, yüzde 2.3’ü de cinsel şiddet uyguluyor. Öğrencilerin yüzde 84’ü şiddeti arkadaşlarına, yüzde 13.6’sı herkese, yüzde 2.1’i ise öğretmenlerine uyguluyor.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tarikat dediler, satanist çıktı!&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ADANA- Adana'da SBS'ye girmesini engellediği iddiasıyla annesini tabancayla vurarak öldürdüğü iddia edilen ve SHÇEK'e bağlı yurtta koruma altına alınan R.A.'nın (12), pedagog ve psikolog gözlemlerine göre, “satanist yaklaşım”ları bulunduğu öğrenildi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alınan bilgiye göre, dün Çukurova Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi'nin “13997” karantina numaralı “Tıbbi Muayene ve Müşahede Formu”na göre 7 Ağustos 1997 doğumlu R.A.'nın, Nöbetçi 2. Çocuk Mahkemesi kararıyla 1 ay süreyle devlet korumasına alındığı bilgisine yer verildi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu karara esas olan psikolog ve pedagog raporunda, R.A.'nın 2 yaşından 9 yaşına kadar teyzesi ve babaannesi tarafından büyütülmesini kabullenemediği ifade edilirken, raporda “satanist yaklaşımlar” içinde olduğu kaydedildi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Baba Ali A.'nın da gazetecilere kızı R.A.’nın, olaydan bir gün önce evinin duvarına satanistlikle ilgili yazı yazıp, işaretler çizdiğini söylediği öğrenildi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Yasakçı eğitim sistemine hayır!” eylemi&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özgür Eğitim-Sen Genel Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Türkiye’deki eğitim sisteminin sorunlarının her geçen gün büyüdüğü ve halkın inanç ve değerlerinin yok sayıldığı eğitim anlayışının değiştirilmesi gerektiği ifade ediliyor.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Açıklamaya göre TOKAD ile Özgür Eğitim-Sen, Cumartesi günü saat 13.00’de, Tokat şehir merkezindeki Yeraltı Çarşısı’nın üstünde bir basın açıklaması yapacak. Ortak yapılan çağrıda, “Eğitim sisteminde tek tip bir ulus kimliğin ve kültürün dayatılmasını kabul etmiyoruz. Etrafı dikenli tellerle, yüksek duvarlarla çevrili kışla tipi okullarda, resmi hurafelerin gerçekmiş gibi sunulmasına, ideolojik yalanlara yöneltilen itiraz ve eleştirilerin suçmuş gibi gösterilmesine itirazımız var. Başörtülü öğrencilerin okul kapılarından, kampuslardan, kürsülerden, ödül törenlerinden, SBS ve ÖSS kapısından kovulmasına boyun eğmeyeceğiz. Öğrencilerimizi yarış atına çeviren; onların en güzel zamanlarını kâbusa çeviren; onlara yaşamak için zaman bırakmayan; yoksul veya başka anadillerde büyüyen çocukları yok sayan; her yönüyle adaletsiz bu sınavların kaldırılması gerektiğine inanıyoruz” denildi. Basın açıklamasında, ÖSS’deki başörtüsü yasağı ve başta İHL’ler olmak üzere tüm meslek liselerine haksızlık eden katsayı uygulaması da protesto edilecek. TOKAD ve Özgür Eğitim-Sen, “Herkes için adalet ve özgürlük isteyen tüm duyarlı kardeşlerimizi, haksızlıklara karşı tavır almaya çağırıyoruz” diyerek davette bulundular.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vakit
&lt;/p&gt;</description><category>Şiddet, 28 şubat, din düşmanlığı, islam düşmanliği, tepki, eğitim, siyaset</category><pubDate>11 Jun 09 13:47:07 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/56181/%C5%9Eiddetin%20nedeni%2028%20%C5%9Eubat</guid></item><item><title>O ŞİMDİ HASTANEDE ( HEKİMOĞLU İSMAİL )</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1222/56180/O%20%C5%9E%C4%B0MD%C4%B0%20HASTANEDE%20%28%20HEK%C4%B0MO%C4%9ELU%20%C4%B0SMA%C4%B0L%20%29</link><description>&lt;p&gt;O ŞİMDİ HASTANEDE&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Birkaç sene önce Viyana'da bir toplantıya katılmış, hayretler içinde kalmıştım. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bin beş yüz kişi hiç yerinden kalkmadan saatlerce süren konuşmaları dinler mi? Demek ki dinleyebiliyormuş. "Bizim ülkemizde de böyle pür dikkat dinleyiciler bulunur mu?" diye hayıflanmıştım.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Önceki gün Viyana'dakine benzer bir görüntüye şahit oldum. Hekimoğlu İsmail için düzenlenen vefa programına insanlar akın akın gelmişti. Büyük bir dikkatle takip ettiler konuşmaları. Aslında onlar ne konuşulduğundan daha çok, konuşmaların merkezindeki insanla (Hekimoğlu İsmail ile) ilgileniyor; bir bakıma Hekimoğlu Bey'e vefalarını gösteriyorlardı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kader bu! Hekimoğlu programa gelemedi. Gelseydi, eminim, hakkında söylenen güzel sözler karşısında mahcup olacaktı. Çünkü o, bugüne kadar ne yaptıysa hep Rabb'in rızasını kazanmak için yaptı. Alkış beklemedi, methiyeler istemedi. Hatta övgüler duyduğu yerde kulaklarını tıkadı, istiğfar duygularıyla oradan çarçabuk ayrıldı... İstanbul Belediyesi Kültür AŞ'nin samimi gayretleri ve halis davetine "hayır, katılamam" diyemezdi kuşkusuz. Ancak kader tam bu programa gelecekken karşısına doktorunu çıkardı ve "gidemezsin" dedirtti. Bu satırlar yazılırken o ameliyata giriyordu. Önceki gün Fatih'te Ali Emiri Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen vefa gecesi için İstanbul Kültür AŞ'yi tebrik etmek lazım. Vefat edenlerin ardından çok şey yazılır, çizilir, söylenir. Önemli olan mersiyeler dizmek değil; insanları yaşarken takdir edebilmek. Bu takdiri yapanları, ona vesile olanları kutlamak gerekiyor...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Madalyonun bir başka yüzü daha var: Hayattayken vefa görüp alkışlanan kişilerin bu iltifatların altında ezilmemesi. Hekimoğlu o yüzden çok önemli bir misal! Çünkü o bir dava adamı!&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hatırlayabildiğim kadarıyla onu ilk defa bir belediye otobüsünde görmüştüm. Gazi Tanır Bey, "Bak bu adam Hekimoğlu İsmail" demeseydi tanıyamayacaktım. 80'li yılların başında 'Minyeli Abdullah'ın yazarıyla karşılaşıyorsunuz ve tanıyamıyorsunuz. Çünkü o halkın arasında yaşamayı tercih etmiş, "İnsanlardan bir insan ol" hükmünü içselleştirmiş.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hiçbir dönemde şöhretin altında ezilmemiş bir insandan bahsediyoruz! Gururun, kibrin, kendini beğenmişliğin bir meziyetmiş gibi sunulduğu, ego tapınaklarının çılgınca kurban aradığı bir dönemde "Kendini bilen Rabb'ini bilir" deyip "derdimi seviyorum" sözleriyle hayata bakan bir insan var karşımızda. Tabii ki bu insana saygı gerekiyor, tabii ki bu insana vefa gerekiyor...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kalem erbabı yakından bilir ki şöhret-i kâzibe insanları çılgın bir benlik ateşinin içine çoktan attı. Dört tabakada yazar görüyorum maalesef: Kendini seven, kendini beğenen, kendine hayran, kendine tapınan! Hekimoğlu İsmail'i (ve onun gibi insanları) benlik tuzakları bozmadı; bozamadı; bozamayacak. Çünkü bu insanlar yaşadığını yazdı; yazdığını yaşadı. Bazıları onu "güçlü bir edebiyatçı" olarak görmeyebilir. Bazıları onu "büyük bir mütefekkir" olarak kabul etmeyebilir. Bazıları onu "usta bir romancı" olarak zikretmeyebilir. Olsun! Zaten Hekimoğlu'nun öyle tumturaklı iddiaları hiç olmadı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onun en güzel meziyeti samimiyeti. Çocuklarınızın ellerinden tutun, bu adamı "örnek insan" olarak gösterin. Hiç çekinmeyin. Zira o inandığını yazdı, yazdığını temsil etti. Sevenlerini utandırmadı. Evlatlarınıza deyin ki: "Bu bir dava adamıdır; kendini aşmış bir dava adamı! Ve bir milletin geleceğine ancak böyle dava adamları yön verebilir!" Ameliyat sonrası oğlu Osman Okçu ile görüştüm. Demiş ki: "Baba, iyileş ki hizmete devam edelim." Gözlerinin nasıl parladığını tahmin ediyorum. Zaten Osman Bey de "Babam için bu söz şifa oldu." diyor ve babasının hissiyatını özetliyor: "Hastaneden çıkınca yine hizmetlere gidelim, başka bir şey istemem." İşte "Hekimoğlu ağabey" budur!&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O şimdi hastanede. Dua bekliyor bizden ve duayı hak ediyor! &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
11.Haziran.2009 08:17:39&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yorum yaz	gönder	yazdır	puanla	&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Hakaret, küfür içeren ve imla kurallarına uymayan yorumlar yayınlanmamaktad
&lt;/p&gt;</description><category>hekimoğlu ismail, dava adami, müslüman öncüler, örnek şahsiyetler, vefa, yiğit insanlar</category><pubDate>11 Jun 09 13:39:24 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1222/56180/O%20%C5%9E%C4%B0MD%C4%B0%20HASTANEDE%20%28%20HEK%C4%B0MO%C4%9ELU%20%C4%B0SMA%C4%B0L%20%29</guid></item><item><title>ZAZACA İÇİN  HAKLAR  KAMPANYASI</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1089/56179/ZAZACA%20%C4%B0%C3%87%C4%B0N%20%20HAKLAR%20%20KAMPANYASI</link><description>&lt;p&gt;Bazı Zazalar tarafından düzenlenmiş olan Zazaca Kampanyası&#13;
Takdir herkesin kendisinindir.&#13;
Destek vermek isteyenler&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;a href="http://www.solhan.net/imza/"&gt;http://www.solhan.net/imza/&lt;/a&gt; &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
adresine girerek destek de bulunabilirler.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;T.C. Başbakanlık, Halkla ilişkiler Daire Başkanlığı&#13;
Merkez Bina, B/19&#13;
06640 Kızılay/Ankara &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TC. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığına&#13;
TC. Kültür Bakanlığına&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Konu: Demokratik Hak olarak Anadil ve Zazaca’nın Geleceği  &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zazaca Hint-Avrupa dil ailesine mensup Anadolu’nun yaşayan en eski dillerinden biridir. İstatistiki bilgiler olmamakla beraber Zazaca’nın bugün başta Bingöl, Tunceli, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Muş, Bitlis, Siirt, Ardahan, Adıyaman, Malatya, Kayseri, Sivas, Aksaray il ve ilçelerinde ve Cumhuriyet döneminde başta metropoller olmak üzere değişik bölgesine göç edenler olmak üzere Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yaşayan yaklaşık 5 - 6 milyonluk bir kitle tarafından konuşulduğu tahmin edilmektedir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zazaca birçok dilbilimcinin tespit ettiği gibi çok ciddi olarak yok olma tehdidi altındadır. UNESCO’nun 21 Şubat 2009 Dünya Anadili günü öncesinde yayımladığı "Tehlike Altındaki Diller Atlası"na göre, Türkiye'de 15 dil tehlike altındadır. 30'dan fazla dilbilimcinin çalışmalarıyla ortaya çıkan atlasa göre Zazaca »Kesinlikle tehlikede olanlar diller« grubunda değerlendirilmektedir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadim dillerden olan Zazaca, Anadolu’nun tüm diğer yerel dilleri gibi, dünya kültür mirasının bir parçasıdır. Zazacanın ve aynı durumda olan Anadolu’nun diğer dillerinin yok oluşunu izlemek, bu konuda önlem almamak dünya kültürel mirasımıza sahip çıkmamak demektir ve bu “çağdaş muasır medeniyete ulaşmayı” ilke edinmiş bir devletin ve onu bireylerinin dünya görüşleri ile çelişmektedir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizler anadilimiz Zazaca’nın yok olmasını istemiyoruz. Bu nedenle Zazaca’nın varlığını sürdürebilmesi ve yok olma tehlikesinden kurtarılabilmesi için herhangi bir dilin ihtiyaç duyduğu azamı »yaşam ortamı« nın oluşturulması gerekir.  Bunun için aşağıda kısaca değinilen şartların sağlanması gerektiğini düşünüyoruz ve devletin yetkili organlarının bunları dikkate alıp gerekli düzenlemeleri yapmasını talep ediyoruz.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1- Demokratik Hak Olarak Anadil&#13;
En temel insan haklarından biri olan  anadili kullanmak ve geliştirmek anayasal koruma altına almak ülke demokrasisinin göstergesi olacaktır. Zazaca ve Anadolu’da konuşulan diğer diller de anadil tanımına ve statüsüne alınıp evrensel normlara uygun hale kavuşturulmalıdır.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yok olmakta olan dilleri koruma altına alacak eğitim programları geliştirilmelidir. İki dilli eğitimin mümkün olduğu alanlarda müfredatta iki dilde eğitime yer verilebilmeli, yerel dillerin yok olmaya yüz tuttuğu  yerlerde ise en azından  anadil dersi konulabilmelidir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2- Okuma-Yazma  kampanyası&#13;
Türkçe’de zaman zaman uygulanan okuma yazma kampanyası, Anadolu’nun tüm yerel dillerinde de uygulanmalı, bu konudaki yasal engeller kaldırılarak bu kampanyalar bütün yerel dillerin yanısıra Zazaca’nın yoğun olarak konuşulduğu bölgelerde Zazaca okuma yazma etkinliklerinin düzenlenmesi ve bu tip çalışmaların desteklenmesi gerekir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halk Eğitim Merkezleri, yetişkinlere yönelik yürütülecek bir okuma yazma kampanyası için  uygun  bir eğitim kurumudur. Bu anlamda başta Halk Eğitim Merkezleri olmak üzere sivil toplum kuruluşlarında yapılacak okuma yazma kurslarına yönelik düzenlemeler yeniden ele alınmalı ve bu konudaki yasal düzenlemelerdeki eksiklikler giderilmelidir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3- Bilimsel Araştırmalar &#13;
Türkiye’nin kendi coğrafyasındaki kültürel varlıkları üzerinde yapılan bilimsel çalışmaların seviyesi, sahip olduğu ekonomik güç ile orantısızdır ve uluslararası bilimsel sıralamada çok gerilerdedir. Özellikle sosyal bilimler alanında Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgesi Türkiye’nin en az araştırılan bölgesidir. Herkesin malumu olduğu gibi bilimsel doğruların üretilmediği yerde hurafeler hâkim olur. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Genelde Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin tarihi, etnografyası, özelde Zazaların tarihi, etnografyası ve Zazaca, Türkiye’deki üniversitelerde çağdaş dilbilimsel yöntemlerle araştırılması, bunların uluslararası bilim çevrelerinin saygınlığını kazanmış bilimsel araştırma merkezlerine kavuşturulması, bunun için gerekli düzenlemelerin ve özendirici tedbirlerin alınması gerekir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Genellikle Zazaca dahil yerel dillerle ilgili çalışma ve araştırmalarda bilimsel kurumlar, üniversiteler, eğitim kurumları ve uzmanlık kuruluşlarının etkin olarak faaliyette bulunacağı yasal zemin ve düzenlemeler mevcut bulunmadığı için bu çalışma ve araştırmalar amatörce yapılmaktadır. Bu konuda da bir takım gelişmelerin olması, özellikle yöremizde, Bingöl Üniversitesi’nde, Dicle Üniversitesi’nde, Tunceli Üniversitesi’nde ve Ankara Üniversitesi ile İstanbul Üniversitesi’nde Zaza Dillinin araştırılabileceği bir enstitü, en azından bir üniversitede Zaza Dili ve Edebiyatı bölümü ve diğer tür kurumsallaşmaların gerçekleştirilmesi gereklidir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4- Zazaca Yer Adlarının Geri İadesi&#13;
Kökenleri binlerce yıl öncesine dayanan birçok kültürün bir arada yaşadığı Anadolu’da, Cumhuriyet’e kadar bu çeşitliliğin bir göstergesi olarak yer adları da farklı dillerde bulunmaktaydı. Cumhuriyet’ten sonra Anadolu’nun birçok yöresinde olduğu gibi Doğu Zaza yaşam coğrafyasında da binlerce yıllık Zazaca yer adları değiştirilerek bir takım Türkçe isimler verilmiştir. Zazaca, yoğunluklu olarak Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde hâlâ konuşulan bir dildir ve doğal olarak halk arasında eski tarihi yer adları günlük yaşamda kullanılmaktadır. Bir halkın hafızasından tarihine, atalarına tanıklıklarının göstergesi olan bu isimlerin silinmek istenmesi büyük bir haksızlıktır. Bu haksızlığın bir an önce düzeltilip eski Zazaca yer adlarının resmi olarak iade edilmesini istiyoruz.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5- Basın Yayın ve İfade Özgürlüğü&#13;
Bir ülkede demokrasi ve çağdaşlığın en önemli göstergelerinden biri de ifade özgürlüğü ve dolayısıyla basın yayın özgürlüğüdür. Bu anlamda Zazaca ve diğer yerel dillerde basın yayın özgürlüğünün yasal güvence altına alınması ülke demokrasisinin gelişmişliğinin de bir göstergesi olacaktır. Ülkemizde basın yayın özgürlüğü, kaybolmakta olan dillerin ve kültürlerin  yok oluşunu kısmen yavaşlatarak insanlığın kültürel zenginliğinin korunabilmesine bir ölçüde katkı sağlayabilecektir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;6-TRT Bünyesinde Zazaca’ya Müstakil Bir Kanal Ayrılması&#13;
TRT bünyesinde müstakil bir kanalın Zazaca’ya ayrılması gerekmektedir. Zazaların Türkiye’nin 3. büyük entnik grubu olduğu dikkate alındığında, hâlihazırda TRT 6’da günlük 10 dakikalık bir yayının adaletsiz bir uygulama olduğu ve Zazaca’ya bir katkı sunmadığı bir gerçektir. Tam gün yayın yapacak bir kanalın açılması gerekmektedir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7- Hizmet Dili Zazaca Olmalı&#13;
Bakanlık ve Bağlı Kuruluşlar; “Toplumsal anlamda bilinçlendirme, bilgilendirme, iletişim kurma, diyalog oluşturma” görevleri de bulunan kurum ve kuruluşlar Zazaların yoğunluklu olarak yaşadıkları bölgelerde “hizmet dili” yaklaşımıyla Zazaca hizmet vermelidir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zazaların yoğunluklu olarak yaşadığı bölgelerde hizmet dilinin Zazaca olması, kurumsal çalışmaların halka duyurusunun yerel yoğunluklu dilde yapılması dilinin yaşaması için hayatî önemi haizdir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7. 1. Valilik / Kaymakamlık&#13;
Zazaların yoğunluklu olarak yaşadığı bölgelerde hizmet dilinin Zazaca olması kriterine binaen Zazaların yoğunluklu olarak yaşadığı şehirlere Zazaca bilen Vali, Zazaların yoğun olarak yaşadığı ilçelere de Zazaca bilen Kaymakam atanmalıdır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7. 2. Belediye&#13;
Zazaların yoğunluklu olarak yaşadığı bölgelerde hizmet dilinin Zazaca olması gerekliliğine binaen Belediye hizmetlerinin yerel dil ile de halka duyurulması, her belediyenin mutlaka en az 2 dilde site hazırlaması. Broşür ve afiş çalışmalarını Zazaca yapması sağlanmalıdır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7. 3. Sağlık Sektörü&#13;
Zazaların yoğunluklu olarak yaşadığı bölgelerde hizmet dilinin Zazaca olması açısından öncelikli olarak Zazaca bilen doktor, hemşire, ebe vb. sağlık personelinin istihdam edilmesi gerekir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7. 4. Eğitim Sektörü&#13;
Zazaların yoğunluklu olarak yaşadığı bölgelerde hizmet dilinin Zazaca olması kriterinden hareketle özellikle ana sınıfı ve birinci sınıflarda ve bilhassa kırsal kesimde mutlaka Zazaca bilen öğretmenlerin görevlendirilmesi gerekir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7. 5. Dini Hizmetler / Diyanet İşleri Başkanlığı&#13;
Zazaların yoğunluklu olarak yaşadığı bölgelerde hizmet dilinin Zazaca olması kriterine binaen dini hizmetlerin Zazaca olarak halka sunulması sağlanmalıdır. Ataması yapılacak görevlilerin Zazaca bilme gerekliliği kriter olarak aranmalıdır, hutbeler ve vaazlar Zazaca olarak halka sunulmalıdır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7. 6. Kültürel Hizmetler / Kültür Bakanlığı&#13;
Zazaların yoğunluklu olarak yaşadığı bölgelerde hizmet dilinin Zazaca olması kriterine binaen, mezkur bölgelerde Kültür Bakanlığı Devlet Tiyatroları aracılığıyla Zazaca oyun sergilemelidir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İmzalayanlar:&#13;
Miraz Dergisi                     (Zazaca Edebiyat ve Felsefe Dergisi, Malatya / Türkiye)            &#13;
Enstitüyê Zazaki                 (Zaza Dil Enstitüsü, Frankfurt)           &#13;
Bonê Kulturê Ma                (Zaza Kültürevi Mannheim / Almanya)&#13;
Zaza Dil Kurumu                (Almanya)&#13;
Abdurrahman Anık              (Bingöl Milletvekili, Ankara / Türkiye)&#13;
Fahri Pamukçu                   (Eğitimci / Yazar)&#13;
İsmail Söylemez                 (Dilbilimci, Çevirmen, Editör, Malatya/Türkiye ) &#13;
Ayetullah Karabeyeser         (İletişimci)&#13;
Hıdır Eren                         (Eğitimci/İstanbul / Türkiye)&#13;
Faruk Eren                        (Eğitimci / İstanbul / Türkiye)&#13;
Fatih Çiçek                        (Ankara / Türkiye)&#13;
Sinan Yıldız                        (Elektrik – Elektronik Mühendisi)&#13;
Fahrettin Özdemir              (Yönetmen)&#13;
Adem Bukan                     (İşadamı)&#13;
İbrahim Bukan                   (İşadamı)&#13;
Ömer Çiçek                       (Sanayici)&#13;
Arzu Karadağ                    (Şair)&#13;
Mesut Keskin                    ((Dilbilimci (Hint-Avrupa Dilleri), Frankfurt / Almanya)&#13;
Mahmut Buyankara            (Sosyolog-YİSTOD Başkanı)&#13;
Selahattin Tahta                (İranolog ve Türkolog, İstanbul)&#13;
Nasır SÜT                         (Kültür Uzmanı)&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Grup sözcüsü:&#13;
İsmail Söylemez&#13;
Filolog &#13;
Miraz Dergisi Editörü&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Iletisim:&#13;
Malatya / Türkiye&#13;
Tel: 0422 323 36 65&#13;
E-mail: zazamiraz@hotmail.com
&lt;/p&gt;</description><category>zaza, zazaca, kampanya, imza kampanyası</category><pubDate>11 Jun 09 12:45:41 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1089/56179/ZAZACA%20%C4%B0%C3%87%C4%B0N%20%20HAKLAR%20%20KAMPANYASI</guid></item><item><title>BLİP WESAR DEMOGRAPHICS</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1204/56026/BL%C4%B0P%20WESAR%20DEMOGRAPHICS</link><description>&lt;p&gt;&lt;a href="http://blip.tv/demographics/ask/?show_id=307415" target="_BLANK"&gt;&lt;img alt="Blip.tv Survey" width="160" src="http://blip.tv/skin/blipnew/icons/badgeSurvey.jpg" height="40" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>media zaza, zaza medyası, wesar tv, blipwesartv, wesartv</category><pubDate>08 Jun 09 18:32:46 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1204/56026/BL%C4%B0P%20WESAR%20DEMOGRAPHICS</guid></item><item><title>Türkiye'nin en ırkçı partisi</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/56024/T%C3%BCrkiye%27nin%20en%20%C4%B1rk%C3%A7%C4%B1%20partisi</link><description>&lt;p&gt;Türkiye'nin en ırkçı partisi&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Başlığa bakınca pek çok insanın aklına MHP gelmiş olabilir. Son dönemdeki çıkışlarından dolayı ırkçılığın tahtına CHP’yi oturtanlar da yanılmış sayılmazlar.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Türkiye’de bir ırk üzerine organize olmuş, başkalarını bünyesinde barındırmayan, politikanın ve propagandanın bütün araçlarını o ırkın politize edilmesi için kullanan bir parti var. Bu partinin hedefinde, perspektifinde sadece bir bölge ve o bölge kökenli insanlar var. “Halkların kardeşliği”nden bahseden bu silahlı-siyasi hareket, kardeş kavgasını körüklemekte, ülkede gerilimli bir ortam oluşturacak beyanatlar vermekte; “başkaldırı”dan, “isyan”dan bahsetmektedir. Bu parti “silahlar sussun, savaş dursun” derken, dağdaki teröristlerin arkasına saklanarak ülkenin geri kalanını tehdit etmekten utanmayan bir partidir. Demokrasi, özgürlükler konusunda mangalda kül bırakmayan, ancak demokratik açılımlar, anayasa değişikliği gündeme geldiğinde meydandan savuşan; çözüm ortamları oluştuğunda dağdaki terörü devreye sokarak çözüm ve barış ortamlarını sabote eden bir parti. Bir taraftan Kürtlere yapılan zulüm ve eziyetleri siyasi malzeme olarak kullanırken, diğer yandan ülkenin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engel militer zihniyetle ve tek parti kalıntılarıyla problemi olmadığını deklere eden, ama demokratik siyasal partilere kin kusan bir parti. Seçim bölgelerine, başbakan bakanlar geldiğinde ortalığı savaş alanına çevirirken, Genel Kurmay Başkanı’nın bölgeye yaptığı seyahatlerde kılını kıpırdatmayan bir zihniyet.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Türkiye’nin en ırkçı partisi DTP’dir. DTP tam bir Kürtçü partidir. DTP’nin söylemleri ve politikaları Kürtleri keskinleştirmeye, “şoven”, “militan”, “ötekine hasım” bir Kürt nesli oluşturmaya yöneliktir. PKK ve onun siyasi uzantısı DTP Güneydoğuyu ırkçılığın ve Kürt şovenizminin mektebi haline getirmiştir. Özellikle Kürtlerin yoğun, homojen yasadığı yerleşimlerde kapalı devre propagandalarla, ajitasyonlarla, provokasyonlarla gençlerin heyecanlarını tahrik ederek bir “sosyal dönüştürme projesi” uygulamaktadır. DTP sosyal tabanını genişletmek için sürekli devleti, devletin güvenlik güçlerini, TBMM’yi, Yargıyı ve diğer etnik gurupları tahrik etmekte, propaganda malzemeleri çıkarmaya çalışmaktadır. Bu gerilimlerden elde ettiği malzemeleri sorumsuzca ve köpürte köpürte kullanmaktadır.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DTP’nin gerilim siyasetiyle Güneydoğu'da Türk ve devlet düşmanlığı, batıda Kürt düşmanlığı yayılıyor, pekişiyor. Bölgede, giderek büyüyen bir kesim Türkiye’den ve Türk toplumundan koparılıyor. PKK-DTP propagandalarına maruz önemli miktarda Kürt, vandal bir ırkçılığa itiliyor. Güneydoğu’nun mahrumiyet şartlarında, varoşlarında güvenlik güçlerine taş atan, PKK propagandalarıyla büyüyen bir nesil yetişiyor. PKK dağdaki misyonunu tamamlamış, ülkede çatışma ve gerilim ortamı oluşturarak etnik kimliği kemikleştirmiş, Kürtçü hareket adına bir gençlik inşa etmiştir. Bu gün dağdaki teröristler sadece Kürtçü dönüşümün sigortası konumundadır. Asıl misyon şehir yapılanmalarına devredilmiştir. Bu nedenle dağdaki PKK’nın bitirilmesinden öte, DTP’yi ve gençliği toplum ve devlet aleyhine örgütleyen şehir yapılanmasının çökertilmesi önemlidir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DTP karşısında MHP’yi savunma durumunda değilim, ancak siyasal partiler arasında karşılaştırmaya en yakın iki parti DTP ve MHP’dir. Eğer bir tanımlama yapacak olursak MHP milliyetçi, DTP ise ırkçı bir parti olarak kabul edilebilir. Zaman zaman gerilimlerin tarafı olmasına, 1980 öncesinde çatışmaların bir cephesini teşkil etmesine rağmen, MHP kafatasına dayanan bir politika izlemekten öte, tarihe, kültüre, değerlere dayalı bir milliyetçilik takip etmektedir. Dün ve bu gün MHP içinde ve ülkücüler arasında pek çok Türk dışı unsur bulmak mümkündür. MHP uğruna canını vermiş, en önde mücadele eden yığınla, Kürt, Arap, Boşnak, Çerkez, Gürcü vd. bulmak mümkündür. Türk milliyetçiliği birazda kaybedilmiş toprakların özlemi, yitirilmiş imparatorluğun hasreti üzerine bina edilmiştir. Ötekini dışlayan, imha etmeye çalışan, varlığını tehdit eden bir ırk ve ırkçılık anlayışı yoktur bizim topraklarımızda. Türk milliyetçiliği İslam’ı ve İslam’ın kutsal değerlerini yaşamasa bile referans alır, bu değerlere saygı duyar. MHP’lilerden dini vecibelerine itina gösteren yığınla kimse vardır. PKK’nın çıkışına kadar MHP’lilerin “öteki”, “düşman” listesinde hiçbir şekilde Kürtler yoktu. Ancak DTP ve PKK Kürtleri odak alarak “ırk esaslı” örgütlenmiştir. Bu örgütlerde teröre bulaşmış marjinal sol guruplar (DHKP-C, TİKKO vs) dışında Kürt olmayan (Kürt zarfındaki Ermenileri kastetmiyorum) bulmak mümkün değildir. PKK ve DTP son dönemde dini propaganda malzemesi olarak kullanmasına rağmen, Marksist ve ateisttir. Referansları arasında İslam, Kur’an veya İslam tarihi yoktur. Bu örgütlerin misyonu ırka dayalı, İslam kültüründen ve tarihinden arındırılmış, ötekine düşman, şiddete taraftar bir Kürt toplumu inşa etmektir. Kısacası DTP, MHP’ye göre daha kafatasçıdır ve dinden, geleneksel kültürden tarihten kopuktur.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son 25–30 yılda Güneydoğu’da yaşananlar; zulümler, eziyetler, devletin dışlamaları, örgütün propagandaları dindar, insaflı makul vatandaşlar olan Kürtlerin dengesini bozmuş, değerler sistemini altüst etmiştir. Bu gün PKK ve DTP tarafından iğfal edilmiş Kürtler arasında hak, hukuk, insaf, helal, haram, namus kavramlarının içi boşaltılmıştır. Güneydoğu'nun varoşlarında, ensest ilişkilere kadar her türlü ahlaksızlığı, zulmü, baskıyı (kendi aralarında) görmek mümkündür. DTP ve devlet birbirinin rağmına ama beraberce feodal yapıyı ve onun değer yargılarını yıktılar, onun yerine hınç, intikam, sınır tanımazlık, hak hukuk bilmezlik ve kuralsızlık (anomi) koydular. Bu gün hem devlet, hem de örgüt insanların dine yönelmesini tehlike kabul etmektedir. Son yıllarda yaşananlar Kürtlerde bir akıl tutulmasına ve savrulmaya neden olmuştur. PKK Kürtler arasında saygınlığı olan din adamlarını, akil toplum önderlerini sindirdiği veya susturduğu için, Kürtler toplumsal bir basiretsizliğe duçar olmuşlardır. Batının hastalıklarına daha çok maruz kalan, gelenekten daha önce kopmuş olan, İslam’la bağı daha zayıf, daha dünyevi görünen diğer coğrafyalar; DTP’den çok daha makul, maneviyata açık bir partiye (MHP) en fazla %20, %30’larda destek verirken; Kürtler Marksist, ateist, Kürtlerin genel özelliklerini taşımayan liderlerce yönetilen ırkçı bir partiye (DTP) %70, %80’lerde destek verebilmektedirler. Bence bu durum üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir sapma ve değişimdir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DTP ve PKK Kürtleri militanlaştırmakta, Türkleri ise kışkırtmaktadır. Bütün tahriklere rağmen “ırkçı” denilen MHP, aklıselimle hareket etmeyi, gençlerine mukayyet olmayı başarmıştır. Ancak güya sosyalist; özgürlük, barış diyen, her fırsatta silahların susmasından bahseden DTP ve PKK, Kürt gençlerini, hatta çocuklarını ısrarla şiddete, öfkeye sürmektedir. Propagandalarla Kürtleri devlete ve toplumun diğer kesimlerine düşman etmektedir. DTP ve PKK’nın tehdit ve şantajla karışık propagandaları, Kürtler arasında adeta bir paranoya oluşturmuştur. Artık Kürtler devlet eliyle gelen her şeye şüphe ile bakmaktadırlar. Bir arkadaşım ENVER (enerji verimliliği) çerçevesinde dağıtılan tasarruflu ampullerin, “içinde kamera var!” söylentisiyle tek tek kırıldığını anlattı. Bir doktor arkadaşım yapılan aşıların zararlı olmadığına ikna etmek için, ilaçları ve aşıları kendilerinde denemek zorunda kaldıklarını söyledi. Bu gün Kürtler arasında devletin bütün nimetlerinden yararlanmak haktır, ama külfetlerine ortak olmak haramdır, ihanettir. Kaçak elektrik kullanmak, devleti zarara sokmak bir vazife gibi görülmektedir. Oysa bunlar biraz İslam’ı bilenler açısından kul hakkına tecavüzdür, kamu hukukunu ihlaldir ve haramdır.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Afganistan’dan Irak’a kadar bu coğrafyada ırk, milliyet vurgusu çatışma ve güvensizlik doğurmaktadır. Çünkü bu coğrafyada ırklar, milletler, diller, mezhepler, kültürler iç içe geçmiş ve ahenkli bir bütünlük oluşturmuştur. Ayrıca, İslam dininin her insanı “Allahın mükerrem bir kulu" kabul eden anlayışı, batılı anlamda ırkçılığa, milliyetçiliğe geçit vermemektedir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;PKK’nın oluşturduğu zemin üzerinden siyaset yapan DTP, Kürtlerde bir kimlik bilinci oluşturmak ve ülkeye entegrasyonunu engellemek için gerilim politikası uygulamaktadır. Hiçbir ülkede hiçbir siyasetçinin cesaret edemeyeceği aymazlıklar yapmakta, tehditler savurmakta, ülkedeki elektriklenmeyi artırmaya çalışmaktadır. DTP-PKK problemi çözmek yerine, Kürtlerin mağduriyetini ve mazlumiyetini siyasi ranta çevirmekte, ajitasyon aracı olarak kullanmaktadır. DTP “halkların eşitliği” vs. gibi sosyalizmden kalma replikleri tekrar etmesine rağmen, “ırkçı”, “Kürtçü”, “şoven” bir partidir. DTP’nin Türkiye’nin bütünü kapsayan projeleri, çözüm önerileri yoktur. Kürtlerin dışında birilerinden oy alma gibi bir kaygısı da yoktur. Siyaset yaptığını söylerken bile aba altından PKK sopasını göstermekte, şiddet ve silahla hükümeti ve devleti isteklerine zorlamakta, sık sık tehdit etmektedir. İnsan hakları, özgürlükler diyen DTP ve onun arkasındaki örgüt en ağır insan hakkı ihlallerine müracaat etmektedir. Örgüt içinde binlerce muhalif infaz edilmiştir, bölgede kendi aleyhine olanlar sindirilmekte ve tehdit edilmektedir. Seçimlerde faşist partilerin yöntemleriyle insanlar kendilerine oy vermeye zorlanmaktadır. Demokratik yönetim talep eden DTP’nin yasal organları naylon bir görünümden öteye gidememektedir. Partinin adayları, liderleri, politikaları, söylemleri İmralı’dan ve dağdan belirlenmektedir. Devletin kontrolünde, bir adada mahkûm Öcalan’ın örgüte dağlarda olduğundan daha fazla hâkim olup yönlendirebilmesi de Türkiye’ye mahsus bir acayipliktir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DTP’nin perde arkası, PKK’nın şehir yapılanması KCK denilen yasadışı örgütün, despotik bir örgütlenmeye gittiği, şehirlerdeki eylemleri planladığı ve devlete alternatif yapılar oluşturduğu (sözde yargılama, atama, cezalandırma, vergi toplama faaliyetleri), aileleri-aşiretleri tehditle sindirdiği geçen hafta yayımlanan iddianamede yer aldı. DTP-KCK-PKK gibi iç içe geçmiş bu örgütlerin faaliyetleri, söylemleri hiçbir bağımsız egemen devletin hazmedebileceği bir şey değildir. DTP’li siyasetçilerin tehdit ve şantaj dolu konuşmaları hiçbir haysiyetli devletin yutabileceği şeyler değildir. Ancak demokratik yapıyı sabote etmek, militer egemenliği devam ettirmek isteyenlere prim vermemek için hükumet ve demokratik kesimler bunları kriz haline getirmemeye çalışmaktadır.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DTP silahlı ve ırkçı bir partidir, zira bütünüyle örgütün kontrolündedir. DTP ve PKK Kürtlerin sözcülüğünü yaptığı, Kürtler temsil hakkını bu iki(z) örgüte verdiği sürece Kürt sorununun çözümü ihtimal dâhilinde değildir. Kürt sorunu, ne DTP ve onun silahlı gücü PKK’nın, ne de silahlı kuvvetlerin ve derin yapıların çözeceği bir problem değildir. Bilakis problemi çıkaran, büyüten ve besleyen bu yapılardır. Çözümü problemi doğuranlardan beklemek abesle iştigaldir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Ülkedeki pek çok sorun gibi, Güneydoğu-Kürt sorunu da bir demokrasi ve özgürlükler sorunudur.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DTP en az ulusalcılar kadar ırkçı bir partidir ve Türkiye’nin normalleşmesine demokratikleşmesine ciddi zarar vermektedir. Silahlı, ırkçı, şoven, çeteleşmiş bir parti ile ne Kürtlerin ne Türkiye’nin hiçbir problemi çözülemez. PKK-DTP Kürtlerin başındaki en büyük beladır. Kürtler PKK-DTP belasından, memleket Ergenekon belasından kurtulmadıkça, ne Kürtlerin, ne de ülkenin huzur yüzü görmesi mümkün değildir… &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;YUSUF GEZGİN-AKTİFHABER&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
08.Haziran.2009 11:55:34&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>dtp, mhp, faşist partiler, ırkçı partiler, en ırkçı parti, kürt ırkçısı parti, kürt ırkçıları, kürdo faşistler, faşizme karşı omuz omuza, ırkçılığa dur de, demokrasi, baris, Özgürlük, dağlar, zazalar, kürtler, türkler, kürtçüler, isyan, başkaldiri, terorist, siyaset, gerilim, hareket, anayasa değişikliği, gündem, politika, silahlı-siyasi hareket</category><pubDate>08 Jun 09 16:14:37 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/56024/T%C3%BCrkiye%27nin%20en%20%C4%B1rk%C3%A7%C4%B1%20partisi</guid></item><item><title>AK PARTİ'Yİ KAPATIR CUMHURBAŞKANI'NI DA İNDİRİRLER!</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/55834/AK%20PART%C4%B0%27Y%C4%B0%20KAPATIR%20CUMHURBA%C5%9EKANI%27NI%20DA%20%C4%B0ND%C4%B0R%C4%B0RLER%21</link><description>&lt;p&gt;AK PARTİ'Yİ KAPATIR CUMHURBAŞKANI'NI DA İNDİRİRLER!&lt;/p&gt;&#13;
&lt;blockquote&gt;&#13;
&lt;p&gt;&#13;
&#13;
&#13;
&lt;a name="http://www.samanyoluhaber.com/images/yazar/blok/30073.jpg"&gt;&lt;/a&gt;22 Temmuz se&amp;ccedil;imlerinden sonra AK Parti'nin &amp;uuml;zerine adeta &amp;ouml;l&amp;uuml; toprağı serpilmiş gibi.&#13;
&#13;
22 Temmuz'dan bu yana ne yaptı AK Parti H&amp;uuml;k&amp;uuml;meti?&#13;
&#13;
İkinci kapatma davası da geliyor deniliyor ama AK Parti kılını kıpırdatmıyor.&#13;
&#13;
İlk davada kıl payı kurtuldu ama bu defa skorun 11-0 olacağına dair sızıntılar haberlere yansıyor.&#13;
&#13;
Ne yaptı AK Parti ciddi ciddi soralım.&#13;
&#13;
Bir tek Cumhurbaşkanı se&amp;ccedil;ti. Onda da Abdullah G&amp;uuml;l ismi son dakikada kesinleşti. Tabandan gelen yoğun baskı olmasaydı o da olmayacaktı. Hatırlayın bazı gazeteler Vecdi G&amp;ouml;n&amp;uuml;l, Nimet &amp;Ccedil;ubuk&amp;ccedil;u Cumhurbaşkanı manşetleri ile &amp;ccedil;ıkmıştı.&#13;
&#13;
Ergenekon meselesi mi?&#13;
&#13;
Bu mesele ile AK Parti'nin ilgisi yok. Ergenekon davası kendi bağımsız mecraında s&amp;uuml;r&amp;uuml;yor.&#13;
&#13;
Siyaseti iyi koklayanlar son zamanlarda meydana gelen birka&amp;ccedil; olaya dikkat &amp;ccedil;ekiyorlar.&#13;
&#13;
Bunlardan birisi Başbakan'ın 1. Ordu Komutanı ile karşılıklı ziyaretleşmesi.&#13;
&#13;
Anayasa değişikliği konusunun rafa kaldırılması...&#13;
&#13;
Ve tabii ki Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi meselesi...&#13;
&#13;
Bir Başbakan protokolde bir bakandan daha d&amp;uuml;ş&amp;uuml;k yeri olan bir Ordu Komutanı'nı niye ziyaret eder ki?&#13;
&#13;
Karşılıklı iki g&amp;ouml;r&amp;uuml;şme oldu. Acaba bu g&amp;ouml;r&amp;uuml;şmelerde neler oldu? Kim kime ne dedi, ne g&amp;ouml;sterdi?&#13;
&#13;
Neden h&amp;uuml;k&amp;uuml;mete karşı bunca hazırlığın olduğu g&amp;ouml;rmezden geliniyor?&#13;
&#13;
AK Parti'yi kapatma davasının eli kulağında olduğuna dair ciddi işaretler alınıyor.&#13;
&#13;
Anayasa değişmedik&amp;ccedil;e, parti kapatma konusu zorlaştırılmadık&amp;ccedil;a bunların elinde b&amp;uuml;y&amp;uuml;k kozlar olduğunu g&amp;ouml;rmezden gelmek kime ne kazandırır?&#13;
&#13;
AK Parti'yi kapattıktan sonra Cumhurbaşkanı'nı K&amp;ouml;şk'ten indirmek artık &amp;ccedil;ocuk oyuncağı haline gelir.&#13;
&#13;
AK Parti h&amp;uuml;k&amp;uuml;meti anayasayı değiştirmemekle sadece kendisini değil, Cumhurbaşkanlığını da tehlikeye atıyor.&#13;
&#13;
AK Parti gerileme d&amp;ouml;nemine mi giriyor acaba?&#13;
&#13;
Galiba plan şu:&#13;
&#13;
&amp;Ouml;ncelikle AK Parti haricinde etkin olabilecek b&amp;uuml;t&amp;uuml;n siyasi partiler devşirilecek. DSP-DP zaten belli. MHP'de dikkat ederseniz Koray Aydın'ın harekete ge&amp;ccedil;tiğini g&amp;ouml;r&amp;uuml;rs&amp;uuml;n&amp;uuml;z. CHP zaten Ergenekon'un avukatı.&#13;
&#13;
B&amp;uuml;t&amp;uuml;n partiler devşirildikten sonra AK Parti'yi kapatacaklar.&#13;
&#13;
AK Parti kapatılırken de halkın onayını almak i&amp;ccedil;in AK Parti yanlış politikalara y&amp;ouml;nlendirilecek. Tıpkı "Suriye sınırındaki mayınlı arazi" meselesinde olduğu gibi.&#13;
&#13;
Yani bir nevi Amerikan kovboy filmlerindeki o meşhur sekanslar gibi... Kurbana doğrulttuğu silahla kendi mezarını kazdıran kovboylar gibi...&#13;
&#13;
AK Parti'ye 'mezarını kendin kaz' diyorlar.&#13;
&#13;
Milleti "madem &amp;ouml;yle kapansın" noktasına getirecekler.&#13;
&#13;
AK Parti'siz bir ortamda da ondan artakalanların bir kısmı birleşmiş DP'ye, bir kısmı Abd&amp;uuml;llatif'e gider. B&amp;ouml;ylece b&amp;uuml;t&amp;uuml;n partiler Ergenekoncu olur.&#13;
&#13;
Bu aşamadan sonra sıra Abdullah G&amp;uuml;l'&amp;uuml;n indirilmesine gelir.&#13;
&#13;
Bu anlamda Deniz Baykal'ın hamleleri doğru. G&amp;uuml;neydoğu hamlesi gibi, mayın meselesindeki tutumu gibi...&#13;
&#13;
Ne diyor Baykal dikkat etmek lazım: Sen milletin toprağını nasıl satarsın? Sen bunun kararını nasıl alıyorsun? Senin ka&amp;ccedil; g&amp;uuml;nl&amp;uuml;k &amp;ouml;mr&amp;uuml;n var daha belli değil."&#13;
&#13;
&#13;
04.Haziran.2009 08:33:13&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p&gt;NUH &amp;nbsp;G&amp;Ouml;N&amp;Uuml;LTAŞ&lt;/p&gt;&#13;
&lt;/blockquote&gt;</description><category>akp, recep tayyip erdoğan, başbakan, adalet ve kalkınma partisi, chp, mhp, dsp, dp, mayin, siyaset, hak yol, kapatma, cumhurbaşkanı, abdullah gül</category><pubDate>04 Jun 09 19:29:14 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/55834/AK%20PART%C4%B0%27Y%C4%B0%20KAPATIR%20CUMHURBA%C5%9EKANI%27NI%20DA%20%C4%B0ND%C4%B0R%C4%B0RLER%21</guid></item><item><title>TESETTÜR    AHLAK VE  SÖZDE  ÖRTÜLÜ AHLAKSIZLAR ( ! )  HAKKINDA</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1090/55183/TESETT%C3%9CR%20%20%20%20AHLAK%20VE%20%20S%C3%96ZDE%20%20%C3%96RT%C3%9CL%C3%9C%20AHLAKSIZLAR%20%28%20%21%20%29%20%20HAKKINDA</link><description>&lt;p&gt;TESETTÜR    AHLAK VE  SÖZDE  ÖRTÜLÜ AHLAKSIZLAR ( ! )  HAKKINDA&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Herkes kanunlara göre elbette giyim özgürlüğüne sahiptir.Ancak, bir kişi açık dolaştığı zaman zaten başkalarına göstermemesi gereken vücut kısımlarını görmemesi gerekenlere gösterdiği için zaten ahlak  açısından olumsuz bir davranış yapmış oluyor.Dolayısıyla kimin tesettürlülüğün  mü  açıklığın mı ahlaka daha uygun  olup olmadığı çok açıktır..&#13;
  Bir sözde  bizimkilerden olmayıp kendini halen bizimkilerden zannedenlere..&#13;
Başörtüsü,Allah ın emridir.Ne liberal bir özgürlüktür ne kişisel bir tercihtir bir müslüman için.Siz bir kere değerler dünyanızı kaybederseniz emin olun ki değerinizi de kaybedersiniz.&#13;
O durumda başörtüsü veya tesettür sizin için giyilen herhangi bir aksesuardan sıradan bir etek veya bluzdan farksız hale gelir.Hayat görüşü olarak da liberal değerleri savunmaya başlarsınız.Böylece değersizleştiğinizde  sizdeki bozulmanın sınırlarını tahmin etmek bile zordur.&#13;
   Ergenekoncu Sisi travestisi de 28 şubatta tesettüre girerek faaliyet göstermişti.İsmet İnönü döneminde fahişelere çarşaf giyme mecburiyeti getirilmişti.Ta ki namuslu hanımlar çarşafı atsınlar diye. Yakın olay bir Ankara da Sıhhıye Meydanın da bir Ramazan Ayı'nda ordaki meşhur fahişeler kapalı bir şekle girip fahişelik yaptıklarını herkes görmüştü.Başka bir olayda Tv haberlerinden bir tarihte polis tarafından basılan randevu evinde ordaki fahişelerden birine ait bir tesettür kıyafeti çıkmıştı.En yakın olay Konya da yakalanan PKK lı kız öğrencilerden biri ilk yakalandığında sözde tesettürlü iken sonraki gün mahkemeye çıkarıldığında açık bir vaziyetteydi.Bu şu demektir her sakallı dede değildir.Her takkeli müslüman değildir.Her tesettüre girmiş olan da islam için onu giymiş değildir.&#13;
  Hal böyle iken ya ısmarlama mizansen olan ya da  İslam düşmanlarınca oluşturulan bozulma   sonucu kendilerinden  biri haline gelen  tipler yüzünden    İslamın ve  müslümanın suçlanmasının  tek nedeninin iyiye güzele ve ahlaka yani  islama   olan düşmanlıktan  kaynaklandığı  açıktır.&#13;
Selam hidayete tabi  olanlara olsun&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>din, islam, iman, tesettür, ahlak, ahlaksızlık, namus, türban, mizansen, ergenekon</category><pubDate>21 May 09 19:50:35 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1090/55183/TESETT%C3%9CR%20%20%20%20AHLAK%20VE%20%20S%C3%96ZDE%20%20%C3%96RT%C3%9CL%C3%9C%20AHLAKSIZLAR%20%28%20%21%20%29%20%20HAKKINDA</guid></item><item><title>Türkiye Türklerindir!' yalanından, 'Bu topraklar müslümanlarındır!' gerçeğine...</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/55113/T%C3%BCrkiye%20T%C3%BCrklerindir%21%27%20yalan%C4%B1ndan%2C%20%27Bu%20topraklar%20m%C3%BCsl%C3%BCmanlar%C4%B1nd%C4%B1r%21%27%20ger%C3%A7e%C4%9Fine...</link><description>&lt;p&gt;Türkiye Türklerindir!' yalanından, 'Bu topraklar müslümanlarındır!' gerçeğine...&#13;
19 Mayıs 2009 Salı	&#13;
secakirgil@yahoo.com&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Allah’ın bize verdiği tek isimden, &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İslam Milleti isminden&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; türk, kürd, arab, fars, peştun vs. diye,&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yüzlerce millet icad ettik..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halbuki, bizler tevhîd gülistanı’nda, &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çeşitli renklerde açan güller ve aynı şarkıyı &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çeşitli dillerde şakıyan bülbüller olmalıydık..’&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Muhammed İqbal- &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt; &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;’Türkiye’nin en büyük mes’elesi, kürd mes’elesidir..’ diyor, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.. Ve, ’bu mes’elenin halli için tarihî bir fırsat yakalandığı’ndan sözediyor.. Bu fırsatın çerçevesi ve mahiyeti henüz bilinmese bile, önemli bir işaret fişeği, bu.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her ne kadar ülkenin yönetiminde sayılan kanunî güç unsurları (kanun yapma, icra ve yargı güçleri) sıralamasında pek anılmayan ve Hükûmet’e bağlı olan /olması gereken Silahlı Kuvvetler’in  kanunî açıdan görüş açıklaması anormal, şaşırtıcı ve hattâ komik ise de; bu ülkenin geçmişindeki yeniçerilik zihniyetinin tarihî mahiyeti ve geliştirdiği teamüller açısından, Gen. Kur. Başkanı Org. Başbuğ da 14 Nisan 09 günü, İstanbul’da Harb Akademeleri’nde yaptığı konuşmada Gül’ün bu konuşmasını yapmasına zemin hazırlayabilecek tipteki ilginç sözler sarfederek, kamuoyunu günlerce meşgul etmişti.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü, ’Türk değil, Türkiyeli…’ veya ‘türk halkı değil, Türkiye halkı...’, ‘... buradaki halk, burada yaşayan halkın bütününü içeriyor.. Türkiye lafını çekin, oraya türk koyun, bu etnik bir tanım olur...’ diyebilecek kadar bir nutuk çekmek gereğini duymuştu.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her ne kadar, ‘sözlerim yanlış anlaşıldı..’  diye iki gün sonra çark ettiyse de..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halbuki, bizzat bu Gen. Kur Başkanı’nın selefi  bile, ‘Türkiye isminin içinde türk kelimesi zâten var diye, türk kelimesinden asla vazgeçilemez..’ demişti, daha birkaç yıl önce.. &#13;
&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&#13;
&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Konu, bugünlerde yeniden ve daha bir hararetli şekilde gündeme geldi..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunda, DTP m.vekillerinin, gerilim siyasetinden  mahallî seçimlerde iyi netice aldıklarını düşünerek, bu gerilimi sürdürme planları da etkili olsa gerek.. Nitekim, bazı DTP m. vekillerinin, m.vekili olmadan önceki bazı söz ve davranışlarının soruşturulması için, Savcılık tarafından kendilerine -kanun gereği- yapılan çağrıya asla riayet etmiyeceklerini söyleyerek, -1995’lerde olduğu üzere- ‘Gelsinler, bizleri alıp, sürükleyerek götürsünler..’  demekte ve böylece, bazı çevre veya yörelerde bir sosyal gerilimi tırmandırabileceklerini düşünmektedirler.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Laik/ türkçü/kemalist rejimin bir takım sıkıntılarla karşı karşıya gelmesini önlemek gibi bir kayguyla düşünmüyorum.. Ama, biliyorum ki, bu gerilimlerın tırmanışının bedelini asıl ödeyecek olan, bu ülkenin her etnik kesimden müslüman halkı olacaktır..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve daha da acı olan şu ki, bu gibi gerilimler tırmandıkça, hemen her etnik kesimden müslüman insanlar bile, kendilerini bu tartışmanın şu veya bu tarafında görüyor ve İslamî hassasiyetlerini unutup, en kavmiyetçi söylemleri, kendilerini mensub bildikleri etnik kökenin üstünlüğü, haklılığı ve üstünlüğü veya diğerinin aşağılığı ve alçaklığı veya haksızlığı adına ve hiç farkında olmaksızın, nice haksızlıklara âlet olmaktadırlar.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halbuki, Resul-i Ekrem (S)’den gelen bir hadis rivayetinde, ‘Bir gün olur da, ‘Yetişin Ey Yemenliler, ey Kâhtanoğlulları..’ diye bir (kabile, kavim veya hemşehrilikle veya sosyal kesimle ilgili bir)  tarafiyet anlayışı içinde insanlar birbirlerini kendi taifelerine göre nisbet ederek çağırırlarsa, işte onun çok büyük bir facia olacağı’  bildirilmiştir.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün neredeyse o noktaya doğru sürükleniyoruz ve nice müslüman kimlikleri bilinen niceleri, kendi mensub oldukları etnik kesimin aleyhine olabilecek bir takım düzenleme veya gelişmeler karşısında, diğer kavme mensub olanlara, ‘artık kardeşlik söylemleriyle yaklaşamadıklarını, kardeşlik laflarına itibar etmediklerini’ ve karşı taraf için en zâlim sindirme metodlarını sahnelenmek gerektiğini söyleyebilmekteler.. Bu hususta hiç bir taraf diğerinden daha temiz durumda değil.. Ama, en azından, kendi kavimlerinin isimleri adına, ülkenin başka halklarına zulmeden bir rejiminin yanında yer alanlar muhakkak ki, daha bir suçlanmak durumundadırlar.. &#13;
&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&#13;
&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman halk, direnişine herhangi bir kavmin adını vermekten dikkatle kaçınıyordu..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt; &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Unutmayalım, henüz 1920’lerde, Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden emperyalist güç odaklarının eliyle yağmalanışı sırasında,  ’Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’ kurulurken;  müslüman halk kesimleri, elbirliğiyle  son coğrafya parçalarını olsun koruyabilmek için teşkilatlanıp bir ölüm-kalım mücadelesine hatzırlanırken; türk, kürd, arab, fars, laz, arnavud, boşnak, tatar, çerkez,  gürcü vs. gibi hiçbir kavmin adı kullanılmıyor ve hedefin, daha ilk maddesinde, ’Ahali-i İslam’a yapılan mezalime son vermek..’ olduğu belirtiliyordu; herhangi bir kavmin korunması değil.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O zamana kadar, Avrupalılar ‘Türkiye’ veya ‘türk’ gibi isimleri kullansalar bile, -Jön Türkler ve İttihad ve Terakkî’ye gelinceye kadar- Osmanlı resmî söylem ve yazışmalarında, asırlarca, hiç bir dönemde, Türkiye ismi kullanılmamıştı.. Çünkü, bu coğrafya, burada yaşayan müslümanların ortak vatanı idi, sadece türk kavminden olanların değil.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve Ankara’da teşkil olunan ’Millet Meclisi’nin adı resmî metinlere (büyük türkçülerden) Dr. Rızâ Nûr  tarafından ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’ diye yazılıyor ve o kişi, bunu kimsenin itirazıyla karşılaşmaksızın bir ‘oldu-bitti’yle yazdığını gururla ifade ediyordu.. O felaket ortasında, herhalde kimse, böyle konularla meşgul olmak gibi bir lükslerinin olmadığını düşünüyorlardı; ama, birileri, işte böyle bir hassas anda konuyu ‘oldu-bitti’ye getirmek kurnazlığındaydı.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman halk, canla-başla, kanıyla-canıyla, varoyla-yoğuyla bir Anadolu ve Rumeli’ndeki son toprak parçalarını kurtarmaya çalışırken, ‘ideolojik savaş ajanları’, ülkenin ve müslüman halkımızın geleceğini zehirlemek için, başka entrikalar peşindeydiler..  &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘Lozan Andlaşması’ öncesinde, başta ingilizler olmak üzere, emperyalist güçler, arab ve Balkan müslümanlarını etnik veya coğrafî gerekçelerle ana gövdeden kopardıkları gibi, kürd halkını da koparmak istiyorlardı.. Lozan’da, Kürd Beyleri, kendilerine altın tepsi sunulan bir ‘Kürdistan devleti’ni reddettiler, ‘Biz ayrılmak istemiyoruz..’ dediler.. Nitekim, İsmet Paşa, ‘hatırât’ında, ‘kürdler, Lozan’da çok namuskârâne hareket etmişlerdir..’  diye şahidlik edecekti..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak, müslüman halkın türk kesimi adına yeni bir rejimi kuranlar, ‘ulus-devlet’in şefleri ne kadar ‘namuskârâne’ hareket etmişlerdir veya etmişler midir?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1921’lerde, artık arablar iyice koptuğuna göre, en büyük iki kitle olan türk ve kürd kitlelerinin ismi açıkça zikredilerek, gelecekteki devletin, ‘türk-kürd ortak yönetimi’ olacağı veya ‘kürd bölgelerine muhtariyet/ otonomi/ özerkelik’  verileceğine dair, M. Kemal tarafından dile getirilen ve Meclis tutanaklarında da açıkça görülebilecek şekildeki nutuklar ve 1925’e gelinceye  kadar, ‘türk ve kürd halkının birlikte kazandığı’ diye kutsanan zaferler, sonra birden sadece tek bir kavmin adının kutsanması üzerine bina edilivermişti!. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve 1930’larda, M. Kemal’in icâd ettiği, ‘Ne mutlu türküm diyene..’ sözünü de kimse tartışamadı.. Çünkü, Şef’e karşı ve aykırı söz söyleyen, malûm usûllerle, -hedef için herşey ve her vasıta mübahtır anlayışıyla hareket eden Ergenekon entrikası usûlleriyle- ya yola getiriliyor, ya sosyo-politik sahneden ve hattâ hayattan bile safdışı ediliyordu.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İcad olunan ‘yüce türk kavmi’,  İslam’ın milletin hayatından kazınması projesinde, kitlelere, ‘laiklik+ türkçülük’ temeli üzerinde yükseltilen kemalist ideoloji paradigmasıyla, yeni bir inanç sistemi olarak resmî himayeyle şırınga ediliyordu.. M. Kemal, matbuatta kendisini ‘türklük peygamberi’ diye ululayanlara bile karşı çıkmıyor ve moden ülkelerde emsaline rastlanmıyan bir ilkellikle, kendi heykellerini bizzat kendi diktirip, onun önünde kitlelere selâm durmayı öğretiyordu.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘Türk’e durmak yaraşmaz, türk önde, türk ileri.. Bir türk dünyaya bedeldir.. Varlığım türk varlığına armağan olsun..’ gibi korkunç ırkçı laflarla yüceltilen, Anadolu’nun gariban, yoksul ve maddî açıdan ayrı olarak, artık manevî açıdan da tamtakır hale getirilmiş türk halkı değil; Ankara rejiminin etrafında oluşturulan ve İslam’dan soyutlaştırılmış, ona karşı laikliği, bir din gibi algılayarak, amansız bir savaşa tutuşan kesimlerdi.. Yani, moda deyimle, ‘beyaz türkler..’&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama, bütün bunlar ‘türk halkı’ adına yapılıyor ve laiklik + türkçülük ideolojisi, ’millî’ denilen bir acaib eğitim sistemiyle yeni nesillerin beyinlerine boca ediliyor ve nesiller, kendi ecdadının değerlerine karşı savaş açacak kadar ’mankurt’laştırılıyor ve türk kavminden olmayanları ise, tabiatiyle aşağı görüyorlardı.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halbuki, insan, kendi elinde olmayan, bir etnik bağlılıktan dolayı niye mutlu olsun ve ötekiler niye mutsuz olsun? Kim, kendi ana-basanı, ırkını, cinsini, rengini, doğum veya ölüm yer ve zamanını bilerek dünyaya geliyor ki?  İnsan, elinde olmayan biolojik gelişiminden dolayı değil de, toplumuna veya insanlığa sunduğu hizmetlerle gurur duyabilir.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama,  İsmet Paşa ve yeni rejimin yardakçıları olan Adliye Vekili Mahmud Esad (Bozkurt) ve Cumhuriyet Halk Fırkası Kâtib-i Umûmîsi (CHP Genel Sekreteri) Receb (Peker) Bey, 1930’ların başında, ‘Bu ülkede türk olmayanların rolü, sadece türklere hizmetçi olmaktır..’ diye, en faşist, ırkçı lafları ve hattâ, (henüz iqbal ve iktidar günlerini yaşıyan) Hitler ve Mussolini’nin, ‘faşizmin prensiplerini kemalizmden ilham alarak tedvin ettiklerini’ söylemiyorlar mıydı? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Keza, vatanın kaybedilen eski şehirlerinde, Bağdad’da, Şam’da, Haleb’de, Kahire’de doğdukları için, nice seçkin insanlar bile dışlanmıyor muydu? (Ahmed Hâşim’in arab diye,  Süleyman Nazif’in kürd diye dışlanıp aşağılanış utancını düşündük mü hiç?) &#13;
&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&#13;
&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İslam’a karşı entrikalarda kullanılması için, türk kavminin yaldızlanması gerekiyordu..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt; &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha da önemlisi, kurulan yeni rejim, türk kavminin mi rejimiydi? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayır!.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sadece, en büyük etnik kesim olarak kabul edilen ve en büyük ortak dil grubu sayılan türkçe dolayısiyle, türkler adına bir rejim kuruldu.. Ve sonra, ‘üniter devlet’ denildi, ‘ulus-devlet’ denildi adına..  Ve arkasından, ‘Elhamdulillah müslümanım..’ ibaresi terkedildi; ‘Ne mutlu türküm diyene..’ lafı ile bir kavim adına yücelikler icad edildi ve Müslüman halkımızın yüzlerce-binlerce yıldır yabancısı olduğu bu söz, dağlara-taşlara yazıldı.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bu söz, tabiatiyle, türk kavminden olmayanların aşağılanması gibi bir mantıkî neticeyi beraberinde getirecekti, elbette.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halkın dil ve etnik kökenine göre yaşadığı bölgelerin isimlendirilmesi, devlet veya rejim ismi olmaksızın, belki yine de kabul edilebilirdi.. Arabistan, Kürdistan, Lazistan, Arnavutluk, Türkistan, Peştunistan vs.  gibi.. Ama, üstelik de yığınla kavimlerin kolleksiyonu olan bir coğrafyaya tek bir kavmin adı verilince, bu hem gerçekçi olmayacak ve hem de yığınla gizli veya açık cerahat noktaları oluşacaktı..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hakezâ,  bu müslüman topraklarına sadece bir kavmin adını, ‘Türkiye’ adını verdiniz mi, bu, türk kavminden olmayanların dışlanması demekti.. Kaldı ki, türk kavminden olanların bile ne olduğunu, mahiyetini kavramadıkları bu laf, onların aldatılması için kullanıldı ve onların kalblerine atış yapıldı.. İslam Milleti’nin bütün temel inanç değerleri, aslî değerleri, türk kavmi adına, ‘ulus-devlet’ adına, en ‘ateist-laik’ tuzaklarla, en diktatörce usûllerle vuruldu..  Milyonlarca insan, bırakınız başka şeyleri; hattâ, ‘Allah ve Muhammed’ isimlerini bile, aslî yazılış şekliyle okuyamaz oldular.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bununla bile yetinilmedi; ’Türkiye türklerindir..’  lafı geliştirildi.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer bu ülkede, türk etnisitesinden başka kavimler de varsa  -ki, vardır- o zaman, bu ülkedeki öteki etnik kökenlere sahib olanların kürdlerin, zazaların, lazların, çerkezlerin, arnavudların, boşnakların, gürcülerin, arabların, azerilerin, farsların, tatarların vs.nin vatanı neresidir?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kezâ,  bu ülkede müslümanların, bu büyük ekseriyetin sosyal düzeni içinde yaşamayı kabullenmiş ve asırlarca genel itibariyle problemsiz olarak yaşamış olan gayrimuslimlerin vatanı neresidir? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onlar bu ülkede sığıntı mıdırlar? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve ‘vatan, müslüman nazarında, inancının hayata hâkim olduğu toprak’ olduğuna göre, Türkiye ismi, sadece türk denilen etnisitenin inançlarının hayata hâkim olduğu bir yer olarak gösterilebilir mi? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu hâlâ da düşünülmemekte, 80 yıldır egemen olan güçlerce ve inadına, ‘Türkiye türklerindir..’  lafına vurgu yapılmakta..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu laf, çok matah bir şeymiş gibi, ülkenin bir yüksek tirajlı bir gazetesi başta olmak üzere, nice yerlerde hergün tekrarlanıp durmakta.. İşin daha da garibi, ‘türk kavmi’nden olan kitleler de, kendi adlarına yapılan bu entrikaları 80 küsur yıldır etkisizleştiremiyorlar..  &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama, asıl mes’ele, bu toprakların aslî sahibi olan müslüman kitlelerin inancını yansıtacak şekilde, ya da hiç değilse, nötr bir coğrafî isim olarak yeniden isimlendirilmesinden geçmektedir..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sözgelimi, İran’da Şahlık rejimi 30 yıl önce devrildiğinde, ülkenin adı, yine İran idi.. Hâkim olan bir hanedan idi, ve o hanedan yokolunca, devrilince, İran ismi de kalkmadı.. İran coğrafyasında da, yığınla kavimler yaşıyordu; tıpkı Anadolu (Anatolia) gibi.. Ve&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve eğer İslam Cumhûriyeti nizamı, ülkenin adını herhangi herhangi bir kavmin adıyla, mesela en büyük etnik kesim olan fars kavmine ve en büyük ortak dil olan farsçaya göre, ‘Fars İslam Cumhuriyeti’ diye isimlendirseydi, Kürdistan eyaletindeki milyonlarca kürd, Azerbaycan eyaletindeki milyonlarca azerî, Hazar Denizi kıyısında Gilan ve Mazenderan eyaletlerindeki milyonlarca gilek, Loristan eyaletindeki milyonlarca lor, Belucistan eyaletindeki milyonlarca beluc, Türkmen Sahrası’ndaki milyonlarca türkmen, İran Körfezi sahillerindeki ve güneydeki Bûşehr, Ahvaz- Abadan- Hurremşehir yöresindeki milyonlarca arab, bu isimlendirmeyi kendileri için dışlayıcı ve yoksayıcı, aşağılayıcı görüp, kendilerini bu nizamdan kalben ve zihnen fikren kopuk ve uzak bilmezler miydi? Halbuki, bugün, fars kavminin adı, sadece Güney İran’daki bir eyaletin adından ibarettir: Fars eyaleti..  &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve İİC sistemindeki en yüksek makamda bulunan İslam İnqılabı Rehberi Âyetullah Seyyid Ali Khameneî, geçtiğimiz hafta, İran’ın Kürdistan eyaletine bir gezi yaptı ve yüzbinler onu coşkun şekilde ve tekbir sadalarıyla karşıladılar..  Bu eyaletin halkı büyük ekseriyetiyle kürd kavminden ehl-i sünnet mezhebinden olduğundan, eyalet radyo televizyonundan ezanların sünnî fıkhına göre okunmasını istediler Khameneî’den ve o da, bu konuda gereken izni verdi..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Irak Kürdistanı’nda da, bizzat Barzanî ve hattâ Talebanî bile, eski ayrılık türkülerini söylemek yerine, kavmiyetçi aşırılıklardan kaçınılması ve kürd halkının da toplumun eşit bir kurucu üyesi olarak kabul edilmesi halinde, ayrılık fikirlerinin tutunamıyacağının idraki içinde, daha uzak görüşlü ve tutarlı çabalara yönelmiş bulunuyorlar ve müslüman kürd halkı, her iki ülkede de inançlarına resmen saygı gösterilmesi ve itibar edilmesinin, irtica kaynağı veya düşman sayılmamasının huzuru içindeler.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu konuda, Anadolu’nun bütün müslüman halkları gibi, kürd müslümanlarının da yarınların büyük İslamî ideallerini gerçekleştirmek için uzun âdeli ve uzak görüşlü planlara yönlendirilmesi, hepimizin şuûrlu ve sorumlu hareket etmesiyle mümkün olabilir.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Korunacak olan müslüman halklarımız ve müslümanların coğrafyaları mısıdır, yoksa, müslümanlara bir deli gömleği gibi zorla giydirilen laik/ ateist ideolojiler ve buna göre sahnelenmiş sistemler mi?    &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Örnekleri illâ da Batı’dan almak şart değil.. Müslüman toplumlar, birbirlerine asırlarca, selam ve İslam’la, Kur’an’la bağlandılar.. Kaldı ki, Batı’da dahi, etnik kökenlere göre oluşturulmuş 1648- West-Falia andlaşmasından  kalma ‘ulus-devlet’ler bile, Avrupa Birliği gibi büyük oluşumlar içinde, şimdilik bir konfederasyon halinde ve amma, ilerde bir federasyon halinde entegrasyonu kaçınılmaz bulurken, bizim hâlâ, 1920-30’lu yılların  dar anlayışı içinde, ‘ulus-devlet’ diye tutturmamız,  kendi inanç sistemimize hıyanet ve bühtan olduğu gibi, 70 küsur milyon insanın yaşadığı Anadolu coğrafyasının halkımızın ve ülkenin bütünlüğünü bile tehlikeye sokmaktadır..&#13;
&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&#13;
&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kolaya değil, zor ama, özü itibariyle doğru olan bir yolculuğa tâlib olmak..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt; &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her türlü kavmî veya bölgeci veya mezhebçi yaklaşımı reddeden ve uzan vâdede, aynı inancı taşıyan bütün insanların bir konfederasyon çatışı altında birleşmelerini öngörecek bir niyetle hareket etmeye var mıyız? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günü kurtarmaya değil, yarınları kurmaya ayarlanmalı, müslüman halklar.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Siz, asırlarca hiç birlikte olamadığınız Azerbaycan’la diplomatik yakınlığı sadece kavmî/ ırkî temellere dayandırmaya veya 80 yıldır ilgilenmediğiniz Irak türkmenlerinin ırkî hassasiyetlerini tahrik ile, Irak Buhranı’na müdahil olmaya kalkışırsanız; bazı şeytanî odakların da, sizin içinizdeki başka etnik kökenleri tahrik etmesini peşinen  kabul etmeniz gerekir..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Esasen, emperyalizmin hedefi  ve yapmaya çalıştığı da, bu!..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müslüman halklar bir araya gelmesinler, birbirlerine düşmanlıkları daha bir artsın, amansız düşman olsunlar, birbirlerini boğazlasınlar.. Ve sonra da, müslümanları, ‘ilkel ve kendi kendilerini idareye bile kabiliyetleri olmayan, dinleri de ilkel olan bir topluluk olarak göstermek’  emelleri ve planları daha güçlü bir şekilde gündeme getirilsin.. &#13;
&lt;ul&gt;&lt;li&gt; &#13;
&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bugün, 1925’lerden bu yana ilk kez, bu konulara, devletin yönetim üst kademelerinde, en ılımlı bir anlayışla yaklaşma eğilimi kendisini yeni yeni hissettiriyor.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve düşünülmesi gereken konu, ülke ve rejim adının müslüman toplumumuzun ideallerine uygun olup olmadığını bir daha düşünmek zorundayız.. Ve bu hususta, başkalarının yanlışları bize örnek olmamalıdır.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘Türkçü laik’lerin İslam’a ve müslüman halkımıza kurdukları tuzağın benzerini, ‘kürdçü-laik’ler de düşünmektedirler. Nitekim, daha geçen hafta, PKK’nın dağ kadrosunun lideri sayılan M. Karayılan, ‘Biz PKK olarak buralardan safdışı olursak, Güneydoğu, yeni bir İran’a dönüşür..’ derken, bütün bölge laiklerine ve onların ipini oynatan emperyalistlere de gereken tehlike alarmını vermiş oluyor ve kendileri için çıkar yolu gösteriyordu..  &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu hususta, müslüman halkların da kardeşliğini laftan öteye, adâlete dayalı pratik bir birliktelik çerçevesinde gerçekleştirmeye ve hattâ, müslüman coğrafyalarında asırlardır yaşamış olan gayrimuslimleri de, bu toprakların zenginliği olarak elde tutmaya mecburuz..  &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun için de, önce inanç ve mantık temellerimize dayalı bir ideal çerçeve oluşturmamız gerekiyor.. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt; &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(NOT: Bir takım muhtemel yanlış anlamaları önlemek için,  bu satırların sahibinin kürd kavminden olmadığını bir daha belirtmeliyim..)  &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Selahaddin E. Çakırgil&#13;
HAKSÖZHABER
&lt;/p&gt;</description><category>selahaddin e. çakırgil, türkiye türklerindir yalanından, bu topraklar müslümanlarındır gerçeğine..., haksöz, irkçılık, müslümanlik, islam, islamiyet, türkçülük, kürtçülük, fascizm, faşizm, islam milleti, islam kawimleri</category><pubDate>20 May 09 11:57:06 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/55113/T%C3%BCrkiye%20T%C3%BCrklerindir%21%27%20yalan%C4%B1ndan%2C%20%27Bu%20topraklar%20m%C3%BCsl%C3%BCmanlar%C4%B1nd%C4%B1r%21%27%20ger%C3%A7e%C4%9Fine...</guid></item><item><title>FERKLİ</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1204/54994/FERKL%C4%B0</link><description>&lt;p&gt; 
&lt;/p&gt;</description><category>zazaca şiir, zazaki şiir, zaza, zazaca, zazaki, zaza dili, zaza kültürü, zazaca amatör şiirler, free zazas, zaza medyası, zaza media</category><pubDate>16 May 09 19:58:35 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1204/54994/FERKL%C4%B0</guid></item><item><title>Ali İhsan Tola Ağabey</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1222/54758/Ali%20%C4%B0hsan%20Tola%20A%C4%9Fabey</link><description>&lt;p&gt;Ali İhsan Tola Abi çok muhterem, melek gibi, kerametleri olduğunu bildiğim bir insandı. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben kendisinden duyduğum bir özelliğini anlatmak isterim: Üstad Hazretleri Çam Dağında iken bu zat sabah namazlarına yürüyerek Üstad’ın yanına gidiyor ve birlikte namaz kılıyormuş. Cenab-ı Allah Adetullah’ın fevkınde bir hal yaratıyor ve o da tayy-ı mekan ederek yanına gittiğini duymuştum. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Senirkent’e her gidişimizde ona mutlaka uğrar ve yaptığı hizmetlerinden dolayı onu tebrik ederdik. Bir defasında bir gurup arkadaş götürmüştüm. Tanıtırken bir kardeşimiz dedi “abi, bunlar yeni nurcular” O, bunu duyunca dedi ki, “Kardeşim nurcunun eskisi yenisi olmaz, o alem-i ervahta nurcu olarak kaydedilmişse, o zaten nurcudur” dedi. “Herkese Risale-i Nur nasip olmaz, her insan Risale-i Nur talebesi olmak nasip olmuyor.” dedi. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok mert bir insandı, kalabalık da gitsek mutlaka bir sofra kurduruyordu. Kalbi ve kapısı açık bir insandı. Üstadımız’a çok muhabbeti, teslimiyeti vardı. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah mekânını cennet etsin. &#13;
necmi ilgen (risalehaber)&#13;
Lise yıllarında ağabeylerle ziyaretine gidip görmek nasip olmuştu.O mübarek zat tam bir nur yüzlü nurani nurcu bir ihtiyar ağabeydi.Burada o ziyarette ki hiç unutamadığım hatıralarımdan birini anlatmak istiyorum.İbadete düşkün bir ağabeyimiz şöyle bir sual sormuştu:&#13;
- Üstadın ibadeti nasıldı ? &#13;
Ali İhsan Ağabey de :&#13;
- Kardeşim asma ( üzüm ) hiç serada yetişir mi ?O'nun ibadetlerini yapabilmek için o derecede kemale ermek lazım." Mealinde bir cevap vermişti.
&lt;/p&gt;</description><category>ali ihsan tola ağabey</category><pubDate>13 May 09 16:45:00 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1222/54758/Ali%20%C4%B0hsan%20Tola%20A%C4%9Fabey</guid></item><item><title>Bilge Karasu İslamcıların Neyi Olur?</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1090/54723/Bilge%20Karasu%20%C4%B0slamc%C4%B1lar%C4%B1n%20Neyi%20Olur%3F</link><description>&lt;p&gt;Bilge Karasu İslamcıların Neyi Olur?&#13;
11 Mayıs 2009 Pazartesi	&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türü ne olursa olsun tüm/bazı metinler, insanı ve içinde yaşadığı dünyayı bize bilmediğimiz özellikleri ile tanıtmak, hem insanın (ya da roman, şiir, öykü, masal kahramanının) ruh dünyasının derinliklerine inmek hem de bizim de içinde olduğumuz dünyanın (ya da metnin kendisinin) karmaşık yapısını bir parça "anlaşılır" ya da "tanıdık" kılmak gibi amaçlarla yola çıkarlar.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Okuduğumuz metinler, insanın ve dünyanın var olduğunu pek de aklımıza getirmediğimiz yönlerini sergilerken kaçınılmaz olarak kendileri de bir dünya yaratırlar. Metinlerin  "söylediklerini" merak eden,  hatta bir adım daha ileri gidip metin üzerine yazı yazma planları yapan okurlar ve eleştirmenler için metinlerin dünyasına sızabilmek, o dünyaların anlam katmanlarında bir süre soluk almak mutlak bir gereklilik haline gelir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yazıyı Ercan Yıldırım’a getirmek için bu girişi yapma zorunluluğu duydum. Onun yazılarını Hece ve Hece Öykü’de mutlaka okuyorum. İyi yazıyor, temiz yazıyor. Bir konuyu ele aldı mı, onun üzerinde düşünüyor, özünü kavramaya çalışıyor, işi edebiyatçılığa vurmaya kalkışmıyor, parlak lakırdılara gitmiyor. Hece Öykü’de yayımlanan son yazısı Mangalın Külü  bunun tipik bir örneği.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eleştiriyi, sanatın konu edinildiği bir sanat dalı saydığımızda,  eleştiri önce bir değerlendirme, sonra da bir yazarlık konusudur: İçeriğiyle, biçemiyle okura estetik tat verecek bir yazı yazmak. Bu bağlamda Ercan Yıldırım eleştiri anlayışı bakımından edebiyat dünyasındaki eski/yeni tartışmaları derinlikli olarak kavrayıp tanıtma çabası içinde bilgisi, beğenisiyle. Ercan Yıldırım 1977 Ankara / Kızılcahamam doğumlu. İlk, orta ve yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Coğrafya Bölümü mezunu. Yazmaya Dergâh dergisinde başladı. Mustafa Kutlu Hikâyeciliği adını taşıyan önemli bir kitabı var. Bu kitap üzerine Yıldız Ramazanoğlu geçen yıl Türk Edebiyatı dergisinde güzel ve okunası bir yazı kaleme almıştı. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mangalın Külü yazısına Türk edebiyatında batılılaşma ile yaygınlık kazanan, bu günde varlığını sürdüren bir yaklaşımın varlığını tespit etmekle başlıyor Yıldırım: &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Türk öykücülüğünde son birkaç ayda meydana gelen gelişmeler, şahıslar üzerinden ilerleyen hadiseler, yalnız öykü piyasasını değil Türk edebiyatını da yakından ilgilendirecek vasıfta. Kimi yazarımızın dâr-ı bekaya irtihali, kimi yazanınızın ebedi âlemdeyken de takipçilerine himmet eylemesi dikkate değerdi. Ancak bunlar kadar önemli olanı ise Liberation isimli Avrupa gazetesinde geleceğin Türkiyeli yazarları hakkında bir sıralama yapılmasıydı. Sıralamanın Tanzimat'tan beri süregelen bir geleneğin ürünü olduğunu görmek gerek; Türkiye'nin ekmeğini yerken, Avrupa'nın davulunu çalmak, Avrupalılar tarafından sırtlanmak, bir yerlere getirilmek...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Liberation'da geleceğin öykücüleri diye tesmiye edilen isimlerin, Türkiye'nin kültürü, dinamikleri, ruhunu kavramak bakımından neler yaptığına hiç bakıldı mı? Türkiye'nin geleceğini, Türkiye'nin kendi dinamiklerinde gören bir kimsenin Liberation'da yer alması mümkün mü? Bu soruların cevaplarını bırakın, bu hassasiyeti içinde duyan bir kimseden söz etmek bile imkân dâhilinde görünmüyor. Onlar yalnızca memleketin geri kalan kısımlarının da nasıl bir şekilde elden çıkarılabileceğini, bunu yaparken de kimin yardımcı olabileceğini hesap ediyorlar.”&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ödüllerin ya da liste ödülünün çekiciliği noktasında ise şunları ifade ediyor Yıldırım: “İslami hassasiyetini ön plana çıkarmış yazarlarımızın bu tür sıralamalar söz konusu olduğunda derin bir iç geçirdiklerini de gözlemlemek gerekiyor. Bakmayın onların "yanlı" listeler dediklerine. Oralarda yer verilse karşı çıkacak pek kimse de çıkmaz.” Bu yargısının biraz haddi aşan yanlarının olduğunu belirtmeliyim. Karşı çıkan epey ismin olacağını düşünüyorum ben. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pankreas kanserinden ölen ve yalnızlığını paylaşan kedisi&lt;i&gt;Bıyık&lt;/i&gt;la meşhur olan Bilge Karasu modasını da bu eğilime bağlıyor Yıldırım: “ Batılıların listelerine girebilmenin tabi ki başka yolları da var. Özellikle son zamanlardaki Bilge Karasu modası buna dalalet ediyor. Bilge Karasu hakkında yazı yazarak kendilerine yer açmak, birilerinin gözüne girmek, başka kulvarlarda varlıklarını izhar etmek isteyenler çoğaldı. Bu yalnız meşruiyet kazanmak adına değil, geleceklerini garanti altına almak gayesiyle de işliyor. Bilge Karasu'nun edebiyatı hakkında tabi ki aşırı ve abartılı ifadelere yer vermekle sigorta sağlanmış oluyor.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Benim kriterim de aynen kanaat önderlerininki gibi şekillenir oldu. Bilge Karasu'yla ilgili yazanlar, Bilge Karasu üzerinden yükselenler. .. En doğal olanı ise edebiyata bakış açısı. Bilge Karasu övgüsünün miktarına göre, edebiyattan beklentiler, edebiyatın amacı ve edebiyata bakış açısı da şekilleniyor. Giderek iyi edebiyat ile kötü edebiyatı bile mukayese edebiliriz.” &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karasu daha bireye dönük bir yaklaşım içinden konuşmasıyla; “ideolojik doğrular”ın yitirildiği bir ortamda yükselişe geçmişti. Temel dayanak noktalarının yitirildiği, ütopyaların yok olmasa da sarsıntı geçirdiği kaosun norm haline geldiği bir dünyada Karasu üzerinden yükselişe geçmenin belirleyicilik kazanmasını tespit edişi oldukça önemli Yıldırım’ın. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu edebî parametrelerin geçerliliğini, dikkatimizi çektiği gelişim sürecinin, onun gösterdiği biçimde sürmekte olduğunu isim vermeksizin -zaman zaman İsmet Özel söylemine yaklaşan ifadeleriyle- bir başka kanaldan şöyle sürdürür Yıldırım: “Geçtiğimiz günlerde vefat eden bir öykücümüzün arkasından söylenenlerde bunlarla yakından ilintili. Yazarın insani yönlerini dışta bırakırsak, sanatının övülmesi, kendi kulvarında özgün olduğu övgülerinin yapılması edebiyatımız için büyük kayıp. Hatta bu konuda İslâmi hassasiyeti olanların en önde gitmesi bir başka açıdan değerlendirilmeli&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye'de iyi öykü ile kötü öykü ayrımı nicedir yapılmıyor. Türkiye'de edebiyatçıların Türkiye'nin lehine çalışıp çalışmadığı da nicedir sorgulanmıyor. Türkiye'de belli başlı bazı kliklerin, kişilerin ve yapıların lehinde söz söylemek, onların yanında yer almak yazara büyük imkânlar sağlıyor. İslâmi hassasiyete sahip olanlar (böyle bir nitelemede bulunmak Türkiye için bir anlamda acziyet ifadesi. Herkesin Müslüman olduğu ülkemizde, İslâmcı yazar tanımlaması ilkin bu cenahtan bir tepki görüyor. Çünkü İslamcı bir çizgi takip etmek istemiyorlar. Bu vasfı kabul edeceklere de bizim İslamcı dememiz ağır oluyor. İslâmi hassasiyeti olanlar demek konjonktüre de müsait, şahısların yapılarına da) yalnız komplekslerine bağlı olarak mezkûr çevreler lehine yazılar döşenmiyorlar. Bulundukları yeri beğenmedikleri, Müslümanlıkları onları iyice sıktığı için de yazıyorlar. Ahmet Hakan'laşmak isteğinin edebiyattaki halini yaşıyoruz.”&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Deyişi, eleştiri anlayışı günden güne açıklaşan Ercan Yıldırım’ın arayan, sorular ortaya atıp yanıtlarını bulmaya çalışan bir yazar olmayı hep sürdürmesini diliyorum. Yazımı Mangalın Külü’nün son bölümü ile noktalamak istiyorum: “Sahiden "İslâmi hassasiyeti olan yazarların, İslâm'dan, Türkiye'den, Bilge Karasu'dan, dostluktan bahsettikleri zaman mangalın küle mahcubiyeti artmıyor mu?”&#13;
Asım Öz&#13;
haksöz haber
&lt;/p&gt;</description><category>bilge karasu islamcıların neyi olur, bilge karasu, islam, islamci, müslüman, misilmon, mısılmon zaza, zazay mısılmonye, zazalar müslümandır</category><pubDate>12 May 09 18:45:40 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1090/54723/Bilge%20Karasu%20%C4%B0slamc%C4%B1lar%C4%B1n%20Neyi%20Olur%3F</guid></item><item><title>'BUNLARI YAZAN DANGALAK'</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1758/54722/%27BUNLARI%20YAZAN%20DANGALAK%27</link><description>&lt;p&gt;'BUNLARI YAZAN DANGALAK'&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
TEPKİLER ÇIĞ GİBİ: Deli saçması!&#13;
Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün bilgisayarında ele geçirilen "13. Kabile" belgesine Aleviler'den tepki yağdı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Alevi inanç önderleri belgedeki iddialar için "deli saçması" nitelemesinde bulundu.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Toplumda kaos ortamı oluşturmak, Aleviler’i ve Sünniler’i birbirine karşı kışkırtmak amaçlı yazıldığı anlaşılan 13 Kabile belgesinde, Aleviler ve Alevilik hakkında korkunç iddialar yer aldı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Veli Küçük’ün bilgisayarından çıktı&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ergenekon tutuklusu Ümit Oğuztan tarafından kaleme alındığı anlaşılan ve diğer bir Ergenekon tutuklusu emekli General Veli Küçük'ün bilgisayarında ele geçirilen "13. Kabile" isimli belgede Aleviler'in, aslında Musevi olduğu, sırf Osmanlı'dan intikam almak için Atatürkçü gibi göründükleri, Atatürk'ün ölümünden de Aleviler’in sorumlu olduğu iddia ediliyor.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hz. Mevlana ve Hacı Bektaş gibi gönül ehli insanları da Masonik faaliyetlerle suçlayan ifadelerde, Hizbullah'ın Aleviler'den oluştuğu, Aleviler'in kendine has bir dili ve hukuk sistemi olduğu, terörün ana kaynağını Aleviler'in oluşturduğu, ahiret inancının bulunmadığı, Sabetayistlerle derin ilişkilerinin olduğu öne sürülüyor. Silinmeye çalışıldığı anlaşılan "13. Kabile" adlı belgede yer alan çirkin iddialara Aleviler'in önde gelen isimlerinden de tepki yağdı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğan, CEM TV’den cevap verecek&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan'ın Ergenekon'un Aleviler'e yönelik iftira raporuna tepki gösterdiği belirtildi. Doğan'ın CEM TV'de konuyla ilgili olarak bir program yapacağı ve iftiralara karşı Aleviler’in duruşunu ortaya koyacağı ifade edidi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘Toplumun temeline konan dinamitin delili’&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye'de yaşanan her önemli olayın arkasında derin güçlerin yattığını anlatan Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun, belgeyi; korkunç, toplumu kaosa ve vahşete sürüklemek amaçlı olarak değerlendirdi. Söz konusu insanların akıllarına gelen her oyunu sahnelemek için çalıştığını belirten Altun, "Toplumun değerlerine nasıl dinamitler konduğunun açık delilidir. Hazırlanan büyük tuzaklar var. Gazi olaylarında sabaha karşı Cem Evi'ni taradılar ve maalesef amacına da ulaştı bunlar. Nelerle karşı karşıya kalmışız" dedi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;REHA ÇAMUROĞLU: PSiKOLOJiK HARBiN BiR PARÇASI&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ergenekon sanığı Veli Küçük’ün aramasında ortaya çıkan Aleviler’le ilgili belgelere AK Parti İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu tepki gösterdi. Çamuroğlu “Devlet milletin güçsüzlüğü üzerine kuruldu. Devlet millet güçsüz oldukça kendisini güçlü olacağını düşündü. Milletin güçsüz olmasının birinci aracı ise milletin rakiplere ve düşmanlara bölünmesidir. Geleneksel düşmanlık ve rekabetin sürdürülmesidir” dedi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Kargalar bile güler"&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çamuroğlu, milleti bölmek için çeşitli oyunlar oynandığına dikkat çekerken, "Bunu beslemek için çok çalışmalar yapıldı. Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi olayları bunların nasıl düzenlendiğini, bunların nasıl organize edildiğini tahmin edebilmek için alim olmak gerekmiyor. Bunlar bir bir ortaya çıkıyor. Bunlar psikolojik harbin bir parçasıdır" diye konuştu. AK Parti’li Çamuroğlu, Aleviler'e yönelik atılan iftiralarla ilgili olarak ise şöyle konuştu:&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Gobels’in söylediği bir laf vardır 'İnanılmayacak yalan yoktur. Sadece yeteri kadar büyük olsun.' Aleviler'e yönelik bu tür iddialar sokakta geçer akçe oldu. Hâlâ devam ediyor. Aleviler’e yönelik '13. Kabile' meselesini şimdi duyuyorum. Anlaşılan mistik havaya büründürmek isteniliyor. Deli saçması yorum yapmaya bile gerek yok. Bunlar Aleviler’e yönelik ciddi iftiradır. Anti-semitizm yapmış olmak istemem ama Aleviler'in Musevilik ile ne alakası var. Buna kargalar bile güler."&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘Bunları yazan tam dangalak...’&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aleviler’in yakın tarihte bu tür planları çok kez tecrübe ettiğini belirten Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Ali Balkız, kendisine yönelik suikast planlarının da ortaya çıktığını hatırlatarak, millet olarak bu tür tuzakların öğrenildiğini söyledi. Bu tür planların hep olduğunu ve ileride de olacağını ifade eden Balkız şunları söyledi:&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Ülkemiz için her türlü tuzak kurulabilir. İnsanlarımız arasındaki dostluğu, kardeşliği, yoldaşlığı, muhabbeti bozmak isteyecek ve nifak sokmak isteyecek her türlü karanlık faaliyet olabilir. Fakat önemli olan, Türkiye halkının; Alevi'siyle Sünni'siyle, Türk'üyle Kürt'üyle bunun gibi hadiselere nasıl tepki göstereceğidir. Ayrıca Alevilik’te olduğu gibi Musevi olunmaz; doğulur. Aleviliği bilmediği gibi Museviliği de bilmiyor bu dangalak."&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘Savcı Öz, dosyayı bana sormuştu’&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Kazım Genç, daha önceden böyle bir iddiayı duyduğunu, belgede yer alan tüm iddiaların deli saçması olduğunu ifade etti.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alevi dedelerine yönelik suikast girişimleri ortaya çıkınca Savcı Zekeriya Öz'den randevu talep ettiğini, ziyaret esnasında Öz'ün bu iddiaları kendisine sorduğunu anlatan Genç, "Sayın Savcı bize, 13. Kabile'yi ve 'Ale(Muse)vilik' diye bir şeyin olup olmadığını sordu. Savcı Bey'e de bunun bir deli saçması olduğunu söyledik. Bunlar hiçbir şekilde gerçeği yansıtmaz. Aleviler’in kışkırtılarak sokağa dökülmesine ilişkin iddiaları da kim yazmışsa onu bağlar. Aleviler böyle bir oyuna gelmez. Oradaki tüm iddialar saçmalıktır. Bizim diyeceğimiz bu kadar" ifadesini kullandı.
&lt;/p&gt;</description><category>elewi, alevi, alevi toplumu, alevi zaza, zaza aleviler, ergenekon, derin çete, veli küçük, aleviler, alevilik, 13.kabile, onüçüncü kabile</category><pubDate>12 May 09 18:25:05 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1758/54722/%27BUNLARI%20YAZAN%20DANGALAK%27</guid></item><item><title>WESAR BLİP TV</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1204/54526/WESAR%20BL%C4%B0P%20TV</link><description>&lt;p&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>zaza, zaza mediasi, zazaca media, zaza tv, zazaca tv, wesar, wesar tv, wesartv, zaza dili, zazaca, zazaki, zaza language, zazaish language</category><pubDate>07 May 09 16:03:13 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1204/54526/WESAR%20BL%C4%B0P%20TV</guid></item><item><title>IRKÇILIK ( NİHAT HATİPOĞLU )</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1361/54247/IRK%C3%87ILIK%20%28%20N%C4%B0HAT%20HAT%C4%B0PO%C4%9ELU%20%29</link><description>&lt;p&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>irkçılık, faşizm, faşistler, türkçü faşizm, kürtçü faşizm, nihat hatipoğlu, islami videolar, muslim, islam, islom, imon, mısılmon zaza, zazay mısılmonye, zeynelabidin, youtube</category><pubDate>03 May 09 14:46:46 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1361/54247/IRK%C3%87ILIK%20%28%20N%C4%B0HAT%20HAT%C4%B0PO%C4%9ELU%20%29</guid></item><item><title>TARİX 1 LİSTA CENAYIŞİ ( PLAYLİST)</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1223/52988/TAR%C4%B0X%201%20L%C4%B0STA%20CENAYI%C5%9E%C4%B0%20%28%20PLAYL%C4%B0ST%29</link><description>&lt;p&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>haberler, tarih, tarix, news, history, near past, yakin tarih</category><pubDate>28 Apr 09 18:35:49 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1223/52988/TAR%C4%B0X%201%20L%C4%B0STA%20CENAYI%C5%9E%C4%B0%20%28%20PLAYL%C4%B0ST%29</guid></item><item><title>TARİX 2 LİSTA CENAYIŞİ ( PLAYLİST)</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1223/52987/TAR%C4%B0X%202%20L%C4%B0STA%20CENAYI%C5%9E%C4%B0%20%28%20PLAYL%C4%B0ST%29</link><description>&lt;p&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>tarix, tarih, haberler, haber, olaylar, gerçekler, yakin tarih, xeveri, zaza, Özgür, özgür zaza, news, history, zeynelabidin</category><pubDate>28 Apr 09 18:21:07 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1223/52987/TAR%C4%B0X%202%20L%C4%B0STA%20CENAYI%C5%9E%C4%B0%20%28%20PLAYL%C4%B0ST%29</guid></item><item><title>Bingöl‘ün zaza köyünde kırmızı leğene doğan Başbakan danışmanı</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1359/47513/Bing%C3%B6l%E2%80%98%C3%BCn%20zaza%20k%C3%B6y%C3%BCnde%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1%20le%C4%9Fene%20do%C4%9Fan%20Ba%C5%9Fbakan%20dan%C4%B1%C5%9Fman%C4%B1</link><description>&lt;p&gt;BAŞBAKAN YALNIZ ADAM&#13;
Bingöl‘ün zaza köyünde kırmızı leğene doğan Başbakan danışmanı: BAŞBAKAN YANLIZ ADAM&#13;
08 Nisan 2009 / 12:59&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Bingöl‘ün bir Zaza köyünden gelip Başbakan‘ın Sözcüsü olan Akif Beki, Başbakanlık‘ta geçen 3.5 yılını ve Başbakan Erdoğan‘ı Taraf gazetesine anlattı. Beki, ilginç bilgiler verdi: Erdoğan‘ın çok az arkadaşı var, kararları yalnız alıyor..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nasıl bir ailede doğdunuz? &#13;
Muhafazakâr bir aileyiz biz, Bingöl‘de doğdum, ilkokulu Kayseri‘de okudum. Babam Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi‘nden emekliye ayrıldı. Babam dindar ve mazbut biri, fakat çok hoşgörülüdür, bizde ideolojik bir aile ortamı yoktur. Siyasetle de çok içli dışlı değildik. Siyasi İslam denilen olguya hep mesafeliydi babam. Siyasette ilk göz ağrım, deyim yerindeyse, Turgut Özal‘dır. Bizim ailede en çok beğenilen, takdir edilen, hoşlanılan siyasetçi tipi Özal idi. Şimdi de Tayyip Erdoğan bizim evde beğenilen bir siyasetçi. Ben izole edilmiş bir evde, bir sokakta, bir şehirde büyümedim. İlk aklımın erdiği yer Kayseri‘dir. Bizim apartmanda öyle de böyle de olan komşular vardı ve iyiydik. Babamın bizim yetişmemizde en önemli katkısı, zihnimizin belli bir siyasi görüşün kabında şekillenmemesi. Hatta biraz bu anlamda, apolitik bir aile bile sayabilirsiniz. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ETNİK KÖR OLARAK BÜYÜDÜM&#13;
Dini de baskıyla değil, hayatla beraber yaşıyordunuz o halde? &#13;
Din herkesten ve her şeyden evvel kendiniz için olan bir şey. Ben öyle gördüm. Bizim gibi yaşamayan, dindar olmayan, giyinmeyen insanlarla hep iç içe olduk. Bizi ayrıştıran, ayrı bir yere taşıyan bir muhafazakârlık yoktu. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zaza‘sınız değil mi? &#13;
Ben aileden “etnik kör” olarak büyüdüm. Sözünü ettiğim dindarlık ve muhafazakârlık insanı esas alan bir dindarlık ve muhafazakârlık, etnik kimlikleri değil. Kayseri‘de kendimi bilmeye başladığım yıllarda Kayserili olmadığımı, Türkçemin bozuk olduğunu fark ettim, anladım ki, ben Zaza‘yım ve Bingöl‘den geliyorum. Etnik kimlik algım ondan ve o kadarcıktan ibarettir. Ortaokul sona kadar düzenli Bingöl‘e gidip geldim, konuştuğunda Zazaca‘yı rahat anlarım, hiç Türkçe konuşamayan bir Zaza‘yla karşılaşırsam, derdimi anlatırım. Zaza olduğumu bildim ama ırkçılık çok yabancıydı. Çok geç yaşlarda ırkçılık diye bir realitenin var olduğunu, bu insanların bu tür saiklerle hayatlarına yön verebildiklerini çok sonradan öğrendim. Hâlâ tuhaf gelir bana. Bilişsel olarak bilirim, hissedemem. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ZAZA KÖYÜNDE KIRMIZI BİR LEĞENE DOĞDUM&#13;
Siz etnik kimliğinizle ne kadar muhatap olmasanız da, Bingöl yaşanan etnik çatışmanın merkezlerinden bir tanesi. &#13;
Rojin verdiği mülakatta, “İnsan o ya da bu etnik aidiyetle doğmayı seçmez” diyor. Burada övünebileceğimiz ya da yerinebileceğimiz bir marifetimiz söz konusu değil. Ben Bingöl‘ün bir dağ köyünde doğdum. Doktoru bırakın ebe bile yokmuş doğumumda. Bana sorsalardı, “Bingöl‘ün dağ köyünde kırmızı bir leğenin içine mi, İsviçre‘de bir evde mi doğmak isterdin” diye, illa Zaza olarak, Bingöl‘de kırmızı leğene doğmak isterim demezdim herhalde. Hiçbir şikayetim yok doğduğum yerden. Bingöl dağ, taş, toprak yine de ben özlüyorum orayı. Ama etnik kimliğimi bir ideolojiye dönüştürüp onunla hayata meydan okumadım. Hayata meydan okuduğum, kafamı duvara çarptığım zamanlarım oldu ama bu değildi. Kalkış noktam etnik kimliğim olursa hayat çok zor olur. O kalıp, o elbise bana çok dar gelir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;SUNNİLER DE VAY NE GÜZEL HAYAT YAŞADIK DİYEMEZ&#13;
Herhalde son 70-80 yıldır çok az kimse Kürt olarak doğmayı tercih ederdi, çünkü çok zor bir hayata doğmak bu. Bu ülkede inkar siyaseti oldu, etnik kimlikleri yüzünden insanlar baskılara maruz kaldılar. Çok zor hayatlar yaşandı, hâlâ şarkı türkü söylediği için ömrünü sürgünde geçiren insanlar var. Bunlar kabul edilebilir şeyler değil. Onların haklarının sonuna kadar yanındayım. Fakat ele silah alıp insanları öldürmek başka bir şey. Bu anlayış başka mağdurlar da üretti. Öyle bakarsanız hepimiz mağduruz, sağ da, sol da, dindar da, inançsız da, Aleviler de, Sünniler de mağdur. Ben dindar Sünni bir aileden geliyorum, “Vay ne güzel bir hayat yaşadık biz” diyemeyiz. En makbul kimlik nedir? Sünni Müslümanlık değil mi? Sünni Müslüman dindarlar olarak çok mutlu bir hayat mı yaşadınız diye babama sorun bakalım. Asla öyle olmadı. Dindarlığa çok özgürlük tanındığını kim söyleyebilir? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sizin döneminizdeki akreditasyon uygulaması doğru muydu sizce? &#13;
Benim işim bilgi sızmasını önlemekti, gazetecinin görevi de bilgi sızdırmak. Gazeteciyle karşı karşıya gelmemden daha doğal bir şey var mı? Başbakanlıktaki uygulama kurumsal değil, bireysel. Cumhuriyet Gazetesi gibi hükümete aleni siyasi kampanya yürütmüş bir gazetenin muhabiri Başbakanlığa akrediteydi. Elinizi kolunuzu sallayıp her yere giremezsiniz. Gazeteci olmak sizin Başbakanlığın mutfağına destursuz girme hakkı vermez. Akreditasyon kartı almadığınız zamanda gazetecilik yapamaz, başbakanla ilgili yazıp çizemez demek değildir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haberci kaynak ilişkisi güven üzerine oturmaz mı? &#13;
Oturur tabii. Ama akreditasyonun kişilere yapılması, Başbakanın sevdiği ve sevmediği gazeteciler ayrımı yarattı... &#13;
İkisi ayrı şeyler. Deniyor ki, “Başbakan niye ona mülakat verdi de buna vermedi?”Herkese mülakat verme mecburiyeti yok. O kadarcık da olacak. Basın toplantısını herkese açarsınız, bir kurumu dışarıda bıraksanız, orada itirazı anlarım. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Niye ayrıldınız Başbakanlıktan? İstifalara çok alışkın değiliz sonuçta... Başka memleketlerde bunlar oluyor mu? Bizde de olsun alışalım. Bu tür görevler iki üç yıllık sürelerle yapılır. Bir mahkumiyet mecburiyet ilişkisi içinde değilim. Onun için bende siyasetçi kumaşı yok. İnsanların bunu nasıl algılayacağını ben o kadar önemsemiyorum. Varsın öyle düşünsünler. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sizin Ömer Çelik‘le çok anlaşmadığınız aşikâr... &#13;
Bu konuşmalardan sıkıldığımı itiraf edeyim. Her şey dışarıdan göründüğü gibi değil, çok mahalle dedikodusu var işin içinde. Ben o dedikoduları sürdürmek için doğru adam değilim. Herkesin aslında durduğu yer belli. Herkes başka bir yer tutuyor. Bunların birbirlerine değen, kesişen tarafları var ama herkes başka bir iş yapıyor. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Tekrar gazeteciliğe dönersem, Başbakanlık sözcülüğüm sırasında kızdırdıklarımın tekmelerine maruz kalırım” diye düşünmediniz mi? &#13;
O konuda Bingöllülükten mi, Zazalıktan mı, bir gözü karalığım var. Hiç umurumda olmadı. Hâlâ da değil. Bana öyle diyeceklermiş, böyle diyeceklermiş. Bunu umursadığımı söyleyemem. Başlarken üç buçuk yıl yaptığım işi bir gün bırakacağımı bilerek başladım. Bürokrasiden bir beklentim yok. Siyaseti düşünmedim, düşünmüyorum. Bunu bile bile niye böyle yaptınız diye sorarsan, öbür türlüsü ihanet olurdu yaptığım işe. Güçlük yaşatmaya çalışan var mı? Var, ama ben güçlük yaşadığımı söyleyemem. Netice itibariyle memleketin Başbakanına baş danışman kadrosunda danışmanlık yaptım, Başbakanlık Sözcülüğü gibi bir unvan verildi, onun icabını yerine getirmeye çalıştım. Bunu sanki ayıp sayanlar var, defoymuş gibi. Benim için iftihar vesikasıdır. Türkiye Cumhuriyeti‘nin Başbakanı‘na üç buçuk yıl danışmanlık yaptım. Onurlu bir görevdi, çok meşakkatliydi, çok zorluklar çektim, sadece şerefi için yaptım ve değdi. Bunu ayıp sayanlar dönüp kendilerine baksın. Niye ayıp sayıldığını da biliyorum, Başbakan‘ın siyasi partisine bakarak bunu öyle sayıyorlar. Milletten bu ölçekte temsil yetkisi almış bir başbakana yapınca olmuyor da, başka bir başbakana yapınca mı oluyor? Memlekette başbakan olmak da mı ayıp? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İktidara yakın olmak kimileri için her zaman bir eleştiri nedeni... &#13;
Şunu söyleyeyim, ben iktidara yakın olmak istemeyen görmedim. Masanın öbür tarafında da bulundum, kimse bana onu anlattırmasın. Tek kelime söylüyorum, fazla da konuşturmasın kimse. İktidara yakın olmak istemeyeni görmedim, herkes gitsin işine baksın. Ben söyledim söyleyeceğimi. Bunun da birinci elden tanığıyım, herhalde şahitliğim mahkemede geçer. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gazeteci kendini hem siyasete, hem askere, hem halka beğendirmek zorunda mı? &#13;
Sadece Taraf gazetesinin varlığı bile bunun böyle olmadığı göstermeye yeter. Beğenmediyseniz, Radikal‘i kanıt olarak göstereyim. Örnekleri çoğaltmaya gerek yok, istisnalar olur. Fakat dönüp baktığımızda kendi duruşu olan, yeri geldiğinde o kurumla da, bu kurumla da, toplumun genel kabulleriyle ters düşen gazeteler var. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BAŞBAKAN ÇOK YALNIZ ADAM&#13;
Başbakanla aynı apartmanda oturuyorsunuz, üç buçuk yıl sürekli birlikteydiniz, “Arkadaşım Başbakan” durumu oluştu mu? &#13;
Yok hayır. Başbakan kendi duruşu ile o ayarlamayı yapıyor. Ne kadar yakın olursanız olun, sonuçta belli bir mesafeyi koruyorsunuz. Nihayetinde memleketin Başbakanı‘ndan söz ediyoruz. Mesafesiz bir ilişkimiz olmadı. İnsan olarak Başbakan da benim özel hayatımda yeri olan bir büyüğüm. Öyle düşünün. O başka bir şey ama. Herkesin hayatında sevdiği saydığı insanlar vardır. Başbakan benle ilgili insani kanaati nedir, yaklaşımı nedir, o başka bir şey, öteki başka bir şey. Ne iç içe geçmişlik, ne karışıklık yaşamadım. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;En üstte ve en yalnız yani... &#13;
Kendi başına almak zorunda olduğu kararlar var, bunun da getirdiği ciddi bir yalnızlık var. Sadece eşten dosttan ayrı düşmek değil o yalnızlığın sebebi. Bir noktadan sonra gerisini yalnız yürümek zorundasınız. Böyle bir mesuliyetin maddi bir karşılığı yok. Komşuluğa gelince, ben kendi evimde oturuyorum Ankara‘da. Başbakan Başbakan olmadan, oraya taşınmadan evvel taşınmıştım ben oraya. Bu evi bir takım seçenekler arasından seçti. Apartman Başbakan‘a göre dizayn edilmiş bir apartman değil. Oradakilerin çoğu ev sahibi. Ak Parti seçimi kazanmamışken, Başbakan‘ın seçim yasağı kalkmamışken olup bitmiş işler bunlar. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Apartman sakinleri için Başbakan‘la komşu olmak ilginç olmuştur ama... &#13;
Sadece apartman sakini diye düşünmeyin, mahalleli için de. Hâlâ Başbakan‘ı uğurlayan mahalle sakinleri var. Bir gün gece geç saatte geldik, yüzünü Başbakan‘a tanıtmayı başaran çocuklardan biri durdurdu arabayı, “Evde mantı var” dedi, bizi eve davet etti. Biz de kalktık o saatten sonra, kendimizi mahallede bir evde mantı yerken bulduk. Çok oldu bunlar. Bundan inanılmaz keyif aldı Başbakan ama bir de mahalleliyi düşünün. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oradaki ilişkiyi merak ediyor insan... Sıradan insanlar için Başbakan‘ın gündelik hayatına ilişkin bir hayat kurgusu yapmak mümkün değil. &#13;
Keyifli bir insandır, herkes gibidir. Günden güne, mevzudan mevzuya ruh hali değişir. Büyük mesuliyet var omuzlarında. Memlekette bir sorun varsa o gün doğal olarak keyfine yansır o. Sonuçta özel hayat sayılabilecek bir hayatı yok Başbakanın. Ailesine de zaten yeterince zaman ayırdığını kimse söyleyemez. Bu açıdan bakarsanız, kendi özel hayatından, hayatı yaşamaktan feragat etmesi çok büyük bir fedakârlık. Başbakan hayatı o anlamda yaşamıyor. Kendisi için yaşadığı bir hayat yok, ailesine ayırdığı bir hayat yok. Çocuklarına, aileye düşkün bir baba düşünün. Çok da düşkündür çocuklarına, çok da bilirim nasıl özlediğini. Telefonla falan giderir hasretini. Öyle bir tarafı var fakat çok yoğun gündemlerde bile onu ihmal etmez, çocuklarıyla konuşur, hal hatır sorar, takip eder. Onlar da düşkündürler babalarına. Arkadaşı var ama çok sınırlı. Zamanı yok. Mesaisi görülüyor zaten. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HANIMEFENDİLER BARIŞIK&#13;
Emine Erdoğan ile Hayrünnisa Gül‘ün arasının bozuk olduğu söylenir... Delil olarak da Çankaya resepsiyonlarına Emine Erdoğan‘ın katılmaması gösteriliyor... &#13;
Ben hiçbir soruna tanık olmadım. Bir defa ikisini de tanırım, o tabiatta değillerdir. Sonuçta ‘kadın tabiatı birbirlerine karşı kışkırtmak daha kolay olur‘ diye bir düşünce oldu ama ikisinde de tecrübe var. Özellikle Emine Hanım‘da hayat tecrübesi, siyaset tecrübesi daha fazla. Benim tanıdığım kadarıyla Emine Erdoğan öyle bir tahrike gelmez. Çankaya‘daki bir takım davetlere Emine Hanım gitmedi. Bunun Hayrünnisa Hanım‘la bir ilgisi yok. Ona yönelik bir tavır değil, başka bir şey. Memlekette bir sürü sorun var. Kamusal alandı, siyasetti, algılamaydı, oralara kadar genişletmek lazım mevzuyu. Bir duruş gösteriyor bütün o tartışmalar karşısında. O kadar basite indirgenecek bir durum değil o. İkisi de kalender insanlar benim gördüğüm kadarıyla. Ben Emine Erdoğan‘da da, Hayrünnisa Gül‘de de öyle bir ihtiras görmedim, kimseyle paylaşamayacağı bir şey yoktur. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DOĞAN BATARSA BEN DE BATARIM&#13;
“Başbakan Erdoğan‘ın Türkiye‘de çok insanın saygı duyduğu, “delikanlı” bir tavrı var... &#13;
Dediğiniz gibi, delikanlı duruş var. O imaja talip olan insanlar var. Onun müşterisi var. İçten gelerek “Helal olsun” çeken insanlar bulunur. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok tepki çeken “Ananı al git”i de, çok beğenilen “One minute” ü söyleyen de aynı insan ama... &#13;
Aynı tavır, tabiat aslında. Tayyip Erdoğan niye eleştirildi onu işte ben söyleyeyim, o an için siyasetçi olduğunu unuttu. Nasıl unutursun, sen ki bir memleketin Başbakanısın, sen ki bir siyasetçisin, o ki bir vatandaş diye eleştirildi. Ben de olsam, insan olarak ve gazeteci olarak o tepkiyi veririm. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başbakan‘ın boykot çağrısından sonra Doğan Medya Grubu batarsa ne hissedeceksiniz? &#13;
Batacağını zannetmiyorum. Öyle bir şey olursa, ben de batarım. Artık başka bir yerden çıkabilirsem çıkarım. Ben bir gazetede yazıyorum, bu yazdığım gazete bir grubun üyesi, o grubun diyelim ki bir gerilimi var hükümetle. Herkes ne ölçüde ne kadar etkileniyorsa ben de o ölçüde etkileniyorum. Medya ilişkileri tabiatı gereği çelişkili, gerilimlidir zaten. O gerilim müzminleşti. Kemikleşme eğilimi göstermeye başladı. İki tarafında gözden geçirmesi gerekenler var. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hemen her yazısından hem sizi hem Başbakan‘ı eleştiren Milliyet‘in Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin‘le karşılaştınız mı? &#13;
Henüz karşılaşmadık. Karşılaşsak tanışık iki insan gibi oturur muhabbet ederiz. Bayağı da laflarız. Başka bir tavır da beklenmesin, ne benden ne Sedat Ergin‘den çıkmaz. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seçimlerden sonra Başbakan‘a götürülen anketlerin bir iki puan yükseltildiği konuşuldu. &#13;
Beni en çok şaşırtan şey ne biliyor musunuz? Ak Parti‘nin sekiz puan kaybetmesi çok kişiyi üzmüş görünüyor. Yüzde 39‘u az bulduklarını düşünüyorum. Ak Parti‘nin bununla yetinmemesini anlarım da, herkesin bunu tartışmasını anlayamıyorum. Herkes çok üzülmüş görünüyor, “Keşke daha fazla oy alsaydı” der gibi halleri var. Herhalde Başbakan seviniyordur. Ak Parti‘nin yanıltılması bir sorun, ama anketlerin yanlış çıkması ilk değil.&#13;
Alıntıdır
&lt;/p&gt;</description><category>zaza, akif beki, zaza müslümanlar, zazaca, zazaki, zaza devlet adamları, zazayız, biz, söyleşiler, bingöl, Çewlik</category><pubDate>08 Apr 09 12:53:07 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1359/47513/Bing%C3%B6l%E2%80%98%C3%BCn%20zaza%20k%C3%B6y%C3%BCnde%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1%20le%C4%9Fene%20do%C4%9Fan%20Ba%C5%9Fbakan%20dan%C4%B1%C5%9Fman%C4%B1</guid></item><item><title>Bülent Arınç'tan dobra dobra</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1359/46996/B%C3%BClent%20Ar%C4%B1n%C3%A7%27tan%20dobra%20dobra</link><description>&lt;p&gt;Bülent Arınç'tan dobra dobra&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img src="http://resim.samanyoluhaber.com//haber/1/4/4/8/1/144815.jpg" border="0" alt="" /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AK Parti denince ismi ilk akla gelenlerden biri olan eski TBMM başkanı Bülent Arınç, seçim sonuçlarını değerlendirdi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yenişafak Gazetesi'nden Mehmet Gündem'in Bülent Arınç'la röportajı:&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AK Parti'nin sembol isimlerinden birisiniz. Seçim bölgeniz Manisa'da partiniz belediye başkanlığını kaybetti. Ne oldu Manisa'da?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merkezde kaybettik. 2004'te 42 bin olan oyumuz 57 bine çıktı. 15 bin civarında artışımız var. 2004'te ANAP'ın adayı yüzde 20, DYP'nin adayı da yüzde 19 oy almıştı. Bu yaklaşık 40 bin oya tekabül ediyordu. Bu seçimde bu iki parti buharlaştı. CHP'nin oylarında da 5 bin civarında azalma var. Manisa'da yer değiştiren bu oylar bize değil MHP'ye gitti. Bunu seçim öncesi de tahmin ediyorduk.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu oylar neden size gelmedi?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu seçimde Türkiye genelini ilgilendiren farklı bir siyasi proje işlendi. Blok oluşturulacak ve AK Parti'ye karşı en güçlü parti hangisiyse onun adayı desteklenecek. Manisa'da bu MHP olarak seçildi. Trakya'dan Ege ve Akdeniz sahillerine kadar yapabildikleri her yerde bu projeyi uyguladılar.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seçim AK Parti ve ötekiler şekline mi dönüştü, yani karşınızda örtülü ittifak mı kuruldu.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet. Manisa'da MHP enteresan bir aday tespiti yaptı. CHP'li bir aileden gelen, iki dönem ANAP'ta siyaset yapan, liberal birini aday yaptı. Üç buçuk partinin ittifakı söz konusu olunca oylarımız artmasına rağmen kazanamadık.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BENİ ETKİSİZ KILMAK İSTİYORLAR&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tek izah bu mu?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Olayın şahsıma bakan bir yanı da var, "Bülent Arınç siyasette önemli bir figür, onu seçim bölgesinde başarısız kılmak ve yıpratmak Türkiye geneli için önemli bir siyasi projedir" diyenler oldu. Bunu geçmişte de gördük, CHP'lilerin zaman zaman boykotları, protestoları oldu.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sizden ne istiyorlar?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Varlığımdan rahatsız olan bir çevre var. Siyasi kimliğim, duruşum, söylemlerim ve bazı konularda etkin olmam birilerini rahatsız ediyor. Beni etkisiz kılmak istiyorlar.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonuçta Manisa'yı kaybettiniz, hiç mi hatanız yok?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Manisa'nın 15 ilçesinden dokuzunu AK Parti aldı. Şüp-hesiz hatalarımız var ama sonucu etkileyecek boyutta değil. Merkezde adayımız da doğru bir isimdi. Manisa'yı bir ihtimal kaybedebiliriz diyordum ama Balıkesir'i kaybetmek aklımdan geçmezdi. AK Parti karşısında geliştirilen derin strateji devreye girdi ve bu tablo ortaya çıktı. Belki biz de bazı söylemlerimizle bu stratejinin temel dayanaklarını oluşturduk.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ÜSLUBUMUZ HATALIYDI&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhalefetin hepsine birden aşırı yüklenmeniz onları beraberliğe itti. Mesela "ruh ikizleri" söylemi… Onları rencide edici bazı söylemler de yakınlaşmalarına etki yaptı, "AK Parti, bir tek ben varım diyor, bizleri yok sayıyor, birlik olup gününü gösterelim" dedirtmiş olabiliriz. Yeni bir siyasi mühendislik projesinin devrede olduğu da çok açık.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başbakan seçim gecesi sizi arayıp "Manisa'da ne oluyor" dedi mi?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Basına göre sabaha karşı üç kişiyi aramış, birisi de benmişim. Yeminle söylüyorum ki telefon açıp Manisa'da ne oldu demedi. Genel başkandır, hesap sorma hakkı var ama aramızda böyle bir konuşma geçmedi. Salı günü kendisine hem Türkiye geneli hem Manisa ile ilgili değerlendirmelerimi aktardım.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;SEÇİMLER BİR DÖNEM NOKTASI&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Siz yüzde 39'u küçük mü görüyorsunuz?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oylarını artıran CHP, MHP, DTP, SP kendilerini başarılı görebilir. AK Parti açısındansa başarı ve başarısızlık pek söz konusu değil. Bizim izah etmekte çektiğimiz sıkıntı şu; 2001'de kurulmuş bir parti, 2002'de yüzde 35'le tek başına iktidar. 2004'de yüzde 42, 2007'de yüzde 47. Bu çizgi hep yukarıya gidecek zannedildi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beklentiler yüksek olunca alınan netice tatmin edici görünmeyebilir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mahalli seçimleri mahalli seçimlerle, genel seçimleri genel seçimlerle karşılaştırmak gerekir. Unutulmasın, 2007 seçimlerinde cumhurbaşkanlığı sürecinde yaşananlar ve 27 Nisan bildirisi bize artı 10 puan getirdi. Süreç normal işleseydi beş yıllık iktidar yıpranmışlığının, muhalefeti biraz güçlendireceği, iktidarı da biraz zayıflatacağı beklenirdi. Bizim stabil oy oranımız yüzde 40'lar seviyesidir. Bu seçimler de bunu ortaya koydu. Bu başarısızlık değildir ama bir dönüm noktasıdır.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kim nereden dönecek?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Partinin yeniden ayağını sağlam basması açısından dikkat etmesi gereken, Türkiye'nin şartlarını iyi okuması, muhalefetle iktidar arasındaki ilişkilerin çok daha değişik açılardan ele alınması gerektiğini gösteren bir sonuçtur.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Normalleşme imkanı mı?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet. Muhalefete yüklenirken farkında olmadan seçimi mahalli seçim havasından çıkarıp genel seçim havasına soktuk. Rakibimiz CHP olması gerekirken, hepsine aynı tavır ve üslupla yaklaşıp CHP'nin yanına ittik. Belediye hizmetlerimiz iyiydi ama kazanmamıza yetmedi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hizmet siyaseti değil, kimlik siyaseti etkili oldu deniyor…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı şeyleri yeniden düşünmek lazım. Kavgacı ve sert üsluplar da seçmeni tahrik etmiş olabilir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TEŞKİLATLAR TEMBELLEŞTİ YÜKÜ BAŞBAKAN TAŞIDI&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AK Parti kendi iddiasıyla mı imtihan oluyor?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Teşkilatlar işi Başbakan'ın yüksek karizmasına ve Davos'un oluşturduğu havaya bıraktılar. Teşkilatlarda pek fazla seçim çalışması yapılmadı, mitingler yeterli görüldü, "Başbakan Erdoğan gelse on binleri, yüz binleri toplar, bu iş biter" havası esti.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Teşkilat tembelleşti mi?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Teşkilat hem tembelleşti hem de her şeyi Tayyip Bey'den bekledi. Meydanlar dolunca teşkilatlar ve adaylarımız, bu rüzgar bize yeter dediler. Mitingler doğrudan sandığa yansımaz, o bir gövde gösterisi, alana inip tek tek insanlara ulaşmak lazım…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AK Parti eskiden mağdurdu, şimdi biraz mağrur mu oldu?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aşırı kendine güven olabilir. Mağrurluk partiden ziyade adaylarla, partinin vitriniyle ilgi olabilir. Ne Anadolu'daki taban için ne de Sayın Başbakan için mağrur denmesini doğru bulmam. Tayyip Bey aldığı terbiye itibarıyla mağrur bir insan olamaz… AK Partili olduğu iddia edilen bazı insanların medyaya yansıyan özel hayatları, kulaktan kulağa geçen halleri mağrurdan ziyade şımarık, haddini bilmez, herkesi küçümseyen bir görüntü vermiş olabilir, ona hayır demem. Belleklerde böyle şeyler duruyordur.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BASINZEDEYİZ AMA BAŞBAKAN BASINA DAVA AÇMAMALI&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fehmi Koru, "Başbakan'ın Aydın Doğan ile kavga etmesi hataydı, bu da oy kaybettirdi" diyor.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başbakan da ben de kendimizi medya mağduru olarak görüyoruz, basınzedeyiz… Her hareketi bir yanlış yoruma veya haksız eleştiriye maruz kalmış bir insanım. Köşe yazarlarının bizimle ilgili peşin hükümlerini, ön yargılarını, yok etmek için "ne yapsam daha etkili olur" diye düşündüklerini bilirim. Bu güne kadar hep mağduriyet gördük. Haksızlıklara rağmen basını karşımıza almanın pratikte faydasını görmedim. Eskiden fazla tahammül edemediğim için sürekli dava açıyordum.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biri beni ikaz etti; dava açmanın hiçbir faydası yok dedi. Artık dava açmıyorum.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başbakan Erdoğan'ın açtığı davalar var.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tahammül edemiyor, dava açıyor ama davaların yüzde 99'unu kaybetmeye mahkum. Çünkü Yargıtay 4. Hukuk Dairesi öyle içtihat geliştirdi ki kim Başbakan'a veya bana, bizden birine hakaret ederse "ağzına sağlık" şeklinde kararlar alıyor. Sürekli basınla didişen bir pozisyona düşüyoruz. Bence bu aşamadan sonra Sayın Başbakan açtığı davaların tümünü geri almalı. İsten basın ister mizah dergileri olsun bundan sonra hiçbir dava açmamalı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Basınla kavgaya geri dönelim..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Basınla yaptığı kavganın AK Parti'ye de Sayın Başbakan'a da faydası olmadığını düşünüyorum. Doğan Grubu iktidarın kendilerini muhatap alarak, ezmek ve yok etmek istediğini söyleyip yazarak mağdur rolüne girdi. Basınla ilişkileri de masaya yatırmak lazım…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu herhalde Başbakan ve Aydın Doğan'ı nikah masasında yan yana oturtalım anlamına gelmiyor.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onu Başbakan'a sordum, defacto bir durum olmuş. Bilseydi gitmezdi…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halk sorguluyor, meydanlarda kavga edeceksin, kapalı mekanlarda aynı masayı paylaşacaksın...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu kavganın gerçek olduğuna inanıyorum ama kavganın bir siyasi partiye, Başbakan'a, onun prestijine olumlu katkı sağladığı konusunda şüpheliyim.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sizin basınla aranız eskiye nazaran daha mı iyi?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Basından biraz uzaktayım ama yine de sözlerimi takip edip yorumluyorlar…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Medya açısından kesin haber çıkacak isimlerden birisiniz…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazılarına göre meziyet bazılarına göre eksiklik görülen bir yanım var; Kim ne sorarsa önünü arkasına düşünmeden ne biliyorsam açık yüreklilikle söylüyorum. "Sözün odun gibi olsun ama doğru olsun" diyen Mehmet Akif'in izindeyim galiba...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BOZULMAZSAK BİZİ KİMSE YIKAMAZ&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AK Parti'nin sembol üç ismi, Erdoğan, Gül ve Arınç. Gül, Çankaya'da. Arınç ne Meclis Başkanı ne de Bakan. Hırslı, agresif, kavgacı, asi olduğunuz sık sık yazılıyor. Başbakan'ı yalnızlaştırma gibi bir projenin sürdüğünü görüyor musunuz?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu tür niyetler, stratejiler hep olur, önemli olan bizim ne olduğumuzdur. Kendi içimizde bozulmaz, çizgimizde sağlam durursak bizi kimse yıkamaz.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hırslı mısınız, mesela Köşk sürecinde hiç pazarlık yapmadınız mı?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Siz sorunun cevabını biliyorsunuz. Çok şükür o konularda hep fedakarlıkta bulunmuş bir insanım. Nerede, ne zaman, ne işe yarayacağımı bilirim. Bulunduğum hiçbir yere belli bir plan yaparak gelmedim, hırsa kapılmam, kadere inanırım. Bugünkü konumumdan da şikayetçi değilim.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son sözü söylemek gibi bir arzunuz yok mu?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beni sevenlerin gönlünden benimle ilgili Köşk, Bakanlık geçebilir. Bunlar hüsnü zandır ve beni hiç etkilemiyor. Eşimle beraber yaşantımızdan memnun, mutlu ve huzurluyuz. Öne çıkmak gibi derdim yok. Bildiğim doğruları da eğip bükmeden yeri geldiğinde söylerim. Yapılması gereken her işi yaptım, her kademede bulundum, şurası da eksik kaldı diyecek halim yok. Bunlar da Allah'ın takdiri. Bakanlar arkadaşım, ayrıca Bakan olmama gerek yok. Ama siyaseti sadece hırs işi olarak gören arkadaşlarımız var. Sadece kırmızı plaka ya da makam aracı için şu koltuğa ben otursam diyenler var…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başbakan yeni dönemde sizi kabinede görmek istediğini söylerse…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meclis Başkanlığı sonrasında konuştuğumuzda hükümette görev almak istemediğimi, bir süre dinlenmek istediğimi söylemiş, milletvekili olarak bana nerede görev verirseniz koşarım demiştim. Şimdi de yapıp yapamayacağıma bakarım…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstiklal Marşı'nın ruhu hırpalanıyor&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçen haftalarda iki konuyla gündeme geldiniz, biri İstiklal Marşı, diğeri Ergenekon'da yargılanan paşalar. İstiklal Marşı'yla ilgili ne demek istediniz?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eskiden beri rahatsız olduğum bir durum var, sivil toplantılarda birisi çıkıp programı arz ediyorum diyor. Askeri bir toplantıda olsa anlarım ama sivil bir toplantıda arz ederim… Ardından saygı duruşu, İstiklal Marşı, konuşmalar, plaket töreni diyor ve sonunu arz ederim diye bağlıyor.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Garnizon kültürü...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;12 Eylül'den kalma bir şey. Çoğu valiye bunu söyledim, neden arz etsin, saygıdeğer konuklar diye başlasın. Benim İstiklal Marşı ile bağımı kimse sorgulayamaz ancak Türkiye'de bazı şeyler sulandırılıyor, gereksiz yerlerde kullanılıyor. Milli törende, resmi toplantıda saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın gerekli olduğunu ben de düşünürüm ama konsere, konferansa saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlanılmamalı. Adana'da bir sivil toplum örgütünün düzenlediği ekonomik istikrar konulu toplantı da arz ederimle başlayınca konu açıldı…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu işin bir standardı yok, huzurevi ziyaretinde de aynı tören mantığı devreye giriyor…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başıma o da geldi. Meclis Başkanı iken eşimle birlikte bir huzurevine ziyarete gittik. Hediyelerimizi verdik, ellerini öptük, yanlarına oturduk. Bir sunucu çıktı, programı arz ediyorum dedi, ardından saygı duruşuna çağrı yaptı. Hem üzüldüm hem kızdım, yerinden kalkamayacak yaşlı ve hasta kadınlar vardı, ne yapacaklarını şaşırdılar, kollarına giren görevliler oldu, ayağa diktiler. Huzurevinde resmi törenin ne anlamı var diye çıkıştım. Siz şirketin yönetim kurulu toplantısında saygı duruşu, İstiklal Marşı okur musunuz. Her şeyin bir adabı var. Bu işin bir kuralı olmalı…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meclis'te asker geri çekilecekti&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devlet bir protokol yapmalı…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yapmalı ama devlette bu işler zor. Protokolü Dışişleri yapar gibi görünüyor ama Cumhurbaşkanlığı tasdik ediyor. Sayın Gül, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde birkaç tane protokol kuralına itiraz ettim.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nelere?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İllerde milletvekillerinin protokoldeki yeri 6. sırada. Valinin bir yanında belediye başkanı diğer yanında albay. Milletvekilleri daha üst sıralarda olmalı dedim. İkinci itiraz ettiğim konu da, Cumhurbaşkanlığı genel sekreteri ve Başbakanlık müsteşarının ön sıralarda olmasına karşın meclis genel sekreteri protokolün 58. sırada olmasıydı. Bir düzenleme yapılmasını istedim. Her halde yapar dedim. Bakanlıktan "Cumhurbaşkanımız (Ahmet Necdet Sezer) uygun görmemektedir" diye bir cevap geldi. Daha sonra Meclis'in yeni protokolü diye bir çalışma başlattım sonuçlanmadı. Meclis'in millet iradesini önceleyen sivil bir protokol yapması gerekir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meclis'in güvenliğini de hâlâ bir tabur sağlıyor…&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu eskiden beri tartışılıyor. Taburun, sayısı biraz daha azaltılarak törensel amaçlı hale getirilirse daha iyi olur. Genelkurmay ile bir noktaya gelmiştik. İstanbul'da milli saraylarda asker geriye çekildi, onun yerine polis konuldu. Nihai hedefim, Meclis ve mili saraylarda asker olmasın, sivil bir özel güvenlik teşkilatı kuralımdı. Sayın Büyükanıt da sayının küçültülmesi konusunda benimle hemfikirdi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;MEHMET GÜNDEM-YENİ ŞAFAK
&lt;/p&gt;</description><category>bülent arınç tan dobra dobra, bülent arınç, seçimler, manisa, yerel seçim, siyaset, akp, adalet ve kalkınma partisi</category><pubDate>06 Apr 09 14:24:24 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1359/46996/B%C3%BClent%20Ar%C4%B1n%C3%A7%27tan%20dobra%20dobra</guid></item><item><title>Dünü bugünü ve yarınıyla BAŞÖRTÜSÜ...</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1090/45521/D%C3%BCn%C3%BC%20bug%C3%BCn%C3%BC%20ve%20yar%C4%B1n%C4%B1yla%20BA%C5%9E%C3%96RT%C3%9CS%C3%9C...</link><description>&lt;p&gt;Dünü bugünü ve yarınıyla BAŞÖRTÜSÜ...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kazım Güleçyüz/Gazeteci-Yazar(Yeni Asya Gazetesi)&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünya bir imtihan meydanı ve hayat içiçe geçmiş imtihanlar süreci. Bu imtihanlardan birini de hep birlikte gerek fert fert, gerekse toplum olarak başörtüsü meselesinde yaşıyoruz. Ve şu andaki tablo itibarıyla bu imtihanda çok başarılı olduğumuz söylenemez. Çünkü yasak hala devam ediyor. Bu başarısızlığın birçok sebebi var. En başta da maalesef ilahiyatçılar bu işin başını çekiyorlar. Bu meseledeki hakkı, hakikati ve doğruyu söyleme cesareti dahi gösterilemedi ilahiyatçılar camiasından. Demek ki bizim resmi kalıplar içerisindeki ulemamızdan hayır yok. Onlardan bir şey beklemek bundan sonraki süreçte de doğru değil. Dolayısıyla bizim sivil ve özgür ulemaya nazarlarımızı çevirmemiz lazım. Var mı bu zamanda öyle ulema? Onları arayıp bulmamız lazım. Yakın tarihimizde var mesela. Bunlardan bir tanesi Bediüzzaman Said Nursi. Bediüzzaman Said Nursi bundan yetmiş sene önce, 1935'te Eskişehir Mahkemesi'nde yargılandığı zaman Tesettür Risalesi'ni yazdığı için mahkum edildi. Ve tek mahkumiyet sebebi de budur. Ve buna tepkisini şöyle ifade etti: "Bin üç yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon insanların hayat-ı içtimaisinde en kudsi ve hakiki ve hakikatli bir düstur-u İlâhî, yani tesettürün, üç yüz elli bin tefsirin tasdiklerine ve ispatlarına istinaden ve bin üç elli senede geçmiş ecdadımızın itikatlarına iktidaen tefsir eden bir adamı mahkum eden bir kararı elbette ruy-i zeminde adalet varsa o kararı red ve bu  hükmü nakzedecektir." Dolayısıyla bizim bu yaklaşımla meseleye eğilmemiz lazım. Ve en azından geçmiş bin dört yüz sene zarfında tesettür ayetlerini doğru şekilde yorumlayıp, tefsir edip o şekilde uygulayan ecdadımızı dikkate alarak o nazarla bakmamız lazım.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İkinci bir nokta, kamusal alan diye bir şey icat edildi son dönemde. Ve kamusal alan adeta başörtüsünün şahsında özgürlükleri yok eden, yutan bir kara deliğe dönüştü. Buna karşı bizim yapmamız gereken şey, sivil özgürlükler alanını genişleterek kamusal alanı bu sivil alanın içine hapsedip daraltmak.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tesettür, başörtüsü mücadelesinin iki boyutu var. Bir tanesi hak mücadelesi boyutu, biri de tebliğ boyutu. Bence tebliğ boyutu daha önemli. Çünkü bizim varoluş, bu dünyada bulunuş hikmetimizle doğrudan alakalı bir şey. Bu tebliğ hadisesi de iknaya dayalıdır. Yani çatışmacı söylemlerden ziyade olabildiğince geniş kesimleri ikna etmeye, kazanmaya yönelik bir üslupla yürütülmesi lazım bu mücadelenin. Tebliğ sorumluluğu içerisinde eğer hareket ediyorsak tesettürü birtakım yozlaşmaların kurbanı haline getirmememiz lazım.  Yargıyı 28 Şubat etkisinden de kurtarmak lazım. Bunun yollarından bir tanesi hak arama sürecinde yargıdan yardım istemeye devam etmektir. Tekrar başvurmak kendi yanlışını düzeltme fırsatı vermektir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başörtüsü mücadelesi verirken Mustafa Kemal'i referans olarak kullanmaktan artık vazgeçelim. Çünkü hem bir faydası olmuyor, hem de realiteye ters. Çünkü Mustafa Kemal daha milli mücadele devam ederken, arkadaşlarına hedeflerini yazdırırken "Tesettür kalkacaktır" diye bir  maddeyi özellikle yazdıran insan.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dualarımızı da yoğunlaştırmamız, sıklaştırmamız ve bunu fiili duayla desteklememiz gerekiyor.&#13;
--------------------
&lt;/p&gt;</description><category>başörtüsü yasağı, Özgürlük, hürriyet, hak, hakikat, direnis, savunma, payvınderdış, mukavemet</category><pubDate>01 Apr 09 12:47:54 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1090/45521/D%C3%BCn%C3%BC%20bug%C3%BCn%C3%BC%20ve%20yar%C4%B1n%C4%B1yla%20BA%C5%9E%C3%96RT%C3%9CS%C3%9C...</guid></item><item><title>ANNESİNİN GÜLSERVERİ, ÜSTADININ BAŞYAVERİ...</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1222/45520/ANNES%C4%B0N%C4%B0N%20G%C3%9CLSERVER%C4%B0%2C%20%C3%9CSTADININ%20BA%C5%9EYAVER%C4%B0...</link><description>&lt;p&gt;ANNESİNİN GÜLSERVERİ, ÜSTADININ BAŞYAVERİ...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img src="http://resim.samanyoluhaber.com//haber/1/4/4/0/9/144097.jpg" border="0" alt="" /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vefatının 38. yılında Zübeyir Gündüzalp&#13;
İnandığı davası uğruna hem dünyasını hem de ahiretini feda eden bir insan-ı kâmil, bir veliyy-i âzam, çileyle yoğrulmuş sarsılmaz bir ruh...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Annesinin Gülserveri, “ben seni daha üç yaşında bir çocukken, manevi himayeme almıştım.” diyen Üstadının “Başyaveri” hizmetkârı, sır kâtibi, öl deyince hemen ölecek kadar ona bağlı havarîsî ve daha sayamadığımız bir çok faziletlere sahip bu büyük ruh, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin son döneminde birinci muhatabı olan talebesi Zübeyir Gündüzalp’dir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1920 senesinde Konya'nın Ermenek kazasında dünyaya gelen, neseben Kafkasyalı olmasından mıdır? nedir, Şeyh Şamil'in ruh ve edâsını üzerinde görmenin mümkün olduğu çelik iradeli, keskin bakışlı, tam bir ciddiyet ve vakar abidesi bu aziz zat aramızdan ayrılalı tam 38 yıl oldu. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bütün samimiyeti ve ihlâsı ile iman ve Kur’an hakikatlerinin neşredilmesi ve yaygınlaşması yolunda gayret sarfetmiş, mücadele etmiş, hiçbir beklenti içerisinde olmadan hep koşmuştur. Bu gayret-i diniyesi ebediyete intikâl ettiği tarih olan 2 Nisan 1971 tarihine kadar fasılasız devam etmiştir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cenab-ı Hak, çoklarına nasip ettiği gibi kendisi de onun ahirete teşyîine katılma imkanını bulan ve tanımayı kendi adına şeref kabul eden, fakat; ondan gerektiği gibi istifade edememeyi de bahtsızlık sayan Muhterem Fethullan Gülen Hocaefendi de; “Zübeyir ağabey, kendini görenlerde hemen inanmış bir insanı görmüş hissi uyarırdı. İddiası yoktu, şakası yoktu, latifesi yoktu ama muhataplarını mutlaka inandırır ve ikna ederdi. Söz ve tavırlarıyla rahatsız edici de değildi. Öyle bir dava adamıydı ki, “Teessür ve ızdırap karşısında kalpten bir parça kopacaksa ‘bir genç dinsiz olmuş’ haberi karşısında o kalbin atom zerratı adedince paramparça olması lazım gelir” diyor idam sehpalarında noktalanabilecek bir yolda yürürken bile hakikati haykırmaktan geri durmuyordu.” diyordu.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sayamadığımız bir çok faziletlere mahzar, mana aleminin sultanlarında biri olan bu büyük şahsiyetin hizmetlerini ve meziyetlerini satırlara sığdırmaya ve kelimelerle anlatmaya çalışmak bizim haddimize düşmez. Ama en azından sonraki nesiller için birer yâd-ı cemil olacak kahramanlardan biri olan Zübeyr Ağabey’e bir vefa ve kadirşinaslık adına birkaç başlıkla da olsa yeni nesillere tanıtılması, saygıyla ve rahmetle hatırlanmasına vesile olur düşüncesindeyiz. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;NURLARLA VE ÜSTADLA TANIŞMASI&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Konya Postanesinde memuriyete devam ederken 1944 yılından sonra hemşehrisi vasıtasıyla Risale-i Nurlarla tanışır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Emirdağ’ında mecburi ikamette bulunan Üstadına 1946 yılında gerçekleşen ilk ziyaretinde tarif edilmez bir hâl yaşar. Kendinden geçer, bir ağlama ve hıçkırık tufanına tutulur. Bu ilk ziyaret onun ruhunda derin bir tesir bırakır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üstadın verdiği ilk ders bir ikaz mahiyetindedir; “Mesleğimiz meşakkattir, meşakkat ise alâmet-i makbuliyettir.” &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu ilk ders hayatının sonuna kadar karşılaşacağı çile ve meşakkatlere hazır olmasının işaretlerini de taşımaktadır.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KENDİNİ İHBAR EDEN ADAM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Emirdağ’ında bulunan üstadı ve değişik vilayetlerden toplanan 50 civarında ileri gelen nur talebeleri ile birlikte Bediüzzaman Hazretleri 1948 yılında tutuklanarak Afyon hapishanesine konur ve ağır cezaya sevk edilirler. Zübeyir Gündüzalp, çok kıymetli talebelerin ve hürmetli üstadının yanında olmadığı için çok müteessir olur. Üstadına bağlılığından ötürü içeri girmenin yollarını arar. Bir hapishane ziyareti sırasında Ceylan Çalışkan “Ondan kolay ne var! İnönü’ye bir telgraf çek, ertesi gün yanımıza gelirsin…” diye yol gösterir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hapishaneden ayrılı ayrılmaz İnönü’ye şu mealde bir telgraf çeker: &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Siz nur talebelerini Afyon hapishanesine topluyorsunuz, ama Akşehir’de posta memuru Zübeyir Gündüzalp’i görmüyorsunuz…”&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ardından gelen bir emirle hemen tutuklanır ve o da Afyon hapishanesine konulur. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hapishanenin kapısından içeri girer girmez ellerini açarak medrese-i Yusufiye’ye girdiğinden dolayı Allah’a şükreder.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Altı ay sonra diğer talebelerle tahliye olanların listesinde kendi adı yer alınca hapishane müdürüne çıkıp, sırf Üstadından ayrılmamak için tahliyesinin yanlış olduğunu söyler. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müdür “Öyle şey olmaz” demesine rağmen tekrar yapılan bir hesapla 40 gün önce tahliye edildiği ortaya çıkar. Böylece kırk gün daha hapiste kalıp sevinç ve şükürle Üstadın hizmetine devam eder. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BİN TALEBE KADAR&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zübeyir Gündüzalp’in Afyon mahkemesinde yapmış olduğu müdafaa tek kelimeyle “muhteşem”dir. Bir ihlas, sadakat, cesaret, belagat abidesidir. Bu uzun müdafaanın bir yerinde şöyle der: &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Sorgu hakimliğin de, ‘Sen Risale-i Nur’un talebesi imişsin…’ denildi. ‘Bediüzzaman Said Nursi gibi bir dâhinin şakirdi olmak liyakatini kendimde göremiyorum. Eğer kabul buyururlarsa iftiharla, ‘Evet, Risale-i Nur şakirdiyim.’ derim.” der. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunu üzerine Üstad, mahkeme huzurunda oturduğu yerden kalkarak, “Bin talebe kadar kabul ettim.” der. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DAVASININ KARA SEVDALISI &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bundan sonraki hayatı, biraz Eskişehir ve Ankara ile nihayet büyük kısmı İstanbul'da iman ve Kur’an hizmetleri içerisinde geçmiştir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üstad kendisine “Hayatım, hayatınla devam edecek.” demiş, kendisinden sonra “meslek ve meşrebi temsil” misyonunu ona yüklemişti. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayatının en verimli çağları olan gençlik yıllarını, muazzez Üstadının hizmetine adamış, adeta vücudunun bir parçası gibi gece-gündüz yanından hiç ayrılmamış, gölge gibi takip etmiştir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üstadın ne zaman çağıracağı belli olmadığından çoğu zaman geceleri uykusuz kalır. “Üstadın hizmetini aksatırım” endişesiyle uyku giderici haplar kullanır. Bazen da uykusu gelip yattığında çağrılırımda uyanamam diye kapının eşiğine yatar, kapıdan çıkarken benim üstüme basar da bu sayede uyanırım diye yattığı çok olmuştur. Bünyesi uykusuzluğa alıştığı için Üstadın vefatından sonra bu defada uyku veren ilaçlar kullanmaya başlamış. Kaldığı özel odasının köşesinde görenlerin ifadesine göre neredeyse ‘bir çuval ilaç vardı’ demektedirler. Bütün bu yaşananlar ve yan tesiri olan ilaçlar vücudunun zayıf bünyesinin dengesini iyice bozar. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hastalığının ilerlediği son zamanlarında kendisini tedavi etmek isteyen doktorlara:&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Ben Risale-i Nur'larla insanların imanını kurtarmaları için gece-gündüz çalışma diye bir kara sevda hastalığına tutulmuştum. Sizin tıbbiyenizde, doktorluğunuzda 'kara sevda' hastalığının ilacı ve tedavisi var mıdır?" diye sorular yöneltir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;FİTNEYİ BENİM CESEDİM KARŞILAR&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bediüzzaman Hazretleri, Emirdağ’da iken yazdığı bir mektubunda; siyasî ve ideolojik boğuşmaların neticesinde ülkede anarşinin tahribata geçme imkânı bulacağını yönündeki endişelerini açıklar. &#13;
Ayrıca Şualar (sh.269) isimli eserinde "Felak" sûresinde iki kelimeden ebced hesabı ile 1971 yılında anarşinin şiddetleneceğine işaret ederek şöyle kaydeder: “Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak” demektedir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;12 Mart 1971 muhtırasına gelinen süreçte, ülkemizde eylemler artmış. Hatta bu eylemler sağ sol çatışması olmaktan çıkarak, anarşi hareketlerine dönüştüğü görülecektir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kardeşin 1971 fitnesinin mahiyetini ısrarla sorması üzerine “71 gelir, benim cesedim onu karşılar.” demiştir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"12 Mart Muhtırası" olarak Türk siyasi tarihinde yerini alan hadisede Türk Silahlı Kuvvetleri "Parlamento ve Hükümetin süregelen tutum, görüş ve icraatının yurdu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluk içine soktuğunu” gerekçe göstererek muhtıra vermiştir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zübeyr Ağabey, nasıl yaşadı ise öyle de Allah’a yürümüş. Muhtıradan 20 gün sonra ve genç sayılabilecek bir yaşta bu milletin üzerindeki felaketi bir paratoner gibi cesedi ile karşılamış. Fatih Camiinde büyük bir kalabalıkla kılınan cenaze namazının ardından hafif hafif çiseleyen yağmur altında Eyüp Sultan sırtlarındaki ebedi makamına defnedilir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son söz olarak onun dediği gibi; “Kalemen, amelen, lisanen çalışmak” gerek.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aziz ruhuna dua ve fatihalarla...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Araştırmacı-Yazar Mustafa KÖFKECİ&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Faydalanılan kaynaklar:&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(1) Nurun Büyük Kahramanı Zübeyir Gündüzalp, İhsan Atasoy, Nesil Yayınları, Ekim 2005&#13;
(2) Nur’un Kahramanları, Mustafa Öztürkçü, Nesil Yayınları, Mayıs 2002&#13;
(3) Kırık Testi, M.Fethullah Gülen.
&lt;/p&gt;</description><category>ziver, zübeyr gündüzalp, nurcu, nurculuk, müslüman şahsiyetler, öncü müslümanlar, Önder müslümanlar, güzel müslümanlar</category><pubDate>01 Apr 09 12:16:04 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1222/45520/ANNES%C4%B0N%C4%B0N%20G%C3%9CLSERVER%C4%B0%2C%20%C3%9CSTADININ%20BA%C5%9EYAVER%C4%B0...</guid></item></channel></rss>
